Ağrı provokasyonu, Dolmabahçe Deklarasyonu’nun yarattığı ortama saldırıdır

Türkiye siyasetinin ne kadar kirli yürütüldüğü bir daha gözler önüne serilmiştir. Ağrı’da halkın fidan dikimi bahane edilmiş, gerillanın bulunduğu alanlara askeri operasyon yapılmıştır. Genelkurmay, halka propaganda yapılacağı gerekçesini ileri sürmüştür. Daha hiçbir parti seçim propagandasına başlamazken Türk ordusu HDP için seçim propagandası yaptığını ileri sürdüğü gerillaya saldırmıştır. Böylece ordunun bu seçimi bir özel savaş çalışması olarak gördüğünü ve AKP’nin seçim başarısı için çalışacağını daha ilk günden ortaya koymuştur. 

Herkes de biliyor ki gerilla çatışmasızlık konumunda. Bu çatışmasızlığın sürmesi gerektiğine dair Dolmabahçe’de HDP heyeti bir deklarasyon okudu. Kürt Halk Önderi’nin 2013 manifestosundan sonra iki yıldan fazladır gerilla eylemsizlik durumunda. Ancak son günlerde asker ateşkesin sürdüğü hiçbir zamanda olmadığı kadar şu bu gerekçeyle operasyon yapıyor. Bu operasyonların seçim öncesine gelmesi ise dikkat çekicidir. Daha önceki seçimlerde AKP seçim öncesi hiçbir olay olmaması konusunda orduyu uyarırdı. Ordunun çatışmasızlığı bozacak bir operasyon yapmasını istemezdi. O seçimler öncesi bakın çatışmayı durdurduk, cenazeler gelmiyor propagandası yaparak seçim kazanmayı hedefliyordu. O zaman seçimlerdeki rakibi CHP ve MHP’ydi; şimdiki rakibi ise HDP’dir. HDP demokrasi ve demokratikleşme üzerinden seçimi kazanmayı hedeflemektedir. Nitekim bu yaklaşımıyla şu anda Türkiye halkı yönünü HDP’ye doğru çevirmiştir. AKP’nin tüm derdi ise HDP’nin barajı aşmasını engellemektir. Bunun için de ortamı gerginleştirip çatışma ortamını yaratarak HDP’nin Türkiye’de oy almasını engellemeye çalışmaktadır. 

Ağrı’daki operasyon planlı provokasyondur 

AKP hükümeti ve yöneticileri bu çatışmadan sonra hemen ağız birliğiyle HDP’yi suçlamaya yöneldiler. AKP yandaşı basın “HDP için oy isteyip askere saldırdılar” biçiminde ucuz bir propaganda kampanyası başlattı. Herkes de biliyor ki, HDP’nin seçim başarısı Türkiye’den alacağı oyla bağlantılıdır. Türkiye metropollerinde oyu yükseldiği için seçim barajını aşacaktır. En son HDP’nin İstanbul’dan yüzde 12-13 oranında oy alacağı yönündeki anket, HDP’nin barajı aşacağını ortaya koymuştur. Türkiye’deki seçmen ise çatışmasızlığın sürmesini istemektedir. Bu durumda Ağrı’daki çatışmayı en son isteyecek parti HDP’dir. Bu açıdan Ağrı’daki çatışma üzerinden HDP’yi suçlamak tam bir psikolojik harekattır. HDP’nin başarısı AKP’nin başarısızlığı olduğundan Ağrı’daki askeri operasyon tamamen bilinçli ve planlı yapılmış bir provokasyondur. Bu olaydan sonra hükümetin hep bir ağızdan olayı HDP’ye yüklemesi bu saldırının esas olarak HDP’ye yönelik yapılmış bir operasyon olduğunu göstermektedir. 

Kürt Halk Önderi Şubat ayında ve Newroz öncesinde yaptığı görüşmede birçok provokasyonun olacağını belirtmiş, özellikle demokrasi güçlerini ve HDP’yi uyarmıştı. HDP de zaten defalarca provokasyon olabileceğini vurgulamış, bu konuda demokrasi güçlerinin ve halkın dikkatini çekmişti. Özellikle AKP’nin HDP’yi baraj altında tutmak istemesi nedeniyle bu provokasyonların hükümet eliyle yapılabileceğine dikkat çekmişti. Şimdi yaşananlar Kürt Halk Önderi ve HDP’nin öngördüğü biçimde gelişmektedir.

