2020 direnişin yılı olsun!

Yeni bir yıla girdik. 2020’nin geçen yıla kıyasla daha fazla mücadeleyle geçeceği, yılın son dönemlerinde daha da belirginleşti. Ortadoğu’da 3.Dünya savaşının derinleşeceği ve daha artacağı bir döneme girildiği de söylenebilir. Bu yüzyılın kendine biçtiği misyon, 20. yüzyılda oluşturulan siyasal sistemlerin aşılarak Ortadoğu merkezli yeni siyasal sistem kurmaktır. Direnen toplumsal mücadeleler kadar hegemonlar da böyle algılıyor. Bu dönem, stratejik değişimler dönemidir. Hegemon güçlerin de hakimiyet kaybetme korkusunu derinden yaşaması bundandır. Toplumsal özgürlükleri, demokratik dönüşümleri öngören güçler için de hassas kaos dönemleridir. Büyük zaferleri ihtiva etmekle birlikte büyük zorlukları, riskleri de ihtiva etmektedir. Kimi güçler için kendini korumak, varlığını süreklileştirmek dahi başarı sayılırken, kimi güçler için evrenselleşmek çağın sonuçları arasındadır. Tüm bunlar dünya için Ortadoğu’nun önemine işaret ederken, Ortadoğu’da da Kürdistan’ın önemine dikkatleri yöneltmektedir.

3.Dünya savaşının en yoğun yaşandığı saha Suriye-Rojava sahası oldu. Bu saha küresel güçler için ne kadar stratejikse –Ki faşist Erdoğan hükümeti ‘Rojava kırmızı çizgimizdir’ demişti- Kürtler için çok daha fazla stratejiktir. İronik bir şekilde her iki tarafın varlık yokluk sorunu kesişmiştir ve bu çakışmadan doğan düğümü çözecek olan da Önder Apo’dan başkası olamaz. Bölge böyle bir önem arzediyorken kendine garantör diyen ülkeler, ezelî “sıcak denizlere inme” hayalini gerçekleştirme hevesiyle Kürtleri gözden çıkarmanın, Türkler karşısında Kürtleri bir maşa olarak da kullanmanın alışkanlığından kopamadılar. Tüm mutabakatlar Kürtler açısından savaşı durdurma ve daha fazla kaybı önleme adına yapıldıysa da garantör ülkelere rağmen bu bölgeler talan, gasp, katliam bölgeleri olmaktan kurtulamadı. Derininde ise Girê Spî’de Türk okulları açmakla devam eden bir Türkleştirme alanı yapılmaya başlandı. Buna karşın, Kürdistan özgürlük mücadelesiyle aynı sloganları dillendiren bir dünya insanlığı, Türkiye’yi eleştiren, mahkum eden bir dünya insanlık vicdanı vardı. Bu anlamda büyük bedelleriyle birlikte evrenselleşen demokratik ulus değerlerinin en görünür olduğu yıl, 2019 yılıydı.

‘Asıl ikamet yerlerine dönme…’

Astana bildirisindeki “Suriye’de yerinden edilmiş kişilerin asıl ikamet yerlerine gönüllü ve güvenli şekilde dönmelerinin kolaylaştırılması” maddesi, Türk Dışişleri Bakanlığı açıklamasında sansürlendi. Çünkü “asıl ikamet yerleri” vurgusu AKP’nin Kuzeydoğu Suriye’de yaratmak istediği demografik değişim planlarına aykırı. Çünkü o sansürü yapmazsa, Özbekleri getirip Rojava’ya koyamazdı. Yine toplantı ertesinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’ye İdlib’de tarafını netleştirme konusunda uyarıda bulundu. Yine Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi de yaptığı açıklamada Türkiye ile diplomatik temaslarının olmadığını belirterek, Türkiye’nin adı geçen mutabakatlara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkladı.

