26 yıla saygı

26 yıllık hapishane direnişinden sonra Vefa Kartal’ın cenazesini kaçırarak ailesinin bile gelmesine fırsat vermeden gömen devlet, unutulacağını sanmış olabilir ama ne mücadele arkadaşları ne de Kürt halkı onu unutacaktır.

Şehit mezarlarına saldırmak ve cenaze kaçırmak ancak AKP-MHP iktidarının yapabileceği bir korkaklıktı; bu korkuyla en kutsal değerlerimize saldırmaları sona doğru yaklaştıklarının en açık göstergesidir.

Ne yaparlarsa yapsınlar, toplumsal değerlerimiz hafızalara sökülmemecesine yerleşmiştir. Önder Apo bu durumu şu sözlerle anlatmıştır: “Tarih tarihtir artık hiç kimse geri döndüremez. Özgürlük de özgürlüktür artık hiç kimse geri alamaz!”

Bu tarihi yazan yiğitler unutulmamayı bizzat kendi emekleri ve canlarıyla baki hale getirmişlerdir.

Ararat kadar büyük bir yürek vardı Vefa’da! O yürek unutulur mu?

90’lı yılların başında Devrimci Sol sempatizanıydı. Kısa süre sonra PKK’ye katılmıştı. Kürt kimliğinin bilincine varmış olmasının bu kararında etkili olduğunu ama asıl olarak Önder Apo ve gerilladan etkilenmesinin belirleyici olduğunu söylemişti.

1994 yılıydı, yer Manisa’ydı: Faşist polislerin saldırdığı Tatvanlı yurtsever bir aileden olan genç özgürlük sevdalısı Aygül Çaçan kentin ortasında vurulmuştu. Polisler aynı süreçte Cebrail gibi yiğit bir Kürt gencini katletmişti. Manisa sokaklarında iki Kürt gencinin kanı dökülmüştü.

Vefa Kartal bir özgürlük militanıydı. Manisa’da sorumluluğunu yürüttüğü yurtsever grupla birlikte faşist polislerle çatıştılar, ajan-korucu çeteleri hedeflediler. Kürdistan yakılıp yıkılırken, nerede olursa olsun buna karşılık veriliyordu.

İstenmeyen bazı acı ve talihsiz olaylar da yaşandı. Kendisinin içinde olup olmadığına bakmadan sorumluluğu gereği bunların muhasebesini yaptı. Yanlışın olduğu yerde, devletin yönlendirmelerini sorguladı.

Bir özel savaş devleti olarak kurulmuş olan Türk devletinin komplocu oyunları ve dehşet saçmaya dayalı soykırımcı uygulamaları had safhaya çıkmıştı. Buna karşılık Manisa ve ilçelerinde tıpkı Kürdistan’daki gibi büyük serhildanlar yaşanıyordu. Halkı bastırmak için öncülerini ortadan kaldırma, halkı işkencelerden geçirme, korkutma, tutuklama gibi yöntemleri devreye koydular. İşkencelerden geçirilerek tutuklanan öncülerden biriydi Vefa.

Dönemin ruhunu, faşist sömürgeciliğe karşı her yerde silahlı öz savunma ve serhildan temelinde yürütülen direnişler yansıtıyordu. Zindanlar on binlerin direnişiyle ayaktaydı.

Ateşten günlerden geçen Vefa Kartal aralıksız 26 yıl zindanlarda direndi. Bu bile başlı başına saygı duyulacak ve tarihin onurlu sayfalarına geçen bir yaşamdır. Direnenlerin bıraktığı miras unutulur mu? Faşizme karşı bugün de aynı ruhla yürütülen direniş her şeyi açıklamaktadır.

Vefa Kartal gibi zindanlarda direnen tüm tutsaklarla dayanışmanın daha somut, görünür ve etkili tarzda yürütülmesi gerekir.

AKP-MHP devleti dünyanın gözleri önünde yargısız infaz yapıyor, tutsakların tümüne fiilen idam uyguluyor. ABD’de bir polisin işlediği cinayeti Türk devleti her gün işliyor.

Çocuklar, kadınlar, siyasetçiler, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, on binler var içeride. Ve artık tahammül sınırlarını aşacak kadar çok ağır tecrid işkencesine tabi tutulan Önder Apo var! Unutmayalım ki zindandaki tüm tutsaklar için duyarlı davranmanın, direnmenin onuru, geleceğimizin tek güvencesidir.

Virüs saldırısıyla oluşan yanlış algılar, yanılgılar ve eve kapanma dönemi de bitmiştir. Şimdi sadece faşizmi yıkacak direnişi geliştirmek, zindanları boşaltmak gerekiyor.

Vefa gibi 26 yıl hapishanelerde direnen devrimci tutsaklar uğruna göze alamayacağımız hiçbir bedel olamaz. Bunun sonuçlarının çok büyük olacağından ve Ağrı Dağı’nın sembol ettiği tüm halkların, tüm değerlerin intikamının alınacağından hiç kuşku yoktur.

Onun son sözleri neydi, son günlerinde nasıl yaşadı, neler düşündü, bunları merak ediyor insan. Ağır hastalığına rağmen baş eğmeyen duruşuyla 26 yılın tamamını, son anına dek direniş yılları olarak karşıladı.

Şair Necati Siyahkan’ın dizeleriyle hapishane ve mücadele arkadaşımız sevgili Vefa Kartal’ı uğurlamak isteriz:

“Güneş aydınlığını gördüm.

Güneşin hapsedildiği yeri biliyorum.

Hazır ol

Ordu ordu

Bölük bölük

Teker teker

Geliyorum…”