AKP, HDP’nin başarısına karşı her yolu deneyecek

AKP hükümeti, HDP barajı aştığı andan itibaren inişe geçeceğini çok iyi görmektedir. Bu nedenle HDP’ye yüzde 2-3 oranında oy kaybettirip baraj altında tutmayı bir hayat mamat meselesi yapmıştır. Böyle bir ruh hali içinde olan bir siyasi güçten daha tehlikeli bir durum olamaz. Bu seçim 1950 seçimlerinden daha fazla önemlidir. Orada sistem partisi olan CHP uluslararası gelişmeler nedeniyle bir seçime gitmişti. DP iktidara gelse de Türkiye’nin temel kurumları yine elinde kalacaktı. Bu nedenle AKP gibi seçimi bir hayat mamat meselesi olarak görmüyordu. AKP ise Türkiye’de tam bir hegemonya peşinde koştuğu için 400 milletvekili istiyor. Bunun için her şeyi yapmaya hazırdır. Bunun tek yolu da HDP’nin baraj altında bırakılmasıdır. Bu açıdan bu seçim AKP ile HDP arasında geçecektir. Bu nedenle hükümetin de; Cumhurbaşkanı’nın da işi gücü HDP ile uğraşmak olmuştur. 

Bu gerçeklik HDP’nin barajı aşma ihtimalinin yüksek olmasından ileri geliyor. AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı her gün anketler yaptırmaktadır. Bu anketlerde önü kesilmediği takdirde HDP’nin barajı aşacağı görülmektedir. Tayyip Erdoğan’ın ve hık deyicilerinin çok sinirli bir biçimde HDP’ye saldırmalarının nedeni budur. Seçime kadar HDP aleyhinde olacağını düşündükleri birçok provokasyon yapacaklar. HDP’yi Türkiye toplumu nezdinde itibarsızlaştırmak için her yolu deneyeceklerdir. 

HDP’nin Türkiye toplumuna seslenmesi

 engellenmek isteniyor

HDP Türkiye toplumunun tümüne ulaşmak isterken, AKP, HDP’nin Türkiye toplumuna ulaşmasını engellemek için her yol ve yönteme başvuracaktır. Bunun için MHP ve istihbarat örgütleriyle birlikte hareket edecektir. Belki de AKP bu seçim döneminde MHP’den daha fazla HDP’nin Türkiye toplumuna seslenmesinin önüne geçecektir. Türk devletinin özel savaş merkezi şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye toplumu ile buluşmasını engellemek için her yola başvurmuştur. Bir, Türk şovenizmi Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye toplumuyla buluşmasını istememiş, bir de, kendisine Kürt milliyetçisi diyen kesimler. 

Kültürel soykırımcı Türk devleti ve onun özel savaş merkezi, Kürtlere karşı yürütülen savaşı pervasız ve engelsiz sürdürmek isçin Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye toplumu ile buluşmasını engellemiştir. Çünkü Kürtlere karşı savaşı kara propaganda üzerinden yürütmektedir. Türkiye toplumu Kürt Özgürlük Hareketi ile buluşursa ve gerçeği öğrenirse bu savaşı yürütmeleri zorlaşır. Çünkü Türkiye cephesinden destek alarak bu savaşı yürütmektedirler. Türkiye toplumu gerçeği öğrenip Kürtlerin demokrasi içinde özgür yaşam istediğini gördüğünde bu savaşı sürdüremezler. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye toplumu ile buluşması sürekli engellenmiştir. Şimdiye kadar BDP’nin, HDP’nin Ege, Karadeniz, İç Anadolu’da yapmak istediği çalışmaların engellenmesi, her yerde BDP’lilere saldırtılması bu nedenledir. Tüm bu saldırılar özel savaş merkezi tarafından planlanmış ve çeşitli kesimlere yaptırılmıştır. Siyasi partilere seçim propagandası yaptırılmadığı gibi, tüm yurtsever Kürtler de Türkiye şehirlerinde ve kasabalarında hedef alınmıştır. Tüm bunlar, Türk devletinin özel savaş merkezi ve istihbarat birimlerince planlanıp pratikleştirilmiştir. 

