Adaylara serçavan daha çok HDP’ye

Veysi SARISÖZEN

Bizim TV bana “aday listesi hakkında yorumun nedir?” diye sordu. Şaşırdım kaldım. Koskoca aday listesinde tanıdığım, kimliğini, temsil ettiği çevreyi bildiğim adaylar iki elin parmaklarını geçmiyor. Görebildiğim kadarıyla kadın özgürlükçü ilke sanırım uygulanmış. Sol, özgürlükçü Müslüman, Êzîdî, Ermeni, Süryani burada yerini almış. Hemşerim olduğundan isimlerini bildiğim iki Alevi Arap aday da listede ki, bu bırakın Türkiye’yi Suriye’de bile büyük önem taşıyor. HDP “federal Suriye” için çok iyi bir başlangıç yapmış. Bir de çok genç bir adayımız olduğunu arkadaşlar söyledi. Ama Veli Saçılık ve Ahmet Şık gibi Türkiyeli demokrasi güçlerinin göz bebeği olmuş iki aday, bana sorarsanız büyük kazanım.

Kürdistan’daki isimler hakkında yorum yapmam imkansız. Tanıdığım bütün isimler aşağı yukarı hapiste. Kim aday olduğu yeri ne kadar temsil ediyor, bilemem. Bildiğim ise şu:

Ben HDP’yi şartlı desteklemiyorum. Şartsız destekliyorum. Liste nasıl olursa olsun HDP yine HDP olarak kalıyor. Bu da bana desteklemem için yetiyor. Gerisi seçim hesapları hakkında uzman olanların işi. “Şu aday yerine bu aday olsaydı daha çok oy alırdık” diyebilirler. Ben de diyorum ki, “madem öyle o aday olsaydı dediğiniz yurtsever, kendisinden daha az oy alma ihtimali olan adayı destekleyerek, kendisine verilecek fazladan oyları o aday için almak amacıyla çalışmayacak mı?” Birisi “ya o daha çok oy alacak aday listeye giremediği için küserse” dedi. Ben de ona “o halde iyi ki aday olmamış” diye cevap verdim. Öyle ya, Meclis’e girince “böyle sorunlar” bitmez. Grup Başkan Yardımcılıkları seçilecek. Listede yer almayınca “küsebilecek” aday, bu defa “neden beni seçmediniz” diye küsmez mi? Daha çok oy getirebilecek, ama aday olmayınca küsecek olanın yerine daha az oy getiren, ama hiçbir şekilde küsmeyen adayın listede yer alması sizce de daha doğru değil mi? Şu Altan Tan’a baksanıza. Adamı HDP’li Alevi adayın karşısına, o bölgedeki muhafazakar Kürtleri HDP’den koparmak için kullanıyorlar şimdi.

Ama daha da önemlisi, liste nasıl olursa olsun, esas olan HDP’nin barajı aşması, Demirtaş’ın ikinci tura kalması ve 100 HDP’linin Meclise girmesi. “Bu ne biçim liste” diyenler de çıkacak. Belki biraz haklılık payları da olabilir. Ben bilemem. Ama böyle konuşanlara diyorum ki, “siz listeye mi oy veriyorsunuz, yoksa 7-8 milyon Kürt seçmenin ve müttefiklerinin partisi olan HDP’ye mi?” Bizi öteki siyasi güçlerden ayıran da bu: Adaya değil, partiye oy vermek. Parti program, ilke, strateji ve taktik demek. Hangisi önemli? Parti mi, aday mı?

Aday dediğin piyasaya sürülen bir mal değil. Şimdi çıkıp “adayımız müthiştir” diye mi seçim propagandası yapacağız, yoksa “parti programımız halkçıdır” diye mi?

Denebilir ki, “falanca aday Meclis’e girdikten sonra ya HDP’den ayrılırsa?” Bu bana hiçbir şey anlatmıyor. Çünkü “falancanın pek de sağlam olmaması” ihtimaline karşı, “falanca olmayan sağlamların” gruptan devlet tarafından koparılması ihtimali çok daha ciddi bir sorun. Veli Saçılık’ın “ben Selahattin Demirtaş’ın hücre komşusu olmak için aday oldum” sözleri bu anlamda öylesine büyük bir gerçekliği ifade ediyor ki, rejim eğer değişmezse, ne yazık ki Saçılık haklı çıkabilir.

HDP homojen bir parti değil. Onun saflarında partiyi değil de adayı önemseyen geleneksel anlayışa sahip insanlar da elbette var. Onlar kişisel sempatilerini, aşiret bağlarını, akrabalık ilişkilerini öne çıkaracaklardır. Kızacaklardır. Anlayışla karşılamalıyız. “Partiye değil de adaya bağlı” olan bu arkadaşları yeniden “partiye” kazanmak için çalışmaktan başka yapılacak iş yok.

Ve nihayet, şu AKP propagandasına bakalım. Listeye bakarak, isim isim sayarak, “HDP marjinal sola teslim oldu” propagandasından söz ediyorum. Müttefikler arasında, bizim anlayışımıza göre, “birbirine teslim olma, müttefiki yutma, eritme, kullanma” ahlaksızlığı bizden uzak dursun. Durum şu: Düne kadar sözü edilen solun önemli kesimleri HDP’den uzak duruyordu. HDP onlardan uzak durmamak için neler yapmadı neler! Yeni olan gelişme, “marjinal” denilen solun, “marjinalik” durumundan 12 Eylül öncesi kitleselliğe doğru büyük bir adım atmasıdır. O “marjinal sol” denilenlerin, defalarca denendiği gibi elle tutulur oyları yok. “Elle tutulur oylarının olmamasının” Fırat’ın Batısı için ne büyük felaketlere yol açtığını bilmiyor muyuz? Bir çoğu vaktiyle “Parlamento burjuvazinin ahırıdır” derken ve PKK ile arasına mesafe koyarak “ulusalcı tabandan destek almayı” esas sayarken şimdi HDP’yle omuz omuza büyük bir parlamento mücadelesine girdiyse, bilin ki bu çok büyük bir adımdır. Çünkü bunu yapmayan “marjinalin marjinali” sol partiler de var.

Bir de şu var: Bu “marjinal” dedikleri sol partilere üye olmayıp onların programına, geleneklerine sempati duyan nice devrimci şimdi Kuzey’de ve Rojava’da silah elde savaşmakta. Onlar Kürdistan devrimi için can veriyor. Onlara Kürt halkının “vekillik” vermesi çok mu tuhaf? Her neyse.

Aday listeleri hakkında bu kadar konuşmam bile abes. HDP hakkında, Demirtaş hakkında konuşsaydım daha iyi olurdu. Ama çare yok. “Köşe yazarıyım” ya, bana soruyorlar, “adaylar nasıl?“ Ben de cevap veriyorum, adaylar iyi midir, değil midir bilmiyorum, ama HDP’yi biliyorum.

HDP iyidir.