801 delegeye yasa dışı kaydı

DTK Eşbaşkanları, devletin daha önce muhatap aldığı yasal ve demokratik bir kurum olan DTK’yi kapatmak için 810 kişilik delege listesini ‘yasa dışı örgüt listesi’ olarak kabul edip siyasi soykırım operasyonunu sürdürdüğünü söyledi. Eşbaşkanların, yargılamaların durdurulmasını, alınanların serbest bırakılmasını ve kapıların vurulan mührün sökülmesini istedi.

DTK’yi hedef alan siyasi soykırım operasyonları kapsamındaki baskın, gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren DTK Eşbaşkanları Leyla Güven ve Berdan Öztürk, 801 delege listesinin yasa dışı örgüt listesi haline getirildiğini belirterek, yargılamaların Kürt siyasetine ve demokratik kurumlarına kurulan en büyük kumpas olduğunu söyledi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanları Leyla Güven ve Berdan Öztürk, yazılı açıklama yaptı. Açıklama özetle şöyle: “Kurumumuza ve delegelerimize yönelik faşizm uygulaması hukuksuz, kuralsız ve ahlaksız bir şekilde sürüyor. Kongremiz, 9 Ekim 2018 ve 26 Haziran 2020’de hukuksuz bir şekilde basıldı. Son baskın sonrasında kurumumuzun kapısı ‘keyfi’ olarak mühürlendi. Böylece temel amacın, faaliyetlerinin durdurulması olduğu anlaşıldı.

Baskınlar hukuku dışı

Bu baskınların ikisinde de kriminal bir hava yaratılarak kongremize ait tabelalara, sembolik araç-gereç ve delege listemize el konuldu. Arama yapılırken ne avukatlarımız ne eşbaşkanlarımız çağrıldı.

Delege listesinden gözaltı

Önceki baskınlarda alınan 801 delegenin olduğu delege listemiz, yasa dışı örgüt listesi haline getirildi. 9 Ekim 2018’deki baskında kurumumuzdan aldıkları delege listemizle iki yıldır operasyonlar yapılıyor. Bu son baskında da eski ve yeni delege listelerimize el konuldu. Demokratik bir kongrenin delege listesinin operasyon listesine dönüştürülmesi, 2015 sonrası yaşadığımız faşizmin en somut göstergesidir. DTK Genel Kurulu’nun ‘KONUK’ kartı suç delili olarak tutanaklara geçti. Naziler gibi iki yıldır kongremizin delege listesi ile tüm illere operasyonlar yapılıyor.

En büyük kumpas

DTK yargılanmaları 2016’dan sonra AKP’nin demokratik Kürt siyasetine ve demokratik kurumlarına kurduğu en büyük kumpastır. Bu yargılamaların, demokratik siyaseti tasfiye etmek için gündelik siyasette AKP’nin işine yarayan yeni ve içi boş bir kumpas davası olduğunu tüm kamuoyunun bilmesini ve bu konuda duyarlı olmasını istiyoruz.

Kamuoyunun bilmesi gerekenler

Halklarımızın ve tüm kamuoyunun bilmesi gereken hakikatler var.

* DTK neredeyse tüm demokratik Kürt kurumlarının ve halkın temsilcilerinin seçilerek yer aldığı temsiliyeti geniş demokratik bir organdır.

* Yasalarla kurulmuş onlarca kurumun delegeleriyle temsil edilmektedir.

* 13 yıldır tüm çalışmaları kamuoyuna açıktır. Meclis tarafından tanınan ve Anayasa gibi temel konularda fikirlerine resmi belgelerle başvurulan bir kongredir.

* Tüm bunları bilen dönemin devlet bürokratlarının ve kimi kesimlerin sessizliği faşizme teslim olmaktan kaynaklanıyor.

* Yerel ve evrensel hakları referans alarak yola çıktığımız ilk günden beri haklılığımızı ve yasallığımızı ‘ayrımcı, tekçi ve ırkçı’ yasalardan değil ‘ortak değerlerimizin ve ortak tarihimizin’ oluşturduğu makul tarihten ve insan olarak, toplum olarak doğuştan kazandığımız ‘doğal hukuktan’ almaktayız.