Kendilerine Kürt milliyetçisi diyen kimileri ise Kürt sorununun çözümünü halkların kardeşliğinde ve demokratik siyasal çözümünde görmedikleri için Kürt siyasi hareketinin Türkiye’deki çalışmalarına sıcak bakmamaktadırlar. Kürt sorununun çözümünü halklar arası düşmanlık yaratan milliyetçilikte ve dış güçlerin desteğinde görmektedirler. Bu nedenle de Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıldır savunduğu tezin çökmesini ve başarısız kalmasını istemektedirler. Böyle olursa Kürt halkının milliyetçiliğe ve dış güçler destekli işbirlikçi çözüm arayışına yöneleceğini düşünmektedirler. 

AKP demokratik siyasete düşmanlık yapıyor 

AKP hükümeti klasik inkarcı, kültürel soykırımcı politikaların yeni bir versiyonu olarak HDP’nin Türkiye halkıyla buluşmasını kendisi için tehlikeli görmektedir. HDP başarılı olursa kendisinin Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikaları deşifre olacaktır. Kürt sorununun çözümsüzlüğünden nemalanan bir parti olduğu anlaşılacaktır. Çünkü şimdiye kadar çözümsüzlük ortamında çözüm beklentisi yaratarak ve Kürtleri en iyi ben oyalıyorum diyerek iktidarda kalmıştır. İktidarda kalma diyalektiğini, denklemini böyle kurmuştur. HDP başarılı olursa tüm bu oyunlar ve kurulan iktidar denklemi gözler önüne serilecek ve artık işlemez hale gelecektir. Çünkü demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü kalıcı olarak gündeme gelecektir. 

AKP hem kaybedeceği milletvekili sayısının çokluğu, hem de yüzünün açığa çıkmaması için ne olursa olsun HDP’nin önünü kesmek istemektedir. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik yollardan Kürt sorununun çözümünün önüne geçip Türkiye’yi tekrardan silahlı çatışma içine sokma politikası olmaktadır. Bu açıdan HDP’nin başarısı, demokratik çözümü; AKP’nin seçim öncesi uyguladığı özel savaş politikaları ise savaş seçeneğini gündeme getirecektir. 

AKP tamamen demokratik siyasete düşmanlık yapmaktadır. 1990’lı yıllarda HEP, DEP nasıl hedef gösterildiyse, AKP şimdi de HDP’yi hedef göstermektedir. Nasıl ki Ergenekon HEP ve DEP’in kendi istediği gibi bir parti olmalarını istiyorduysa, şimdi de AKP HDP’den bunu istemektedir. HEP ve DEP’in özelliği diğer partilerden farklı olmasıydı. HDP’nin özelliği de mevcut partilerden farklı olmasıdır. AKP HDP’ye Kürt sorununa, Kürt sorununun çözümüne Kürt Özgürlük Hareketi’ne benim gibi bak demektedir. HDP’nin sadece kendilerinin yürüttüğü özel savaşın bir aktörü olmasını istemektedirler. Demokratik siyasetin değil, özel savaşın hakim olduğu bir siyasi ortam yaratmak istemektedirler. 

AKP Hükümeti döneminde Oslo ve İmralı görüşmeleri olmuştur. Oslo görüşmelerinden Türkiye kimsenin bilgisi yoktur. İmralı görüşmelerini legalize eden ve Oslo’ya göre daha şeffaf yürümesini sağlayan Kürt Halk Önderi olmuştur. Bugün Erdoğan’ın “Meşrulaştırılıyorlar” demesi, İmralı’da yapılan görüşmelerin AKP’nin istediği sonucu ulaşamaması sonucudur. Erdoğan tasfiye amaçlı görüşmeleri yaparken, sonuçta Kürt Halk Önderi meşrulaşmış, Kürt sorununun çözümü toplumun kabul ettiği bir gündem haline gelmiştir. 

