8 Mart, kadınlar ve Dersim

                 Ava NEŞE KALP

Daha önceki yazılarda da değindiğim üzere Dersim’e son bir yılda kadın ve çocuklara yönelik bir metotla soykırım sürecine devam edilmektedir. 1937-38’de de uygulanan ve silahlı kuvvetler mensuplarının bilinçli bir şekilde Dersim’de kadınlara saldırtıldığı yeni bir sürece işaret etmektedir.

1937-38 sürecinde askerlerin aniden kadınlara saldırmaya cesaret edişlerinin arkasında dikkatli bir politikanın olduğu açıktır. Kazım Orbay’ın çok detaylı çalışmasında ortaya koyduğu Dersim’in kültürel kodlarına dair ciddi bir hazırlığın yapıldığı ve bir hazırlanma devresi olarak çok “akıllı” bir şekilde kullanıldığı aşikardır.

Dersim’de Kürtlere ve Kürtlüğe dair her şeyin elimine edilmesine yönelik toplu bir saldırı biçimi ve strateji olarak kullanılan kadınlara saldırı, özellikle son bir yılda işletime sokulması dikkat çekicidir.

Kürt kültüründe kadınlara saldırı en provokatif eylemlerden biridir. Kürt kültüründe hiç kimse, hiçbir kadına özellikle de kamusal saldırıda bulunamaz. Hele cinsel saldırı hiçbir gerekçe altında kabul edilemez. Bu ilke Alevilerde daha da katılaşır. Bu nedenle Kürt Alevilerin mekânı olan Dersim’de kadına ve çocuklara bu yönelimin ciddi ve topyekûn bir hazırlığa işaret ettiği açıktır. Alenen Kürtlerin sinir uçlarıyla oynayarak, ikinci bir soykırım planlaması niyetine işaret olarak okunabilecek bir anlama ulaşmak buradan mümkündür.

Son yıllarda yandaşlığa alınan bazı kişi ve sitelere bakıldığında ciddi bir sessizliğin varlığı ayrıca dikkat çekicidir. Örneğin Dersimnews’te son bir yılda Dersim’de kadınlara ve çocuklara dair yapılan cinsel saldırılara dair haber kıtlığı dikkat çekicidir. İki aydan fazla bir süredir kayıp olan Gülistan Doku ile ilgili tek haber İmamoğlu’nun aileyi ziyaret edişle ilgilidir. Bu katı sessizliğin bu tür grupların varlık amaçlarının görülmesi açısından önemli olduğunun altını çizmek gerekir.

Daha önce “dağda silahlı adamlar gezerse ormanların yakılmasının normal” olduğunu belirten Dersim’in “aydınları”nın da derin bir sessizlik ve muhtemelen umursamazlık içinde oluşları [a]politik angajmanlarının yönünü iyice belirginleştirmektedir. Dağda silahlı adamlar gezerken orman yangınlarını normalleştirenler, şehirde silahlı dolaşan ve gencecik kadınları kirli amaçlarına malzeme yaparak “bir Kürt daha öldürdük” diyenlere muhtemelen söyleyecek sözleri bulunmamaktadır. Belli ki Kürtlerin ayıklanması “herkes” için “hayırlı”dır.

Son yıllarda Dersim’in Kürtlüğünden sıyrılarak kendilerine alan açmak isteyenler, – hatta Kürt hareketine yakın olanların bir kısmının da özenle Kürt ve Kürtçe kavramlarını kullanmasını ayıklayan durum-, devletin başarılı devşirme planlarının evrildiği aşamanın göstergesidir. Devletin kendi metinlerinden Kürt kavramını ayıklayarak yerine Kürt karşıtı Zazacı kimlikle yeniden neşri Dersimliler arasında paralel olarak sürmektedir. Bu, Dersim’deki Kürt karşıtlığı ile Devletin Kürt karşıtı politikalarının çakışma zeminlerinin görülmesi açısından önemlidir. Örneğin Genel Kurmay arşivinden kayda alınan kaynaklarda Şeyh Said için “Doğu bölgesinin en zenginlerinden olan Şeyh Said gezip dolaştığı yerlerde, özellikle Zaza Kürtleri arasında büyük nüfuza sahipti” (Hallı, p. 84)(*) denir. Oysa şimdi Zaza Kürt’ü kavramı devletin tüm resmi dokümanlarından ve dilinden, buna paralel ve daha da hevesli olarak Dersimli bazı çevrelerin dilinden de aynı biçimde özenle ayıklanmaktadır.

Kürt düşmanlığının zamana yayılmış biçimi olarak gelinen aşama, “Milli mücadeleye, yalnız yabancı istilacıyı ‘Vatanın Harimi İsmetinde Boğmak’ gibi sınırlı bir amaçla değil ‘Milli Egemenliğe Dayanan Kayıtsız, Şartsız Yeni bir Türk Devleti Kurma’ kararı, … mücadelenin, asıl cumhuriyetin ilanı ve halifeliğin kaldırılmasından sonra başlayacağı “(Hallı, 78)  tonlamasından başından itibaren bellidir. Bu planının en önemli parçası Kürtleri kırarak, parçalayarak, bölerek, devşirerek azaltmak ve asimile etmek olarak belirginleşmektedir.

Bu durum, Dersim’de devlet tüm gücüyle Kürt kadın ve çocuklarına saldırırken, sayfalarında buna dair tek bir cümle kuramayanların angajmanlarını görmek açısından önemli bir fırsat. Bir süre sonra Dersimlilere Türklüğün bir “alt” aşaması olarak kullandıkları Türkmenlikle Türklüğe çağıran ortak projenin içerideki taraftarlığı sanırım daha belirginleşecektir. Bu nedenle 8 Mart’a girerken Dersim’de kadınlara saldırı da bu tayfanın umurunda olmayacaktır.

Ama tıpkı Kürt karşıtı Alevilik stratejisinde olduğu gibi Kürt karşıtı Zazacılık da çökecektir. Ve bugün Dersim’de Kürt lafını ağzına almayanlar, buna dair cevaplarını alacaklardır. Zira her şey artık kayıtlıdır.

Kürt kadınları Zarife, Besê, Sekine, Emoş, Anık, Kess, Gulizar, Mircan’dan Gulîstan’a kadar 8 Mart, direnen Kürt kadınlarına kutlu olsun.

(*) Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1972.