8 Mart ve inançlı kadınlar 

Kadın mücadelesinin simgesi olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 16 Aralık 1977 tarihinde kabul edilmiştir.

Dünya milletlerinin bir araya gelerek bu kararı resmileştirmeleri ve bu konuda bir cinse, diğer bir cins tarafından zulüm edildiğini resmi olarak kabul etmeleri, ezilen cins ve insanlık için önemli bir gelişmedir.

Kadının ezilmişliği, tarihi bir vakıadır. Bu ezilmişlik, insanların biri birilerine tahakküm kurma ve hükmetme zihniyetinin geliştiği günle başlar. Dinler tarihi ve toplumlar tarihi incelendiğinde, bu mücadelenin bir iktidar ve tahakküm kurma zihniyetinden kaynaklandığı görülecektir. Zihniyetler deşifre edilip tehlikeleri topluma ve bireye kavratılmadıkça sorunlar da devam edecektir. İnsanlığın başına musallat olmuş en tehlikeli zihniyet ve mefkure tahakküm kurma mefkuresidir.

Tarihte hüküm kurmuş kadınlar da göze çarpmaktadır. Kleopatra, Nefertiti ve Kraliçe Belkıs gibi, kadın hükümdarların olduğu da bilinmektedir. Erkek hükümdarların, kadına hükmetmeyle iktidara ulaştıkları da tarihi, bir hakikattir.

Bütün dinlerde ve onların ilk çıkışlarında kadının belirgin bir rolü vardır. Hz. Musa’ya (a.s) annelik de yapan, firavun sarayının first Lady si olan Hz. Asiye, Hz. Musa (a.s) sahip çıkmış, korumuş, kollamış, Saray’ını ve lüks hayatını terk ederek, İsrailoğullarının özgürlüklerine kavuşması, zulüm iktidarının son bulması için Hz. Musa (a.s) ile beraber mücadele etmiştir. Hz. Musa’nın (a.s) mücadelesi ezilen bir toplumun mücadelesi olmakla birlikte, ezilen bir cinsin de mücadelesidir.

Bu mücadele bir tevhid, özgürlük ve eşitlik mücadelesi olarak ortaya çıkarken, daha sonraları, ne hikmetse, kadının içinde hiç olmadığı, ya da İblisleştirildiği uygulamalarla devam etmiştir. Bir erkek iktidarı olan ve kadına zulüm eden Roma devlet dini ve onunla birlikte hareket eden Yahudi din adamlarına karşı, (Kuran’daki anlatıma göre) Hz. Meryem (r.a) annemiz, tek başına yüzlerce hatta binlerce Yahudi din adamı arasında kendisini eğitmiş ve Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına annelik yapmıştır.

Yahudi din adamlarının iftira ve karalamalarına rağmen Hz. İsa (a.s) gibi bir çocuğu doğurmuş, köleci Roma İmparatorluğu’na ve onların ortakları olan Yahudi din adamlarına karşı, Saliha ve mücadeleci bir kadın olarak dini ve tarihi kitaplarda yerini almıştır. Oğlu olan Hz. İsa (a.s) ise ezilmiş kadınları ve köleleri etrafında toplamış, iktidarda olan bu zalimlere karşı çetin bir mücadele vermiştir.

Yahudi din adamlarının, uydurmuş oldukları kadını recm (taşlayarak öldürme) etme kuralının uygulama döneminde Hz. İsa (a.s)’ın bir hadisesini de anlatmak faydalı olacaktır. Yahudi din adamları toplumu galeyana getirerek, kadını taşlayarak öldürmeye çalıştıklarında, kadını korumak için ona kendini siper eden Hz İsa as, şu tarihi sözünü söylemiştir “içimizde bu kadından daha temiz olduğunu bilen ilk taşı atsın”.

Hz. Musa (a.s) Hz. İsa (a.s) ve bütün peygamberlerin ezilen cins olan kadını kolladıkları, korudukları ve erkeklerle eşit olduklarını savundukları, eşitlik için çırpındıkları da, tarihte ve çarpıtılmamış dini yazıtlarda da görülmektedir. Hz. Musa (a.s) adına kadını insandan saymayan Roma imparatorluğu ve Yahudi din adamları, kadını yaşamdan tamamen silmek istemişlerdir.

Hz. İsa’nın (a.s) ve annesi Hz. Meryem’in (r.a) ezilen kadınlar başta olmak üzere verdikleri mücadele ortadayken daha sonra Hıristiyanlığı kerhen kabul eden Bizans imparatorluğu, ise kadını “cadı ve bütün kötülüğün kaynağı” diye damgalamış, kadını yakarak iktidarını sürdürmüştür.

İslam ve kadın

Arap yarımadasında kadın diri diri toprağa gömülürken Hz. Muhammed (a.s) risalet (peygamberlik) vazifesine başladığında ona ilk inanan bir kadın olmuştur. Aynı zamanda eşi olan bu kadın Hz. Hatice (r.a) dır. İslam dini, Hz. Hatice’nin omuzları ve fedakarlığı üzerinde yükselmiştir. İslam’a ilk inananlardan Hz. Sümeyye (r.a) adında bir kadın sahabe, vahşice dönemin iktidarı tarafından katledilmiştir. Mekke şehrinin kurucusu bir kadındır(Hz Hacer). Kuran-ı Kerim’in Müminun suresinin 12. ayetinde “kadın ve erkeğin aynı özden yaratıldığı” söylenmiştir. İslam’ın her yerinde ve her evresinde kadın yerini almış, mücadele etmiş, şehit düşmüş, yaralanmış ve erkeklerle eşit muamele görmüştür. Peygamberin (s.a.v) vefatına kadar, kadın ve erkek eşit tutulmuşlardır. Ancak Peygamberin (s.a.v) vefatından sonra kadının rengi yavaş yavaş silinmiş ve kadın İslam öncesi cahiliye döneminde ki uygulamalara, İslam adına geri döndürülmüştür.

Cins olarak kadının mücadelesi dinler tarihinde anlattığımız gibidir. Dolayısı ile kadın cinsine din adına yapılan zulüm ve baskının dinler adına bir izahatı da yoktur. Hakları, sahtekar din adamları ve iktidarlar tarafından ellerinden alınan, bütün Müslüman kadınların da erkeklerle tekrardan, eşit hale gelmeleri için mücadele etmesi gerekmektedir. Müslüman kadının mücadelesi de sadece bir günlük sembol mücadele biçiminde değil, eşit haklara kavuşana kadar sürdürülmelidir

50 yıllık Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ise, kadını bir cins olarak, rehber duruma çıkarmıştır. Özellikle müslüman Kürt kadınları, geliştirilmiş olan Kürt kadın mücadelesini örnek alarak, İslam aleminde, ciddi bir değişime yol açabileceklerdir. Müslümanlar olarak kadına yapılan haksızlıkları giderdiğimizde, başta Aile kurumu olmak üzere, adaletin tesisi ve huzur da gerçekleşmiş olacaktır.