ABD ile TC nikah tazeleme arayışında

Haziran başında Trump-Erdoğan telefon görüşmesinin ABD-TC arasında gerçekleşmesi muhtemel yakınlaşmada bir tür dönüm noktası rolü oynadığı söylenebilir. Nitekim Erdoğan görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda “yeni bir sayfa” açmaktan söz etmişti. Bu görüşmeden sonra 14 Haziran’da gerçekleşmesi beklenen Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Savunma Bakanı Şoygu’nun İstanbul ziyaretinin ileri bir tarihe ertelenmesi bu hikayenin doğal bir sonucu olsa gerek.

Erdoğan-Trump görüşmesi ifade edilenlere bakılırsa Libya üzerine yoğunlaşsa da gerçekte/dolaylı olarak çeşitli cephelerde (Başta Suriye ve Irak olmak üzere) hep var olan “uyum” bu kez daha cesur bir biçimde taahhüt altına alınmış olabilir. Muhtemelen pazarlığın bir parçasını Zarrab davasına bakan Bharara’nın akıbetinde olduğu gibi Halk Bankası soruşturmasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcısı Berman’ın kovulması da oluşturuyordu. Bu durum on gün kadar önce gerçekleşti ve Halk Bankası hisseleri bir anda yüzde 9 değer kazandı. TC-ABD ilişkilerinin seyrinde önemli bir gösterge olan davanın bu yazının hazırlandığı Salı günü yeni bir savcı ve oturum ile sürdürülmesi bekleniyor.

Hikayenin devamıysa 24 Haziran’da Trump’ın TC masası sorumlusu gibi hareket eden Lindsey Graham, DEİK Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Nail Olpak ve Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın düzenlediği bir video konferansla geldi. Anlatılanlara başlamadan İvanka’nın “yakın arkadaşı” diye Yalçındağ’ın zamanında Trump’ın iltifatlarına mazhar olduğunu not edelim. Müttefiklerin müttefik olma zamanı geldi diyen Graham TC’ye yeni bir “işbirliği” zemini öneriyor. Bu teklifin eksenini Çin, İran ve Rusya karşıtlığı oluşturuyor. Bu çerçevede ABD ve TC arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması, “tedarik zinciri”nde Çin’in yerini TC’nin alması. Bunun için her iki ülke arasında bir serbest ticaret anlaşması imzalanması; Türkiye’nin tıbbi malzeme, ilaç, otomotiv yedek parçaları, beyaz eşya üretimi yaparak bunu ABD’ye satması. Buna karşılık TC’nin Amerika’dan doğal gaz, tarım ürünleri (burada büyük kalem SİLAH unutulmuş) alması. Bu teklifin doğal gaz kısmı aslında bir süredir yürürlükte.

Son yıllarda TC, Rusya ve İran’a bağımlılığı azaltma hedefiyle gaz alımlarını düşürüyor. Nitekim Rusya’nın son üç yılda TC’nin doğal gaz ithalatındaki payı yüzde 52’den yüzde 33’e geriledi. Şubat ayı verilerine göre ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatı ise beş katına çıktı. Türkiye’nin gaz ithalatında Rusya’dan sonra ikinci sıraya yerleşti. TC’nin Doğal gaz ithalatında üçüncü sırada bulunan Azerbaycan’ın rejim için zamanla stratejik önemi artabilir. Türkiye ayrıca Fransız Total’le üç yıllık yeni anlaşma yaptı.

Graham’ın diğer başlıklarına gelince Afrika’da Çin’e karşı birlikte çalışmak. Bu hali hazırda postmodern karakterli paylaşım savaşının Libya cephesinde organize edilmeye çalışılan bir durum. Daha ileri safhası muhtemelen TC’nin Suriye’de elde ettiği tecrübeye dayanarak İhvan, DAİŞ, El Kaide türünden organizasyonları Afrika’nın paylaşımında TC’nin koordinatörlüğünde kullanmayı amaçlıyor. Bir diğer sorun S-400’ün kullanılmaması. Bununla doğrudan ilintili Suriye’de İran ve Rusya’ya karşı birlikte hareket etme teklifi. Bu durumun hali hazırda kısmen İdlib’de ve Güney Kürdistan’a dönük saldırılarda ortaklaşa yaşama geçirildiği görülüyor.

Bu teklifin genel ekseninin kendine emperyalist hiyerarşi içinde kalıcı bir yer arayan rejime uyacağını söylemek yanlış olmaz. Eskiden de bildiği bir tarz olduğu için “kurtarılma” karşılığı rejim bu teklife “evet” diyebilir. Dikkat edilirse İsrail Batı Şeria’ya dönük yeni bir işgal planı açıkladığı halde Netanyahu’ya bağırmaktan zevk aldığı belli olan malum şahıstan bu sefer ses yok. Tabii bu onun bileceği iş. Öte yandan ABD ile nikah tazelemek, hedeflenilenlerin başarılıp başarılmamasından bağımsız olarak mevcut postmodern karakterli savaşın başka bir evreye geçmesi anlamına gelir. Fakat bu işin zorluğu da bir hayli fazla. Malum “darbe” sonrası Rusya ile kurulan kırılgan karakterli bağımlılık ilişkilerinin geleceği ne olacak? Rusya’nın bugünleri öngöremediğini sanmam. Geride buna benzer boğaza takılacak çok kılçık olsa gerek. Libya ve İdlib’de paçayı kurtarmaya ABD desteği yetecek mi? Yarın olup olmayacağını Trump’ın kendisinin dahi bilmediği bir yönetimin gazlamasıyla nereye kadar değirmen döndürülür? Sömürgelerini elinden almaya niyet ettiğinizde Çin bunu seyreder mi, türünden soru çok. Ama asıl soru üzerinde pazarlık yaptıkları halklar ne der ne eyler olmalı. Onlar akılarının ucundan bile geçirmiyorlar fakat hatırlatanlar olacaktır…