ABD Başkanının ültimatomu

ABD‘nin, Türklerle ilişkileri birden bire, bu hallere bürünmedi.

Olayların can sıkıcı ve ilişkileri koparan, Türklerin NATO içindeki yerini de sarsan başlangıcı, Körfez Savaşıdır.

O sırada Amerika’nın, dolayısıyla NATO‘nun hareket alanı olarak, Türklere ihtiyacı vardı. Bu alanı geçiş köprüsü olarak kullanmak istiyorlardı.

Bu amaçla, kapılarını çaldıklarında şaşarak, Güneyli Kürtlerin kellesine karşılık geçiş pazarlığı ile karşılaştılar. Bununla da kalmadılar. İşleri düşmüş ve aranan fırsatı yakalamış gibi, Amerikan hazinesini soymaya çıkmışçasına, büyük bir geçiş ücreti istediler.

Dönemin ABD Başkanı Bush, bundan sonra bıkkınlık ve bezginliğini anlatan, “bizimle Teksaslı at cambazı gibi pazarlık ediyorlar“ sözüyle ilişkiyi kesti.

Amerikalılar, bundan sonra İskenderun limanına yığılmış askeri güçlerini gerisin geri yükleyip ayrıldılar.

“Yaşasın Amerika” haykırışlarıyla cinayet işlemeye çıkan dünün Türk-İslamcıları, Güneyli Kürtlerin kellesine ek olarak para vermeyen Amerika‘nın yeni düşmanlarıydı.

Bundan sonra, ilişkiler bir daha, dikiş tutmadı. Sarsık olan ilişkiler Mısır, Mağrip ve Suriye’de bütünüyle rayından çıktı.

Amerika’nın daha dün, bu bölgeleri yeniden düzenlemek için, görev verdiği AKP büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. AKP, Mısır ve Mağrip’i terör bataklığına çeviren Müslüman Kardeşler (İhvan) çetesinin arkalığı, yandaşı olarak belirmişti.

İhvan’ın “tek”lik üzere uzayan ırkçı, dinci sloganları AKP’nin yemini haline gelmişti.

Patlak veren Suriye olaylarında ise AKP ile İhvancı terör, sahada yan yana, ilişkileri iç içeydi.

TC bu yüzden, Amerika ve müttefiklerinin ittifakı dışında tutuldu.

TC destekli IŞİD, bu sırada insan kesme, tecavüz, cinayet, hırsızlık ve talan faaliyetleriyle Suriye Kürdistan’ına dadanmıştı. Kürtler, kendilerini savunmak için örgütlendiler. Tek dayanakları, kendi güçleriydi. Ama öz güvenliydiler. Çok geçmeden de güç oldular.

Kürtlerin, yoğunluluklu olarak Kobanê savunmasında, Amerika ve müttefikleriyle yolları kesişti. Savaşta, hava desteği aldılar.

NATO’nun da üyesi olan Türk devleti, artık IŞİD’le iç içeliğini gizleyemiyordu. Çünkü TIR’larla silah ve cephane taşınıyor, dünyanın dört bir yanından gelen teröristler Türkiye sınırından içerye sokuluyor, yaralılar Antep’te, Kilis‘te tedavi görüyordu.

2015 yılında Kürt şehirlerine karşı düzenlenen kırım ve yıkım taarruzunda da, IŞİD’den tetikçi, keskin nişancı desteği alınıyordu.

NATO üyesi TC, öte yandan Suriye’de, Amerika ve müttefikleriyle ile resmen ilan edilmemiş savaştaydı.

 Amerikan Başkanı Trump’ın imzasıyla, dünyaya ilan edilen ültimatom yılların birikimi olan bir patlamaydı. Uyarılar fayda vermeyince son sözü Başkan Trump söylemişti.

“Türklerin, müttefikleri Suriye Kürtlerine saldırması halinde, onları ekonomik olarak mahvedecek”lerini ilan eden Başkan devam ediyordu:

“Kürtleri korumak için güvenli bölge ilan edeceğiz!..”

Demek, anlamaları için son sözü söylemek gerekiyordu. Önüne gelene “ey” diyerek heyheylenen Erdoğan’ın yandaşları, Amerikan Başkanına da parmak sallayacağını sanmışlardı. Bu beklenti ile “küstah Trump, haddini aştı“ salvolarına geçen beslemeler, Erdoğan’ın sinik, alttan alan yenik halleri karşısında hayal kırıklıklarıyla kaldılar.

Erdoğan şöyle diyordu:

“Sayın başkan beni ve arkadaşlarımı üzdü…”

Hasan Cemal’in deyimiyle Trump, “eller yukarı“ demişti.

Elleri havaya kalktığı, havlu yere düştüğü için, pısık, pısırıktı kabadayı. Artık havayı yumruklayıp “bir gece ansızın gelebiliriz” demiyor, “Kürt kardeşlerim“ diye yaltaklanıp yalanıyordu.

Yerde sürünen onuru, kire, çamura bulanan kabadayının hallerine bakın, siz!