AKP başlattığı savaşın altında kalacak

Kürt Özgürlük Hareketi, Önder Apo’nun yol göstericiliğinde 1993 yılından bu yana Kürt sorununun çözümü için çalışmaktadır. Önder Apo daha 1988 yılında Mehmet Ali Birand’a verdiği röportajda “Devlet bir memurunu göndersin, bu sorunun çözümünü tartışalım” demiştir. O günden bugüne Kürt Özgürlük Hareketi 9 defa tek taraflı ateşkes ilan etmiş, bu temelde yıllarca çatışmasızlık sürmüştür. Ancak Türk devleti ve hükümetleri bu çatışmasızlık süreçlerini değerlendirmemiş, ya Kürt Özgürlük Hareketi’nin zayıflığı olarak görmüş ya da istismar ederek Kürt Özgürlük Hareketi’ni zaman içinde tasfiye etmeyi amaçlayan bir özel savaş süreci olarak ele almıştır. 

AKP hükümeti zamanında da defalarca ateşkesler ilan edilmiştir. Ancak AKP hükümeti bu süreçleri hep oyalama, zaman kazanma, seçimlerde tek başına iktidar olma doğrultusunda ele almıştır. Hiçbir ateşkesi çözüm için değerlendirmemiştir. Oslo’da yapılan görüşmeleri de çözüm için değil, Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatma ve seçimi kazanmak için değerlendirilmiştir. 2010 yılında olduğu gibi referandumu kazanma, 2011 yılında olduğu gibi seçimi kazanmak için İmralı’da Önderliğin yanına giderek ateşkes için yakarmışlardır. Ancak ne zaman ki 2011 seçimlerinden sonra kendilerini güçlü hissetmişler, Fetullahçıların da verdiği gazla Sri Lanka gibi PKK’yi ezmek için şiddetli bir savaş içine girmişlerdir. Ancak 2012 sonbaharına gelindiğinde, hükümet şiddetlendirdiği savaş altında kalmış, iktidarını kaybedeceğini görerek yeniden İmralı’ya gitmiştir. Önder Apo da AKP hükümetinin bu süreçten ders çıkardığını düşünerek Ortadoğu ve Suriye’de savaşın şiddetlendiği ortamda Türkiye halklarına karşı duyduğu sorumluluk gereği çatışmasızlık ve siyasal diyalog sürecini başlatmıştır. 2013 Newroz’unda da yayınladığı demokratik çözüm manifestosuyla çatışmasızlığı sağlamış ve demokratikleşme ve çözüm doğrultusunu ortaya koymuştur.

Önder Apo, 2013 demokratikleşme manifestosuyla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ne üç aşamalı bir çözüm programı ve planı sunmuştur. Birinci aşamada Kürt Özgürlük Hareketi ateşkes ilan edecek ve gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarmaya başlayacaktı. Bu aşama devreye girer girmez Türk devleti anayasa ve yasalarda değişiklikler yaparak Kürt sorununun çözümü için adım atacaktı. Üçüncü aşamada ise tamamen normalleşme koşullarında Kürt Özgürlük Hareketi Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdığını ilan edecekti. Bu aşamada Türkiye içindeki gerilla güçlerinin durumunun ne olacağı da kararlaştırılacaktı. Bundan da kastedilen gerillanın Kürdistan’da demokratik özyönetimlerin kontrolünde bir öz savunma gücü olmasıdır. Kürt sorunu çözülmüş olduğunda bu sorunun çözülmesi zor olmayacaktı.

