8 Mart’ın anlattıkları: Direniş, isyan, devrim!

2020 yılının 8 Mart’ını geride bırakırken büyük bir umut hareketi olarak baharı karşılıyoruz. Sadece kadınlar olarak, kadınlar için değil; ezilen, sömürülen, aydın bir gelecek düşleyen herkese güç veren, umut aşılayan bir Dünya Kadın Direniş Günü’nü yaşadık. Bir kez daha gördük – ve gösterdik – ki çağımızın devrim öznesi kadındır! Ve kadın devrimi gelecekteki bir ihtimal değil, şu anda yaşanmakta olan ve giderek büyüyen, giderek genişleyen bir direniş, mücadele ve inşa sürecidir.

Bu gerçeği bu yıl Rakka’da gördük. Adını karanlığın başkenti olarak dünyaya duyuran, kadınların kısa bir süre öncesine kadar kara çarşaflar altında görünmezliğe ve sessizliğe mahkum edilen Rakka’da bu yıl yüzlerce, belki de binlerce kadın rengarenk elbiseler içinde yaşamı kutladı. Bu görüntü kendi başına büyük moral verirken, beni en çok etkileyen ise şehirde ‘Kadın Toplumun Baharıdır’ şiarıyla yapılan panel oldu. Düşünün ki 3 yıl öncesine kadar DAİŞ karanlığının hüküm sürdüğü Rakka’da dört kadın panelisti dinlemeye gelen katılımcılar arasında çok sayıda erkek vardı. Provokatörlük yapmaya ya da kendini konuşturmaya değil, kadınların düşüncelerini dinlemeye gelmişlerdi. Bu devrimsel değil de nedir?

Ya da Meksika’da 8 Mart’ı isyan gününe çeviren kadınlar! Günde ortalama 10 kadının katledildiği, katil erkeklerin devletin koruması altında olduğu Meksika’da kadınlar ilk kez genel greve gitti. Greve gitmekle kalmayıp, eril düzeni toz duman ettiler! Ve dünyanın dört bir yanındaki kız kardeşlerine temel bir mesaj verdiler: Protesto ile sınırlı kalmayın, bize korku içindeki bir yaşamı dayatan bu düzeni yıkmak için isyan edin! Zira her devrim bir isyandır. Kadının isyanı ise radikal olmalı. Meksika’daki 8 Mart’tan çıkarılacak temel sonuç bence budur.

Ve tarih yazan Şilili kadınlar! O nasıl bir kalabalıktı! Belki de tarihin en büyük kadın yürüyüşüydü. Boşuna meydana büyük harflerle ‘HISTORICA’, yani ‘tarihi’ kelimesini yazmadı Santiago’daki kadınlar.

Bu 8 Mart’ta kadınlar, günümüzün en büyük sistem karşıtı güç olduklarını gösterdiler. Devletin kendi iktidarı uğruna her türlü muhalefeti ezmeye çalıştığı yerlerde kadınlar sokakları, meydanları korkusuzca doldurup direniş bayrağını yükseltti. Amed ve İstanbul’daki 8 Mart gösterilerinin anlamı budur. Aynı şekilde 2018’den beri devletin her türlü muhalif gösteriyi yasakladığı Nikaragua’da kadınlar 8 Mart vesilesiyle cesaretle toplanıp saldırılara karşı durdu. Bu şekilde kadınlar bütün ezilenlere, bütün topluma, ataerkil kapitalist sisteme karşıt bütün güçlere cesaret verip öncülük ediyor.

Küresel hegemonyanın yaşadığı yapısal sistem kriziyle bağlantılı olarak dünyanın birçok yerinde yükselen eril faşist rejimlere karşı direnişin de öncü gücü kadındır. O nedenle bu yılki 8 Mart kadınlar tarafından Brezilya’da Bolsonaro, Filipinler’de de Duterte şahsında temsilini bulan kadın düşmanı faşist iktidarlara karşı direnişi yükseltme günü olarak ele alındı.

Erkek egemen sistem, 21. yüzyıl devriminin başat gücünün kadın ve onun özgürlük mücadelesi olduğunun gayet bilincinde. Kadının yükselen özgürlük arayışı ve bilinci karşısında eril zihniyet de örgütleniyor. Bu yılki 8 Mart’ta bu gerçeği de çok net görebildik. Pakistan, Kırgızistan ve Almanya gibi yerlerde faşist erkeklerin örgütlü bir şekilde kadınların 8 Mart eylemlerine saldırması tesadüfi olmayıp, erkekliğin kadının büyüyen özgürlük mücadelesi karşısındaki duruşunu ortaya koyuyor. O yüzden bu yılki 8 Mart’tan çıkaracağımız bir sonuç da, eril saldırılara karşı yaşamın her alanında, ama özellikle de mücadele alanlarında öz savunmamızı geliştirmemiz gerektiğidir.

Zira erkek aklı ve onun iktidar yapıları giderek yükselen kadın özgürlük dalgasını boğmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Ancak protestomuzu radikal bir isyana, mücadelemizi ise güçlü bir örgütlülüğe çevirirsek baharın gelişini durduramayacaklardır. 8 Mart 2020’nin en temel mesajı belki de budur.