Suriye’deki savaşın diğerlerinden bir farkı da her gücün kendine bağlı örgütlediği DAİŞ, El-Nusra, ÖSO ve en son SMO gibi derleme çete grupları üzerinden savaş yürütmesidir. Devletler resmi ordularından ziyade paravan örgütler ve kontra güçler eliyle savaşıyor. Bugün Libya’da bu durum kapitalist dinin ibadeti gereğince şirketleşerek ilahi şeklini aldı. Sadat ve Wagner, bu derleme çete gruplarının kapitalist adlandırmasıdır. İşgalci Türk devleti tüm bu çetelerin hamiliğinde Suriye’deki savaşa girdi. Kobanê savaşıyla Kürtler DAİŞ’i yenince onun yerini Kürtlere karşı soykırım düzeyinde her türlü kirli savaş yöntemlerini kullanan Türk devleti aldı. DAİŞ’in rolünü şimdi Türk devleti oynuyor. Bir anlamda, figüran sahneden çıktı, aktör kendi yerine geldi.

Rojava’da görkemli direniş

Devrimci mücadele açısından 3.Dünya savaşında sömürgeci güçlere ve onların çetelerine karşı en büyük savaşı Kürtler verdi. Kobanê’yle başlayıp Rojava Onur Direnişiyle devam eden mücadele, 21. Yüzyılın en görkemli direnişi oldu ve tarihe yön verdi.

Türk devleti Kürtlere karşı 2012 yılında Serêkaniyê’ye saldırdı, 2013 yılında Efrîn ve Kobanê’ye saldırdı. 2014 yılında yine çeteleri kullanıp Kobanê’ye saldırarak bizzat savaş yürüttü, ancak hezimete uğradı. Türk işgalci soykırım siyaseti Rojava devrimiyle büyük bir darbe aldı. Devrimin bölgede yarattığı etkiyle, aldığı darbe derinleşti. Bu aldığı darbenin acısıyla 2015-2016 yılında Bakur’a ve direnişlerine saldırdı, insanların evlerini, hayatlarını yaktı, Bakur devrim ruhunu çökertmek istedi. Bakur Kurdistan’ı, mutlaka yok edilmesi, çökertilmesi farz olan bir beka sorunu saydı.

Aynı amaçla, ırkçı-milliyetçi-faşist AKP-MHP-İYİ-CHP milli savaş koalisyonu şeklinde örgütlendi ve Kürtlere karşı topyekûn savaş kararı aldı. Tarihin en kirli özel savaş yöntemleriyle uluslararası güçlerin onayı ve desteğiyle 2018 Efrîn işgalinden sonra 9 Ekim 2019 tarihinde Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye işgalini başlattı. Bu işgalle, 3. Dünya savaşının en sert savaş cephesi soykırımcı Türk devleti tarafından Kürtlere karşı açılmış oldu.

NATO tekniğiyle donanmış olan bir ordu, bölgesel çete oluşumlarla birleşip Kürtlere karşı savaş yürütüyor. Bugün merkezi uygarlık sisteminin dinci, milliyetçi, erkek egemenlikli doymaz artıklarından oluşan ve her şekle giren çeteleri, elinde Türk bayrağını sallarken görmek artık kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü çeteler, Türk ordusunun bir koludur. Koruculuk gibi, bekçilik gibi. Şimdilerde Libya’da Sadat gibi.

Şunu eklemek şart. 2014 yılındaki DAİŞ’in Kobanê saldırısı küresel sistem odakları tarafından hazırlandı. Amaç Kürdistan devrimini ve öncü gücünü darbeleyerek işbirlikçiliğe mahkum etmek ya da yoketmekti. DAİŞ yenilgiye uğrayınca aynı plan Türk devleti üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

AKP-MHP’nin hezimet yılı

AKP-MHP savaş hükümeti devletin tüm potansiyelini devreye koydu ama özgürlük hareketi karşısında istediği sonucu alamadı. Hatta daha derin bir krize sürüklendi. Rojava direnişi faşist Türkiye’nin ve küresel güçlerin planlarını bozdu, boşa çıkardı. Boğmak istedikleri devrim, direniş sayesinde küresel boyuta ulaştı ve dünya halklarının sahiplendiği bir mücadeleye dönüştü. Türk devleti Kürt soykırımı karşılığında küresel güçlere verdiği tavizleri içeren anlaşmalarla daha fazla bağımlı hale geldi. Dar anlamda İran’a karşı, genelde de bölge savaşında kullanılan bir piyona dönüştü. İçte ve dışta daralarak çöküş sürecine girdi. NATO üyesi olsa da ittifakları arasında eskisi gibi destek görmedi. Artık 5. madde değil, tümden NATO telaffuz edilir oldu. Küresel ve bölge devletleriyle olan çelişkileri arttı. İçerde çelişkileri arttı, yolsuzluk, rüşvet davaları artık konuşulmaz oldu zira bunu artık iktidarın kendisi yaptığından tüm iç sömürü biçimleri bir devlet politikası haline getirildi. Kötülük arttı, içeriyi çürütmeye başladı. Ne yazık ki intiharlar bunun sonucu oldu. Dünyada ve bölgede tecrit oldu. Bu anlamda, Önder Apo’ya uyguladığı tecrit, dönüp TC’yi vurdu.