AKP adım atmadı, savaş hazırlığı yaptı

Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt Halk Önderi’nin perspektifleri ve önerileri doğrultusunda 2012 yılının sonbaharında başlattığı ateşkes ve çatışmasızlığı 2013 Newroz’unda resmileştirmiştir. 8 Mayıs’ta da gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarmıştır. Mayıs ve Haziran aylarında gerilla güçlerinin üçte biri Türkiye sınırlarının dışına çıkmıştır; üçte biri de harekete geçmiştir. Botan en yakın alan olduğu için bu alanda belli bir güç uzak alanlar çıkana kadar kalacaktı. Bu çerçevede Dersim, Erzurum, Serhat ve Amed eyaletleri gibi eyaletlerin gerilla güçlerinin büyük çoğunluğu Türkiye sınırları dışına çıkmak için harekete geçmiştir. Bu adımla birlikte Türk devletinin derhal Meclis’i devreye sokması gerekirken hiçbir adım atılmadığı gibi, Bülent Arınç’ın ağzından “Cehenneme kadar yolları var” denilmiştir.  Buna rağmen Kürt Özgürlük Hareketi sabırlı davranmış, gerilla güçlerini çekmeyi sürdürmüştür. Ancak bu sürecin başlatıcısı ve mimarı olan Önder Apo, hükümetin bu yaklaşımları karşısında Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir tutum koymamasını eleştirmiştir. Hareketimiz de bu yaklaşımı eleştirmiş, anayasal ve yasal adımlar atması için hükümetin harekete geçmesini istemiştir. Hükümet anayasal ve yasal alanda hiçbir adım atmayınca çatışmasızlık sürdürülse de gerilla güçlerinin geri çekilmesi Eylül ayında durdurulmuştur. Çünkü AKP 4-5 ay içinde hiçbir adım atmayınca gerilla güçlerinin geri çekilmesinin anlamı kalmamıştır. AKP’nin bir oyun ve aldatma içinde olduğu görülmüştür. 

AKP hükümeti geri çekilmenin karşılığında hiçbir adım atmadığı gibi, çatışmasızlığın gerektirdiği kurallara da uymamıştır. Her yerde karakol, kalekol, askeri amaçlı baraj ve yol yapımlarını hızlandırmıştır. Çatışmanın sürdüğü dönemlerde yapamadığı savaş hazırlıklarını ve kültürel soykırım amaçlı çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Daha ilk günden itibaren çatışmasızlığa uymamıştır. Bu açıdan ateşkes ve çatışmasızlık hep tek taraflı kalmıştır. Özellikle son bir yılda tutuklamaları arttırarak aslında ateşkesi fiili olarak bitirmiştir. 

Üç yıla yakındır süren çatışmasızlık ortamında sadece savaş hazırlığı olan ve kültürel soykırım amaçlı karakol, yollar ve barajlar yapmış, tutuklamaları sürdürmüş, onlarca insanı ateşkes ve çatışmasızlığı bozan uygulamaları protesto ettiği için katletmiştir. Türk devleti sadece 24 Temmuz’da savaşı tırmandırmamıştır, ateşkesin ve çatışmasızlığın tek taraflı sürdürüldüğü dönemde bile onlarca Kürt gencini katletmiştir. Medeni Yıldırım başta olmak üzere onlarca genç katledilmiştir. Bunları tek tek sıralarsak AKP hükümetinin çatışmasızlığa hiçbir zaman uymadığı rahatlıkla görülür. AKP hükümeti ne çatışmasızlığa uymuştur, ne de çözüm için adım atmıştır. 

Rojava Devrimi’ne karşı IŞİD’i desteklemiş, bu süreçte Bakurê Kurdîstanlı kadın-erkek yüzlerce genç şehit düşmüştür. Kobanê’yi destekleme eylemleri sırasında 40 civarında Kürt insanı polis, asker, kontra ve faşistler tarafından katledilmiştir. Bunların hiçbirinin katili bulunmamış, yargılanmamıştır. Sadece üç Hüda-Par’lının öldürülmesiyle ilgili onlarca insan tutuklanmıştır. Bunların da çoğunluğu bu olayla ilgisi olmadığı için serbest kalmışlardır. 

AKP döneminde onlarca kişi infaz edildi 

Bu üç yıl içinde polis ve askerin öldürdüğü onlarca insan yanında, AKP hükümetinin 13 yıllık iktidarı döneminde yüzlerce insan öldürülmüş ve hiçbirinin katili yargılanmamıştır. AKP hükümetinin sabah akşam Ceylanpınar’da Suruç olaylarına misilleme olarak iki genç tarafından öldürülen iki polisi dillerine dolaması tam bir yavuz hırsızlıktır. Katilleri bulunmayan yüzlerce cinayet varken; “Bizim zamanımızda faili meçhul cinayet yok” demek de tam bir pişkinlik ve ikiyüzlülüktür. Davutoğlu ve ekibinin yüzünde manda derisi olmalı ki bu yalanları söylerken yüzleri kızarmıyor. Hem bu üç yıl içinde hiçbir biçimde çatışmasızlığa uymayacaksın; sen sürekli insanları öldüreceksin ama iki polis öldürülünce şiddetli bir savaş başlatacaksın! Bunun siyasi amaçlı olan, daha doğrusu Erdoğan’ı başkan yapmayı hedefleyen bir savaş olduğu açıktır. AKP siyasi çıkarları için savaş başlatmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi onlarca genç katledilirken, yüzlerce, binlerce insan tutuklanırken sabırlı davranıp çatışmasızlığı sürdürürken; çatışmasızlığa hiçbir biçimde uymayan AKP iki polis ölünce PKK savaş başlattı diyerek topyekun bir savaş içine girmiştir. Dikkat edilirse yüzlerce hedef vurduk ve üç yüz gerilla öldürdük diyorlar. Bu ve diğer saldırılar savaş olmuyor ama iki polisin öldürülmesi savaşı başlatmak oluyor? Buna kimsenin inanmayacağı açıktır. 

