AKP geleceğini kusmuk kutularında arıyor!

Bir hükümet düşünün ki, muhalif toplumsal hareketleri bastırmak için devletin tüm şiddet aygıtlarını halkın üzerine salsın, öldürsün, sakat bıraksın ama bundan zerre rahatsız olmasın! Bir hükümet düşünün ki, devletin gücü ile toplumu boğamayınca, bu iş için halkın zaaflı kesimlerini kullanmakta, onları insanlıktan çıkartmakta beis görmesin!

Bu hükümet; cunta anayasasıyla demokrasi nidaları atan, halka darbe yapanları rezidanslarında yedi yıldız rahat ettirirken, insanlığa karşı pek çok suçun faillerini dahi sadece hükümete darbe teşebbüsünde bulunmaktan cezalandırmış olan AKP hükümetinden başkası değil.
AKP hükümeti devlet şiddetinden umduğunu bulamayınca, kendisini korkuya düşüren muhalif toplumsal mücadeleyi geriletmek ve toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırmak için, ispiyonculuk kurumunu yeniden canlandırmaya karar verdi şimdi de. Bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı “Sırdaş Polis İhbar Noktası Projesi”ni başlatıyor. Bu projeye göre mahallelere konulacak ihbar kutuları sayesinde vatandaş ‘kimliği belli olmadan ve yazılı ya da sözlü’ ihbarda bulunabilecekmiş!?
Türkiye’de devletin ispiyonculuk uygulamaları yeni değil, istihbarat kurumlarının olağan kabul edilen bu tür faaliyetleri dışında, toplumun işe karıştırıldığı pek çok uygulama olduğu biliniyor. Örneğin; 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbesi dönemlerinde resmi olarak “muhbir vatandaş“ uygulamaları olduğu ve sıkıyönetim komutanlarının özellikle 12 Mart dönemi bildirilerinde “Sayın Muhbir Vatandaşlar” hitabının kullanıldığı malum. 2006 yılında “ihbar et, para kazan” olarak nitelenen ispiyonculuk yasasının özellikle PKK’lileri yakalatanlar ve faaliyetlerini açığa çıkartanlar için yeniden gündeme getirildiği, TMK ve TCK’da yapılan değişikliklerle buna zemin hazırlanmaya çalışıldığı, 2011 yılında bu konuda yeni çalışmalar yapıldığı, ancak beklenen faydayı sağlamadığı da biliniyor.
Öte yandan toplumda ispiyonculuğun kötü bir niteleme olarak kabulü karşısında,” muhbirlik ve ispiyonculuk aynı şey değil, bu bir ihbar müessesesidir” şeklinde propaganda yapılsa da, yolun sonunun aynı yere çıktığı herkesin malumu. Kaldı ki ihbar karşılığında para ya da çıkar elde edilmesi, TDK sözlüğüne göre doğrudan ispiyonculuk olarak tanımlanmakta zaten.
Bu uygulamadan şimdiye kadar başarılı sonuçlar elde edilememiş olması, toplumun ispiyonculuğa çok yatkın olmadığını da gösteriyor. Ancak sayı az da olsa, insanların mağdur edilmeleri, kimliği dahi bilinmeyen ispiyoncularca suçlanmaları ve kendilerini aklamak için uğraşacak olmalarının can sıkıcılığı ve yaratacağı mağduriyetin, gerçekleşecek keyfi insan hakları ve hukuk ihlallerinin önemi deneyimlerle sabit.
AKP hükümetinin, hedefine toplumsal muhalefeti de alarak  devletin ispiyonculuk politikasını bir tık artırdığı bu projeye dönersek, özü şu; kim olduğu bile belli olmayan biri sizi her çeşit şeyle suçlayabilecek ve siz aklanmak için çırpınıp duracaksınız. Bu uygulamanın hukuk ya da insan hakları açısından ayakları yere bastırılamaz elbet. Ancak hükümetin muradı da hukuki değil zaten. Toplumda kimsenin kimseye güveni kalmasın, bir araya gelemesin, dayanışamasın istiyor…
Yani devletin cezası, polisi, copu, toması, gazı, suyu, evlerinde tencere tava çalanlara üst komşunun suyu yetmedi, insanlık düşmanları ve hatta şahsi kinleri olanlar bu uygulama ile ihbar kutularına iz bırakmadan kusabilecekler artık.
Hükümetin gele gele geldiği nokta bu. Çözüm, demokrasi, barış, kardeşlik zor iş. Bu yüzden, korku dağlarında açılan gediklere dolgu malzemesi olarak şimdi de bu kusmukları kullanacak anlaşılan. Allah akıl versin, ne diyeyim!
Not: Tarihe bakarsanız bugün bayram. Herkese güzel dileklerde bulunmayı kim istemez? Ama insanın midesini bulandıran bunca şey arasında, Rojava’da vahşi katliamlar yaşanırken ben beceremedim.