O mührü kaldırın

AKP’ye çağrımız şudur: Kongremizin mühürlenmesi, Kürt halkının iradesinin mühürlenmesidir. Onun için eğer Kürt halkı ile birlikte yaşamaya bu ülkenin sorumluluğunu üstlenen iktidardaki parti olarak küçücük bir niyetiniz varsa bir an önce o mührü kaldırır ve faşizan uygulamalarınızdan vazgeçersiniz.

Hukuk dışı ve tuzaktır

Tüm halklarımızın şunu iyi bilmesini istiyoruz: Demokratik Toplum Kongresi’nin mühürlenmesi siyaseten, hukuken ve ahlaken yanlış bir uygulamadır. DTK yargılanmaları tamamen hukuk dışı olup halklarımız ve değerlerimiz arasına kurulmuş büyük bir tuzaktır. DTK’nin yargılanması ve kapısına mühür vurulması demokrasinin yargılanması ve askıya alınması anlamına geldiği gibi halkların, inançların, dillerin ve kültürlerin tüm farklılıkları ile bir arada yaşamına zarar vermektedir. Bir an önce bu yanlıştan dönülmeli ve kurumumuz yeniden faaliyetlerine devam etmelidir. En son gözaltına alınan başta 70 yaşındaki barış annesi Makbule ana olmak üzere tüm kadınlar, diğer tüm siyasetçi, belediye başkanı, sendika ve oda yöneticileri ve sivil aktivistler derhal serbest bırakılmalıdır.

Tüm halkı, hukukçuları, sivil toplum örgütlerini, demokratik siyasi partileri, sendikaları, kadın ve ekoloji örgütlerini, emek hareketlerini dayanışmaya çağırıyoruz.”

Devlet işkenceyi savundu

Diyarbakır Valiliği, işkenceye maruz bırakılan Sevil Rojbin Çetin’e işkence yapan polisleri savundu. HDP,  Valilik ve Emniyet açıklamalarına tepki gösterdi.

HDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Ümit Dede, HDP Yerel Yönetimler Kurulu ve Tevgera Jinên Azad (TJA) Üyesi Sevil Rojbin Çetin’in polislerin köpekli saldırısı ve fiziki saldırısına maruz bırakılmasıyla ilgili Diyarbakır Valiliği’nin iki gün sonra yaptığı açıklamaya cevap verdi. İşkence suçunu inkar etmek ve işkencecilere sahip çıkmanın, AKP iktidarına bağlı Valilik ve Emniyet Müdürlüklerinin yeni görev tanımlarından biri olmaya başladığını kaydeden Dede, şunları söyledi: “Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün açıklaması ile işkenceyi aklama gayreti ortada olmakla birlikte işkence kamusal alanda meşrulaştırılmaya çalışılmakta ve yargıyı da etkileme girişiminde bulunulmaktadır. Emniyet Müdürlüğünün ‘özel eğitimli arama köpeği şahsın balkon kapsısından atlamaya çalışması üzerine sağ ayağından tutmak suretiyle kaçmasını engellemiş’ şeklinde yaptığı tutarsız açıklamaya, hakikati inkar eden tutumuna cevap vermek bizim açımızdan zül olsa da şunu soruyoruz: Öyleyse Sevil Rojbin Çetin’in yüzünde oluşan morarmalar ve dudağının patlatılması hangi insanlık dışı el tarafından gerçekleştirildi? Bu insanlık dışı uygulama, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler eliyle gerçekleştirilmiştir.

Bu açıklama ile sadece arkadaşımıza yönelik işkence manipüle edilmekle kalınmıyor geçmişte yapılan işkencelere sahip çıkılıyor ve gelecekte uygulanacak işkence suçları cesaretlendirilmeye çalışılıyor. Valiliğin insanlığa karşı suç kapsamında olan işkence suçunu işleyenleri koruyan ve suçu gizlemeye çalışan tavrını asla kabul etmiyoruz. İşkence suçunu işleyenlerin, azmettirenlerin, suçu karartmaya ve suçluları korumaya çalışanların yargılanmaları ve cezalandırılmaları için bıkmadan, usanmadan mücadele edeceğiz.”