Dolmabahçe mutabakatı müzakerenin başlangıcı

Kürt Halk Önderi, AKP’nin politikalarının 2014 yılı sonunda şiddetli bir savaşa yöneleceğini görerek 2014 Kasım ayı sonunda yine üç aşamalı bir demokratik müzakere taslağı sunmuştur. On başlıkta olan bu taslak üzerine müzakere yapılacak, bunun sonuçları Meclise gidecek, Meclis’te gerçekleşecek bu süreç ve çözüm sonunda PKK Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durduracaktı. Önder Apo böyle bir sürecin tamamlanması açısından 2015 Şubat’ını hedef göstermiştir. Ancak AKP hükümeti yine oyalama ve aldatma yolunu seçmiştir. Bir taraftan iç güvenlik paketi çıkararak gerilim politikası ile savaşa hazırlanırken, diğer taraftan oyalama yaparak seçime girmeyi hedeflemiştir. AKP’nin yarattığı bu oyalama ve gerilim politikasının bir çatışma ve savaşa yol açacağını gören Önder Apo müzakere için zemin olacak on maddelik bir deklarasyonu devlet yetkilileri ve HDP heyeti ile birlikte hazırlamış, bunu AKP hükümeti ve KCK’ye sunmuştur. Hem KCK hem de AKP’lilerin itiraz ettikleri yerlerde değişikliğe gidilmiş, rötuşlar yapılmış ve Dolmabahçe’de okunan müzakere mutabakatı ortaya çıkmıştır. Böylece diyalogdan müzakere aşamasına geçilmiş; gerçek anlamda bir çözüm süreci başlamıştır. AKP hükümeti sonunda gerçek bir çözüm süreci içine çekilmiştir. Böylece Önder Apo ve Özgürlük Hareketi’nin sabrı bir sonuç almıştır. 

Dolmabahçe mutabakatı olduktan sonra kamuoyundan çok olumlu tepkiler alınmıştır. Özellikle AKP’liler ve yandaş basın çözüm sürecinde önemli bir aşamaya gelindiğini söylemişler ve bunun bir başarı olduğunu vurgulamışlardır. Eğer o zamanki yandaş basın başta olmak üzere basın incelenirse Dolmabahçe mutabakatı için çok olumlu şeyler yazıldığı ve çizildiği görülür. Özellikle AKP’nin yayın organları gibi çalışan gazeteler ve televizyonlar bu mutabakatı öve öve bitirememişlerdir. 

AKP provokasyonlarla 

oy yükseltmeyi hedefledi 

Toplumda çözüm için büyük umut doğmuştur. Türkiye büyük bir rahatlama içine girmiştir; ancak kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan bu mutabakatın yanlış olduğunu, Newroz’daki okunan Önder Apo’nun çağrısının da doğru olmadığını, bunların İmralı’yı meşrulaştırdığını söylemiş; taraf da yok, masa da yok, izleme heyeti de yok,  Kürt sorunu da yok diyerek yeniden gerilimi arttırmıştır. Önder Apo 7 Haziran seçimlerine demokratikleşme programı ve hedefiyle girilmesini sağlamaya çalışırken, Tayyip Erdoğan, iç güvenlik politikası, Dolmabahçe mutabakatını reddedip Kürt sorununu yok sayarak, iç ve dış tehdit kampanyasıyla seçime girmeyi hedeflemiştir. İç ve dış tehdit algısı yaratıp AKP’ye yüksek oy aldırıp otoriter hegemonik bir başkan olmayı hedeflemiştir. Bunun da gerilim ortamı yaratarak olacağı hesabıyla hareket etmiştir.

