AKP kuyrukçuluğundan kurtulma ilacı: Rejim faşizmdir, sistem emperyalist

Ulusalcı hareketin radikal bir şekilde Erdoğancı faşizme karşı çıkmasının şartlarından birisi var olan rejimin “faşizm” olduğunu ve bu rejimin iktidarı seçimle vermeyeceğini görmek.

Eğer bu gerçeği görmezseniz, o zaman rejimi “iki yıl sonra seçimle” tasfiye etme rüyaları görürsünüz. Rüya uykuda görülür. Siz uyurken faşizm bütün alanlarda amacına ulaşır. Uyandığınızda bir de bakmışsınız ki, Medeni Kanuna göre kıyılmış nikahınız bile geçersiz hale gelmiş. “Uyumaktan” kasıt, seçimlere kadar “beklemek.”

Şimdi soralım: Rejimin “yapma” dediğini yapabiliyor musunuz? Örneğin Ankara’dan başlatılan yürüyüşü Edirne’ye kadar sürdürebiliyor musununuz?

Hayır. O halde siz rejimin “yap” dediğini yapıyorsunuz..

Rejimin “yap” dediğini yaparak bu rejimi, iki yıl sonra yapılacağı hayal edilen seçim sonuçlarına boyun eğdirmek mümkün mü? Rejimin “yapma” dediğini yaparak, bu amaçla bedel ödemeyi göze alarak yürümedikçe faşizme karşı mücadele amacına ulaşamaz, seçim günü önünüze gelen “sandık”, hayallerinizin “sandukasına” dönüşür. Rejim asıl olarak size neyi “yapma” diyor?

Kürtlerle yanyana durmayı… HDP’yle ittifakı… Bunları yapma ne yaparsan yap diyor. Rejimin “yapma” dediğini yapmadığın zaman sen artık rejimin kuyruğundasın.

Şu anda faşizme en büyük darbe, CHP’nin kendi içindeki Kürt düşmanlarına aldırmadan HDP’yle ittifak kurmasıdır.

“Ama bu bize oy kaybettirir.” Parlamenter ahmaklık insanı böyle konuşturur. Ben bu kişiye “faşizm seçimle iktidarı sana altın tepside vermez” diyorum, o bana “oylarım kaybolur” diyor. Bunda akıl var mı?

İki yıl boyunca ortada seçim meçim yok. İki yıl sonunda seçim olması ve demokrasinin kazanması, iki yıl boyunca sokakta sürecek çetin mücadelelere bağlı. HDP’yle ittifaka girdiğin zaman sen sokağa yüz kışı çıkar, HDP yüz bin kişi çıkarsın, ertesi gün senin çıkardığın yüz kışı bini, ardından on bini, nihayet yüzbinleri, milyonları bulur.

Birinci tez bu.

İkincisi ise Türkiye’nin Atatürk döneminde olduğu gibi “mazlum” bir ülke olmadığını anlamak, Erdoğan rejimine karşı mücadelenin en önemli şartıdır. Erdoğan Türkiye’si „emperyalizmin tehdidi” altında değil. Çünkü kendisi “bölgeyle sınırlı“ emperyalist bir ülke. Ortadoğu’da kendi emperyalist menfaati için macera peşinde. Burnunda petrol kokusu.

Amacına küresel emperyalist merkezlerden birine tutunarak ulaşmak istiyor. Dün ABD’nin eteklerinin altındaydı, bugün Rusya’nın. Erdoğan kendi bölgesel emperyalist menfaatleri için Türkiye’yi kah ABD emperyalizminin “taşeronu” yapıyor, kah “Rusya”nın taşeronu. 

Türkiye Suriye savaşına ABD’yle birlikte katıldı. Şimdi Rusya ile savaşa devam ediyor. Yarın yeniden ABD’nin etekleri altına koşturabilir. Tabii eğer bu tahteravalli cambazlığında Türkiye büyük bir kaosla paramparça olmazsa.

Vaktiyle ABD emperyalizmi yanlıları Sovyetler Birliği’ne düşmanlık politikalarını, “Rusların sıcak denizlere açılma emelleri” ile ya da İkinci Dünya Savaşı sonrasında Stalin’in Türkiye’den Kars-Ardahan’ı istemesi ve Boğazlar’da hak iddiasında bulunması ile temellendirirlerdi.

Bakıyorum da son zamanlarda bu “tarihi Moskof düşmanlığı” unutulmuşa benziyor. Ama yakın zamanda yaşananlar da unutuldu. Şu meşhur “uçak düşürme” sonrasında Rusya’nın Türkiye ekonomisini neredeyse çökertecek olan önlemlerini hatırlayan yok gibi. Sanırsınız ki Rusya ile ittifak “Türk milli menfaatlerinin” en büyük garantısı.

Bu gerçeği anlamayan ulusalcı, Perinçek’in hokus pokusunun kurbanı olur, Erdoğan’ı “anti emperyalist lider” gibi görmeye başlar. Sonuç Saray rejiminin kuyruğuna takılmaktır.

Türkiye’de rejim faşizmdir, Türkiye bölgesel emperyalist bir ülkedir. İşte bu pusula ulusalcıyı, içinde bulunduğu ideolojik krizden kurtarır, onu gerçek demokrasiye ve gerçek anti emperyalizme götürür.

Şu günlerde ulusalcı medyanın farklı organlarını dikkatle izleyiniz. Cumhuriyet’te Ali Sirmen, Sözcü’de Can Ataklı ulusalcı kitleleri faşist ve bölgesel emperyalist rejimin kuyruğuna takma oyunlarını büyük bir vuzuhla ortaya koymaya başladılar. Aslı Aydıntaşbaş da kilit meseleyi sürekli işlemekte: Kürtlerle ittifak tek yol…