AKP/MHP faşizmine karşı imece muhalefet

Ferda ÇETİN

Öncekilerden farklı bir seçim kampanyasına tanıklık ediyoruz.

Kendinden emin, heyecanlı ve gündemi belirleyen bir muhalefet ile, muhalefetin belirlediği gündeme yetişmeye çalışan bir iktidar söz konusu. Adeta yer değiştiren iki taraf.

24 Haziran seçimlerine gidilirken, sadece Kürt halkı değil; Türkiye halkının büyük çoğunluğu Tayyip Erdoğan’dan, AKP/MHP iktidarından kurtulmak istemektedir.

Öyle ki birkaç yıl öncesine kadar birbirine çok zıt ve uzak yerlerde duran toplum kesimleri, AKP/MHP iktidarına karşı zımni bir mutabakat oluşturmuştur. Bu zımni mutabakat, Erdoğan’ın tek adam iktidarı ve yönetim tarzının sonucu oluşmuştur.

Musibet, hayırlı bir gelişmenin yolunu açmış; Tayyip Erdoğan’ın karşıtlaştırıcı, kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı yönetme tarzı, kendi karşıtı olan cepheyi büyütmüş ve Türkiye’de çoğunluk durumuna gelmiştir.

Türkiye siyasal tarihinde, daha evvel tecrübe edilmemiş yeni bir durum yaşanıyor. CHP, DP, AP, MC ve AKP iktidarları dönemlerinden farklı olarak, tek veya iki partiye dayalı muhalefet değil; farklı geleneklerden, ayrı meşrepten ve değişik kültürlerden gelen renkli bir muhalefet söz konusudur.

Erdoğan’ın şahsileştirerek karşısına aldığı ve çatıştığı birey, grup ve topluluklar, devletin ve iktidarın mağdurları olarak, farklı taleplerine rağmen aynı tepkiler etrafında bir yakınlaşma içine girmektedir.

Seçimlere gidilirken devlet imkanlarına dayanan Erdoğan’ın karşısında; ideolojileri, dünya görüşleri, dini inanışları, yaşam tarzları ve gelecek tasavvurları çok farklı kesimlerden oluşan büyük bir “İmece Muhalefet” yer almaktadır.

Nitekim muhalefetin kendisi de bu durumun farkında olmalı ki, seçim kampanyalarında, birbirlerine yönelik keskin ve sert söylemler kullanmamakta; zorunluluktan kaynaklanan bu “imece”ye zarar vermeme konusunda, azami bir özen gösterilmektedir.

Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’nun kendi mitinglerinde; “Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı ve seçim kampanyasını özgürce sürdürmeli” çağrılarının kendi tabanları üzerinde yarattığı etki önemlidir. Bu önem, Tayyip Erdoğan’ın, “neyi serbest bırakıyorsun elinde 53 kişinin kanı var” sözleri karşısında daha da artmaktadır.

AKP/MHP faşizmine karşı, oluşan muhalefet sadece siyasi partiler arasında değil; toplum içinde de bir karşılık bulmaktadır. HDP dışındaki siyasi parti temsilcilerinin, “HDP barajı aşmalı ve mecliste temsilini bulmalıdır” sözleri toplumda da yansımasını bulmaktadır. Nitekim mikrofon tutulan ve HDP seçmeni olmayan insanların büyük bir bölümü, HDP’nin barajı aşarak parlamentoya girmesini istemektedir.

İmece muhalefet, seçim aritmetiği konusunda da toplumda bir bilinç ve ilgi yaratmıştır. HDP’nin barajı aşmama ihtimalinde, çıkaracağı 80 – 100 milletvekilinin AKP’ye kalacağı; böyle bir olasılıkta da parlamento çoğunluğunun AKP/MHP’ye geçeceği ve Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesine yol açacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle değişik parti seçmenleri de, bu seçimde HDP lehine oy kullanma hesabı yapmaktadır.

Tayyip Erdoğan ve Süleyman Soylu’nun koordinasyonu ve emri altında, önceki seçimlerde seçim hileleri ve oy hırsızlığı yapıldığı; 24 Haziran seçimlerinde de oy çalmak için her türlü yola başvuracakları artık bir ihtimal değil, kesin bir durumdur. Mühürsüz oyların geçerli sayılması için çıkarılan yasa, sandıkların birleştirilmesi, başta HDP olmak üzere seçim çalışması yapan muhalefet partilerine yapılan saldırılar somut işaretlerdir.

Bu hırsızlığa karşı CHP, HDP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Emek Partisi, DİSK, KESK, ADD, Birleşik Haziran Hareketi, Demokrasi İçin Birlik, Sandık Gücü, Seçim Süreci Meclisleri, Oyum Güvende, Hak ve Adalet, Hürriyet Hareketi gibi kuruluşların oluşturduğu ‘Adil Seçim Platformu’, imece muhalefetin öncülük ettiği çok önemli bir ortaklıktır. Bu platform sayesinde tüm sandıklara müşahit, görevli ve gözlemci atanacak; oy kullanma, sayım ve tasnif aşamasında hile ve yolsuzluklara karşı etkin bir denetleme sağlanabilecektir.

İmece muhalefet içinde, sadece siyasi parti temsilcileri ve parti üyeleri değil; Türkiye’nin büyük bir cezaevine dönüştüğünü gören ve her geçen gün gelecek kaygıları ve güvensizlikleri artan insanlar yer almaktadır.

Faşizm koşullarında, kaygı ve güvensizlik hissi de özgürleşmenin yolunu açmaktadır. Bu güvensizliği aşmak için insanların mücadele arzusu, değiştirme azmi ve duyarlılıkları gelişmektedir. Tayyip Erdoğan ve AKP/MHP iktidarının artık Türkiye’yi yönetemeyeceği çok açık bir biçimde görülmektedir. Erdoğan’ın önceki seçimlerden farklı olarak yaşadığı kronik yorgunluk, sinirli hali ve bitmeyen gerginliği, kaybettiğinin farkında olmasıyla ilgilidir.

Bütün bunlara rağmen Erdoğan kolay ve normal yolla iktidarı terk etmeyecektir. İktidarı kaybettiği an kendisi, ailesi ve suç ortakları ile birlikte yargılanacağını çok iyi bilmektedir.

Bu nedenle seçim kampanyasını yeniden, “terörist”, “düşman”, “ordumuz” ve “savaş” argümanlarına dayanarak yürütmesi, çatışma ve kan üzerinden seçim yatırımı yapma niyetinin ifadesidir. Daha önceleri, asker ölümlerine dair tek bir haber yapmayan AKP medyasının, seçimler yaklaştıkça asker ölümlerini ve cenaze törenlerini vermeye başlaması da tesadüf değildir.

Muhalefet partileri bu olasılığı da düşünerek ve şimdiden, seçmenlerini ve kamuoyunu duyarlı kılarsa, Erdoğan ve Hulusi Akar’ın savaş, kan ve çatışma üzerinden sahte zaferler ve oy devşirme oyunu da tutmayacaktır.