Bu nedenle Önder Apo’yla görüşmeler yaptırılmamıştır. Bu nedenle Diyadin’de iki yurtseverin katledilmesiyle sonuçlanan, onlarca askerin öldürülmesini planlayan provokasyon yapılmıştır. Seçim öncesi Önder Apo’nun demokratikleşme programıyla Erdoğan’ın gerilime dayanan iç ve dış tehdit programı ve kampanyası arasında büyük bir mücadele yaşanmış; sonunda Önder Apo’nun projesi kazanmış; Tayyip Erdoğan’ın hesap ve planları yenilgiye uğratılmıştır. 

Seçimden AKP hükümeti kaybetmiş, başta HDP olmak üzere demokrasi güçleri kazanmıştır. Bu başarı Diyadin’de iki, Bingöl’de bir yurtseverin katledildiği, birçok HDP seçim bürosunun bombalandığı, HDP’lilerin çalıştırılmadığı ortamda kazanılmıştır. AKP hükümeti son bir çırpınışla Ortadoğu’daki temel müttefiki olan IŞİD elemanı üzerinden MİT tarafından bir katliam yaptırılıp ya seçimi iptal ettirme ya da HDP’yi baraj altında tutma oyunu içine girilmiş, ama Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin soğukkanlı, sabırlı ve sağduyulu yaklaşımları seçim başarısını önleyecek bu provokasyonu da boşa çıkarmıştır. Bu provokasyonların boşa çıkarılmasında en başta da Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımları ve tutumu etkili olmuştur. Büyük tepki ve öfke içinde olan gençler ve halk, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sakinleştirilmiştir. 

HDP’nin başarısında herkes rol oynadı 

Kim ne derse desin, nasıl değerlendirirse değerlendirsin, bu seçim başarısı esas olarak Önder Apo ve PKK’nin başarısıdır. HDP projesine inanılmıyordu, parti olarak seçime girilmesi istenmiyordu. HDP içinde bile inançsızlar vardı. Özellikle BDP geleneğinden gelenlerin bir bölümü ve HDP içinde yer alan bazı dostlar da bu kararı doğru bulmuyordu. Ama Önder Apo ve PKK’nin ısrarı ile HDP projesi gerçekleşmiş ve parti ile seçime girilmiştir. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Bu başarı HDP yöneticilerinden çok Önder Apo ve PKK’ye aittir. HDP ile seçime girme konusu netleşince tabii ki başta eşbaşkanlar olmak üzere tüm HDP’liler çalışmışlar ve başarıda rol oynamışlardır. Ancak Önder Apo, PKK ve bu yaklaşıma inanan sol demokratların rolü iyi görülmelidir. Şimdi AKP’liler, AKP yandaşı basın ve bazı çevrelerin “PKK HDP’nin başarılı olmasından rahatsız oldu” demeleri, tamamen gerçeğin tersyüz edilmesidir. HDP projesine PKK HDP’lilerden daha fazla sahip çıkmış ve inanmış; seçim başarısında da en büyük rolü oynamıştır. Bu gerçekliği hiç kimse saptıramaz; çünkü tarih bunun kanıtıdır.  PKK’lilerin ne söylediği, ne yazdığı ya da hangi çabayı gösterdiği açıktır. Kimlerin de HDP’nin seçim başarısının önünü kesmek için her türlü kirli yöntemi denediği açıktır. 

AKP hükümeti 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmemiştir. Seçimden hemen sonra hizbulkontranın Amed’te ve birçok yerde halka saldırtılması bunun en somut ifadesidir. Her fırsatta seçim sonuçlarının siyasi alana yansımaması için çaba gösterilmiştir. Seçim sonuçlarından demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü mesajı çıkmıştır. AKP ise her fırsatta gerilimi arttırıp hedeflediği otoriter hegemonik başkanlık sistemi için bir siyasi ortam hazırlamaya çalışmıştır. Girê Sipî (Tel Abyad) alındığında Rojava Devrimi karşıtı yayınlar yapılması, Rojava Devrimi’nin hükümet tarafından tehdit edilmesi de bu politikanın sonucu gündeme gelmiştir. 