AKP Hükümeti yıllarca Olso’da PKK ile görüşme yaparken; İmralı’da ateşkes için yalvar yakar olurken şimdi HDP’yi Kürt Özgürlük Hareketi’ne söz söylememekle eleştirmesi ikiyüzlülüğünü ortaya koymaktadır. 6-7 Ekim olaylarında HDP’yi aracı yapan hükümet, şimdi HDP’yi suçluyor. Eğer Kürt sorununun çözümü HDP’nin bir sözüyle olsaydı HDP şimdiye kadar AKP’ye defalarca sorunu çöz çağrısı yapmıştır. Sorunu yaratan Türk devletidir. AKP Kürt sorununun çözümünde adım atmadan HDP PKK’ye ne diyebilir? Kaldı ki PKK Dolmabahçe deklarasyonunda belirtilen konularda AKP adım atarsa Türkiye’ye karşı silahların bırakılması konusu da gündeme gelir demiştir. Ama AKP adım atmıyor. Böyle bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi’nin yapacağı en büyük fedakarlık çatışmasızlıktır. AKP adım atmadığı halde Kürt Özgürlük Hareketi’nin çatışmasızlığı sürdürmesi, AKP için bir nimettir. 

Siyasal mücadele ortamı yok edilmek isteniyor

Kürt Özgürlük Hareketi bu çatışmasızlığı Türkiye halklarının çıkarı için sürdürüyor. Demokratikleşme ortamını güçlendirmek için sürdürüyor. Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin politikaları ve söylemlerine baksaydı çatışmasızlık şimdiye kadar yüz defa bozulurdu. Son haftalardaki ordu operasyonları ve AKP söylemleri bile çatışmasızlığın bozulması için yeterliydi. Erdoğan “Dolmabahçe konuşmasını doğru bulmuyorum, Newroz açıklamasını doğru bulmuyorum, İzleme Heyeti olmaz” dedikten sonra çatışmasızlık anlamsızlaşmıştı. Ancak Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi AKP’nin tutumu nedeniyle çatışmasızlığı sağlamadığı için eylemsizliğini sürdürmüştür. Türkiye halklarının çıkarı için çatışmasızlıkta ısrarlı olmuştur. Gerilla iki yıldır çok zorlanmasına rağmen çatışmasızlık pozisyonundan çıkmamıştır. Gerilla tüm saldırılara rağmen sabırlı davranmıştır. Son saldırılar gerillanın bu sabrını kırmak için yapılmıştır. 

Başka seçim dönemlerinde de sabırlı olan gerilla, bu dönemde daha da sabırlı olacaktır. Çünkü gerilla da HDP’nin seçim kazanmasının demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü yakınlaştıracağı bilincindedir. Herkesten daha fazla gerilla demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü istemektedir. Çünkü en zor koşullarda yaşamını ortaya koyarak demokratikleşme ve Kürt sorununu çözme mücadelesi vermektedir. Bu nedenle demokratikleşme ve çözüm için büyük bir adım olacak HDP’nin başarısını engelleyecek hiçbir tutum içinde olmaz. Önceki yıllarda AKP’ye yarayan seçimler öncesinden daha hassas olur. Zaten Genelkurmay ve AKP gerillanın bu hassasiyetini bilerek üzerine üzerine gitmektedirler. 

Gerilla pozisyonunu şu anda çatışmasızlık biçiminde ortaya koymuştur. Bunu da bir siyasal mücadele biçimi olarak görmektedir. Çatışmanın değil, çatışmasızlığın sürmesinin doğru politika olduğuna inanmaktadır. Gerilla, Önderine bağlıdır. Önder Apo da çatışmasızlık içinde kalın, provokasyonlara gelmeyin demiştir. AKP şimdi de provokasyonlar yaparak Kürt Halk Önderi’nin Dolmabahçe deklarasyonu ve Newroz manifestosunun yarattığı demokratik siyasal mücadele ortamını ortadan kaldırmayı hedefliyor.