KANSER HASTASI OLAN ÇETİN BIRAKILSIN

İşkenceciler yargılansın

11 hak örgütü, TJA aktivisti Sevil Rojbin Çetin’i ev baskınında köpekli işkenceye maruz bırakan polisler hakkında soruşturma açılmasını talep etti.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi, Tabip Odası Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, Rosa Kadın Derneği, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Kadın Komisyonu, Mezopotamya Psikologları, Kadının Dayanışma Hali, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Şubesi tarafından ortak açıklama yapıldı.

Çetin’in adli muayene raporundaki işkence tespitlerine değinilen açıklamada, Çetin’in iki bacağında köpek ısırması, belinde ayakkabı izi, dudağında patlama, vücudunun ve kollarının her yerinde darp ve cebir izi olduğunun sağlık raporuyla belgelendiği kaydedildi.

Türkiye’nin İşkenceye Karşı Sözleşme’yi 1988’de kabul edip Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasakladığı ve işkenceye ‘sıfır tolerans’ taahhüdünde bulunduğu hatırlatılan açıklamada, Çetin’in hala gözaltında tutulmasıyla işkenceye devam edildiği belirtildi. Açıklamada, “Derin ruhsal travmalar yaratabilecek böylesine insanlık dışı bir işkenceden sonra kanser hastası olan Sevil Rojbin’in bir an önce hem fiziksel hem de psikolojik destek alabileceği koşullara kavuşması gerekmektedir. Sevil Rojbin Çetin derhal serbest bırakılmalıdır” çağrısı yapıldı.

Sorumlu kişilerin acilen tespit edilmesi, görevden alınması ve haklarında adli ve idari soruşturma başlatılması istenen açıklamada, devlet güçlerinin bu kadar pervasızca ve çekinmeden işkence yöntemine başvurmalarının, cezasızlık politikasının sonucu olduğu vurgulandı.


Acil toplanma çağrısı

Sevil Rojbin Çetin’in işkenceye maruz bırakılmasını Meclis gündemine taşıyan HDP, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun acilen toplanmasını istedi.

HDP, Çetin’in işkenceye maruz bırakılmasına dair Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na dilekçe sundu. Dilekçede, Çetin’in “İşkenceyle Mücadele ve İşkence Mağdurlarıyla Dayanışma Günü” olan 26 Haziran günü gözaltında işkenceye maruz bırakılmasının yurttaşlar arasında derin endişe yarattığı belirtildi.

Çetin’in fiziki işkence dışında manevi varlığına yönelik de açık bir saldırının olduğunun kaydedildiği dilekçede, Çetin şahsında yaşanan hadisenin komisyonun görev alanına girdiği belirtilerek, komisyonun acilen toplanması, mağdurla görüşmesi ve işkence iddialarını yerinde incelemek üzere bir çalışma başlatması istendi.


8 kişi tutuklandı

DTK’yi hedef alan siyasi soykırım operasyonunda gözaltı alınanlardan önceki gün itibarıyla 8’i tutuklandı.

Amed merkezli 6 ilde 26 Haziran’da yapılan ev baskınlarında gözaltı kararı verilen 64 kişiden 50’ye yakını gözaltına alındı. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde işlemleri tamamlanan 16 kişi, önceki gün sevk edildi. 16 kişi, savcılık ifadesi alınmadan Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarıldı. Rosa Kadın Derneği yöneticisi Rojda Barış, KESK Genel Meclis üyesi ve TÜM BEL-SEN üyesi Ayten Tekeş, Makine Mühendisleri Odası Şube Yönetim Kurulu üyesi Arin Zümrüt, avukat Berdan Acun, Fatma Bülbül, Velat Esin, Ömer Baran, Nesrin Şanlı, Hüseyin Kaya, Adem Firik, Mehmet Şengül, Aytaç Duymuş, Piran Başkurt ve Ümran Baturay, savcılık tarafından “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Fatma Bülbül, Berdan Acun, Adem Firik, Velat Esin, Aytaç Duymuş, Ömer Baran, Zekiye Yılmaz ile Aynur Aktar adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılırken, Ayten Tekeş, Arin Zümrüt, Rojda Barış, Nesrin Şanlı, Piran Başkurt, Hüseyin Kaya, Mehmet Şengül ve Ümran Baturay tutuklandı.