Suruç Katliamı MİT denetiminde yapıldı 

Kürt Özgürlük Hareketi seçim sonuçlarından hemen sonra 12 Haziran’da yayınladığı açıklamada seçim sonuçlarının demokratikleşme mesajı verdiğini söyleyerek İmralı’da müzakereye başlanmasını, müzakere sonuçlarının Meclis’e taşınmasını ve bunların gerçekleşmesi için de tahkim edilmiş bir ateşkes sağlanmasını istemiştir. AKP hükümetinin seçim öncesi yaptığı tutuklamaları arttırması, başta Silvan ve Hasankeyf olmak üzere baraj yapımlarını hızlandırması, karakol yapımını ve sınır hattındaki askeri yığınağını arttırması ve savaş hazırlıkları yapması karşısında Kürt Özgürlük Hareketi tahkim edilmiş bir ateşkes yapılması gerektiğini; AKP hükümeti tutuklamalar ve baraj yapımını sürdürdüğü takdirde bunlara karşı misilleme hakkını kullanacağını kamuoyuna duyurunca AKP hükümetinin savaş politikası izleyeceği netleşmiştir. Hükümet Kürt Özgürlük Hareketi’nin karşılıklı tahkim edilmiş ateşkes çağrısına savaş meydan okumasıyla karışlık vermiştir. Hükümet sözcüsü Bülent Arınç, “Terör örgütünü zor günler bekliyor; gerekeni yapıp tasfiye edeceğiz” demiştir. Bu değerlendirme Suruç Katliamı’ndan önce yapılmıştır. Bu, Suruç Katliamı’nın MİT’in gözetiminde ve denetiminde yapıldığını ortaya koymaktadır. AKP, Rojava Devrimi düşmanlığı temelinde yürüttüğü Suriye politikası ve IŞİD ittifakı sonucu bu katliamlar ortaya çıktığı halde Suruç Katliamı’yla hiçbir ilişkisi yokmuş gibi davranmıştır. Öyle ki, kendi suçunu örtmek için alçakça Suruç Katliamı’nı HDP’lilerin yaptığını bile söylemişlerdir. Bu bile bir gerilim ve çatışma yaratıp, bunu HDP’lilere yükleme hesabı yaptıklarını ortaya koymaktadır. 

32 kişinin vahşice öldürülmesinin Kürt halkı ve demokrasi güçlerinde yarattığı büyük infiali ve tepkiyi göreceklerine ölenleri suçlamaları AKP’nin karakterini ortaya koymuştur. AKP hükümeti Hatay, Antep ve Urfa sınırını IŞİD’lilerin cirit attığı alan haline getirmiştir. Ceylanpınar’da öldürülen iki polis üzerinden topyekün savaş başlatarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve demokrasi güçlerini dize getirmek istemesi, ateşkese hiç uymaması, onlarca insanı katletmesi ve buna karşı Kürt Özgürlük Hareketi sabırlı davrandığı halde iki polisi savaş nedeni göstermesi, AKP’nin neyi hesapladığını göstermektedir. Tayyip Erdoğan yeni bir seçim yaparak seçimi kazanmak ve başkan olmak için bir savaş başlatmış ve bunu HDP’ye yüklemeye çalışmaktadır. Daha kısa süre önce Cizre’de, Ardahan’da insanları öldürürken savaş başlamıyor, kendisi ateşkese uymayınca ve onlarca insanı öldürürken ateşkes bozulmuyor ama Ceylanpınar’da iki polis ölünce bu topyekün savaş gerekçesi oluyor! Buna kim inanır? Her gün yüzlerce gerilla öldürüldüğünü iddia eden AKP’nin söylediklerine kim inanır?

Dört aydır Kürt Halk Önderi’yle görüştürülmüyor. Bu Önderlik ateşkesi sağlatan, çatışmasızlığı yaratan Önderliktir. AKP’nin saldırgan politikalarına rağmen diyalogu sürdüren bu Önderliktir. Bu Önderliğe tecrit uygulamak ateşkesi bozmak ve savaş olmuyor ama iki gencin Ceylanpınar’da iki polisi öldürmesi savaş gerekçesi oluyor! AKP’ye göre sadece polislerinki candır. Kürt gençleri ve insanları rahatlıkla polisler tarafından öldürülebilir. Polisin öldürmesi normaldir. İşte savaşı ortaya çıkaran ters mantık budur. Bu mantık son bulmadığı müddetçe çatışmaları sonlandırmak zordur. Ateşkes ve çatışmasızlık olsa da bu zihniyet ve kafa her an çatışma ve savaş ortaya çıkarır. 