AKP-MHP faşist iktidarı toplumsal, siyasi, askeri ve ekonomik olarak ülkeyi ve süreci yönetemez hale geldi. Kriz ve savaş stratejisi çöküşü önleyemedi, kısmen erteleyebildi. Kuzey Doğu Suriye’de Önder Apo’nun ektiği özgür yaşam tohumlarının bugün yeşerdiğini görmek, Erdoğan’ın Halep vilayeti hayallerinden oluşan bulutları dağıttı, üzerine bir devedikeni gibi yükseldi. Minbic’ten Derazor’a, Halep’ten Tabqa’ya kadar Kürdistan özgürlük devrimi öncülüğünde gelişen demokratik halk devrimini soluyan Arap halkının onurlu duruşu karşısında artık Kur’an’dan sureler okumanın nafile olduğunu da görmüş oldu o “şahısları”.

2019 yılı bu anlamda sömürgeci soykırımcı AKP-MHP iktidarı için bir hezimet oldu. Yayılıyor görünüyor, ama kağıttan bir kaplancılık oyununda olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Filoları, gemileri olması az değil ancak tüm dünya halkları nezdinde, Ortadoğu’da tüm Arap halkı nezdinde mahkum olmuş, teşhir olmuş, aşağılanmış, yöneticilerinin resimleri yakılmış, bayrakları yakılmış ve nice hakarete maruz kalmış bir ülke olmak, bir hezimet değilse nedir? Ortaasya’dan Afrika’ya uzanma hayalleri Erdoğan-Bahçeli iktidarının yaralarına bugün pansuman olsa da, bu uzanışın parçalanan bir statüye giden cerrahi bir dönemi başlatması şaşırtmayacaktır.

Yeni yılda büyük savaşlar…

Direnen güçler açısından da yılı doğru değerlendirerek 2020’ye bu bilinçle hazırlanmak gerektiği açık. Zira, tek başına “haklıyız kazanacağız” ezberi ancak bir avuntu olabilir. Haklı olunduğu kadar doğru mücadele edilmesi, stratejik dönemlerin, dengelerin ve güç durumlarının iyi hesaplanması ancak kazandırabilir. Kürdistan devrimini yaygınlaştırmak, derinleştirmek ve sistemleştirmek, Ortadoğu halklar devriminin temeli oldu. Devrimci mücadeleyi korumak, onu derinleştirmekten, güçlendirmekten ve yeni alanlara taşımaktan geçer. 2020 yılının, devrim mücadelesinin, demokratik ulus mücadelesinin tecrit edilmesine izin verilmeyeceği bir yıl olacağı şimdiden görülmektedir.

Yeni yılın daha büyük savaşlar olasılığına da gebe olduğu görülüyor. Tüm olasılıkları demokratik uluslaşmanın büyük fırsatına dönüştürmek, halklar boğazlaşmasına izin vermemek yılın kazanımı olacaktır. Bölge halklarıyla birarada yaşamanın koşullarını yaratmak kadar dünya halklarıyla ilişkilenerek bu evrenselleşmeyi yaratmak, büyük kazandıracaktır. Bölge halklarının devrimci halk savaşı perspektifiyle kendi özsavunmasını yapmasının kutsal önemini bir kez daha görüyoruz. Bunu derinleştirmek ve bilinci kültüre dönüştürmek anlamı büyütür. Siyasal demokratik çözümün yolu da devrimci halk savaşını kaçınılmaz kılmaktadır.

Hepsi için Önder Apo’nun söylediği “ne eskisi gibi yaşanır, ne de eskisi gibi savaşılır” sözünü her an akılda tutmak, değişimlere cesaret etmeliyiz. Kendinden başlayarak değişmek, değişmenin zorluğunu göğüsleyebilmek ve demokratik uluslaşmanın bölge ve dünya ölçeğindeki kazanımlarını bilmeliyiz.