İmha saldırılarına karşı misilleme meşrudur

Aslında AKP hiçbir zaman ateşkes ve çatışmasızlığa uymamıştır. Kürt hareketi son üç yılda onlarca insan öldürüldüğü halde sabırlı davranmıştır. Ancak Tayyip Erdoğan Dolmabahçe’de sağlanan mutabakatı yok saydığı an savaş başlamıştır. Savaş uçaklarıyla 400 hedefi vurduk demeleri ise bu savaşı tırmandırdıklarının açık kanıtıdır. Kuşkusuz devlet ve AKP’nin söyledikleri yalandır. Hava saldırılarında sadece 8 gerilla yaşamını yitirmiş, birkaç gerilla da yaralanmıştır. Ne PKK yönetiminin ne de kadın hareketinin bunun dışında bir kaybı vardır. Sadece HPG Asker Konseyi Üyesi Şervan Varto ilk hava saldırısında şehit düşmüştür. Ancak hükümet ve Genelkurmay açıklamaları ve basının veriş tarzı, Özgürlük Hareketi’ne karşı imha savaşı yürüttüklerini açıkça ortaya koymaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi de bunlara karşı misilleme hakkını kullanmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin de imha saldırıları karşısında bu karşılığı vermesi kadar doğal bir şey olamaz. 

Zergelê’de sivil öldürülüyor, ama bu bile hala büyük bir pişkinlik ve yüzsüzlükle inkar ediliyor. AKP’nin müttefiki KDP bile Zergelê’de sivillerin öldüğünü kabul ediyor, ama AKP hala ölenler gerillaydı diyor. Hatta AKP yandaşı basın utanmadan “Zergelê tam isabet” diyebiliyorlar. Silopi’de insanları tutuklamak için 1990’lı yıllardan beter baskılar yapıyorlar, şehri yakıyorlar, insanları öldürüyorlar, insanlara işkence yapıyorlar, yüksek yerlere konumlanan keskin nişancılar sokağa çıkan herkesi vuruyorlar. Dağları, ovaları yasak bölge ilan ediyorlar; hala da savaş yürütmediklerini, 1990’lı yıllara dönmediklerini söylüyorlar. 

En büyük yalanları da, Önder Apo’yla dört aydır görüşmeleri yasakladıkları halde “PKK ve HDP Abdullah Öcalan’ı saf dışı etmiştir, bunlar Abdullah Öcalan’a karşıdır” diyorlar. Ey utanmazlar, sıkılmazlar, yüzsüzler, yalancılar o zaman sormazlar mı, dört aydır neden görüşme yaptırmıyorsunuz! Açıktır ki Önder Apo hükümetin dayatmalarını kabul etmediği için görüştürülmüyor. Bir çocuk bile durumun böyle olduğunu anlar. O kadar yanlış bir politika içindedirler ki, bir çocuğun bile inanmayacağı yalanlara baş vuruyorlar. 

AKP hükümeti savaş başlatmıştır. Ancak başlattığı savaş ve yaptıkları kabadayılık da ters tepmiştir. Ne bağıra çağıra gerçekleri örtebiliyorlar, ne de bağırma ve çağırmayla başlattıkları savaşta boğulma durumlarını gizleyebiliyorlar. Kısa süren savaş ve çatışmada bile boğulacakları ortaya çıkmıştır. Bu savaş politikalarını bırakıp Kürtlerin temel haklarını tanımadıkları takdirde bu savaş sonucunda kendini tüketen önceki hükümetlerden daha beter duruma düşecekleri açıktır. 

Şimdi de çok sıkıştıklarından her gün Önder Apo’nun yanına heyet gönderiyorlar. Kamu Güvenliği Müsteşarı ve MİT müsteşarı İmralı’dan çıkmıyorlar. İmralı ile Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında mekik dokuyorlar. Önder Apo’ya Dolmabahçe mutabakatından önceki gibi müzakerenin olmadığı, oyalama ve aldatmanın sürdürüldüğü bir süreci dayatıyorlar. Önder Apo da “Artık eskisi gibi olmaz, Dolmabahçe mutabakatı öncesine dönülemez, müzakere başlamalı, Meclis devreye girmeli ve bu sorun çözülmeli” diyor. Kürt Halk Önderi “Dolmabahçe mutabakatını büyük bir çaba ve sabırla ben sağladım ama Erdoğan dağıttı” demektedir. Önder Apo gelinen aşamada ya müzakerelerle sorun çözülür ya da sorunlarınızı gidin PKK ile halledin demektedir. Önder Apo’nun böyle yaklaştığı açıktır. Şu andaki durumu herkes bu çerçevede görmeli ve anlamalıdır.