AKP + ordu = İktidar

 Eskiden DP-AP geleneğinden gelen partiler CHP’yi demokrat olmamakla ve CHP + ordu = İktidar anlayışıyla eleştirirlerdi. Yerden göğe kadar da haklıydılar. Zaten tek parti CHP’si partiden ziyade devletin bir üst kurumu gibiydi. Vali, Belediye Başkanı ve CHP İl Başkanı aynı kişiydi. Milletvekilleri halkın oyuyla seçilmezdi, yukarıdan intihap olunurdu, yani uygun görülürdü. Buna, atamanın kibarcası diyebilirsiniz. Böylece hayatında Ankara’dan öteye geçmeyen şahsiyetlerin Urfa, Diyarbakır, Ağrı, Erzurum vekillikleri intihap olunabilirdi ya da kılınabilirdi.

O devirler geldi geçti, artık kimse öyle bir şeyi hayal edemez diyorduk ama yanılmışız.

Tek parti diktasını, vesayeti, statükoyu lafta hiç yorulmadan eleştiren AKP liderleri, çok daha kötü bir tek parti diktasını kurma telaşındalar. Ordu/polis emirlerinde, yargı, üniversite kontrol altında. Medya zaten havuza doldurulmuş. Diktalarına çıt çıkartan da ya KCK, ya Ergenekon ya da paralel davalarından tutuklu. Daha da itiraz ederseniz kendilerine bağlı olarak çalışmaya devam eden gerçek-yeşil, Ergenekon-kontrgerilla çeteleri sokağa salınıyor.

Şimdiye kadar yüzde 10 barajı sayesinde iktidar olabildiler. Zaten bu baraj olmasaydı AKP 2002’de aldığı yüzde 34,5 oyla iktidara gelemeyecekti. Barajın tadını alan AKP, bundan sonra barajı darbeci Kenan Evren’den daha çok savundu. Hala daha da utanmadan ve bir de demokrasi, istikrar adına barajı savunuyor.

Sadece göstermelik seçim yapmakla demokrasi olmaz. Öyle kolay olsaydı, dünyanın her yeri demokrasi olurdu. Başta anayasa, siyasi partiler yasası ve seçim yasası gibi yasaların demokratik olması gerekir. Bütün farklı görüşler siyasi parti olarak örgütlenip halkın huzuruna çıkabilmeli ki, halk da onlardan birisini tercih edebilsin. Oysa 12 Eylül faşist diktasının anayasası ve seçim yasaları halkın iradesini ortaya koyması için değil, bu iradenin gasp edilmesi için yapılmıştır. İstikrar adı altında tek parti diktasını kurmak için yapılmıştır.

Bu barajlı seçim sayesinde yıllarca halkın oy verdikleri değil de oy vermedikleri vekil ve iktidar oldular. Bağımsız adaylar yoluyla bu engeller biraz kırıldı ama yok olmadı. AKP bağımsız adaylardan daha az oy aldığı halde, daha çok vekil kazandı. Hatta yüz binden fazla oy alan Hatip Dicle zindanda kalırken, 15 bin oy alan bir AKP’li vekil oldu. Seçim sandıkları Zat-ı Sungur’un hokkabaz torbasına döndü. Zat-ı Sungur torbaya kuş atar ama tavşan çıkarırdı. Halk Ahmet’e oy verdi, sandıktan Mehmet çıktı. Halk Ahmet’e oy verdi ama Mehmet vekil ve iktidar oldu. Buna da seçim dediler.

Bütün ezilenlerin birleşerek oluşturduğu HDP, bütün bu oyunları bozdu. Seçimlere parti olarak girme kararı aldı. Bu karar sadece barajı aşıp daha fazla sayıda vekil çıkarmak için değildi. Elbette ki, bütün ezilenlerin birleşmesiyle çok daha fazla sayıda vekil çıkarılacak ve yönetimin her alanında halkın ağırlığı artacaktır. Ama HDP’nin esas başarısı, halkı “Yeni Yaşam” projesi etrafında örgütlemesi olacaktır. Düzen ve vesayet bekçilerini korkutan gerçek de budur. Bu nedenle HDP’nin yükselişi sürdükçe saldırılar da artmaktadır. Geçmişten beri polis ve sivil kontrgerilla çetelerinin saldırılarına herkes alışıktı. “Halk galeyana geldi” denilerek bir çapulcu sürüsü BDP-HDP binalarına saldırıp yakıp yıkıyordu. Polis ya seyrediyor ya da onlarla beraber yakıp yıkıyordu. Bunca saldırıdan sonra hala yakalanıp mahkum edilen tek bir suçlu, görevden alınan tek bir kaymakam, vali, polis şefi yoktur.

Bu gerçekler ortadayken AKP’nin HDP’yi silah zoruyla oy topluyor diye suçlaması utanmazlıktır. HDP’nin yükselişi-AKP’nin düşüşü sürdükçe AKP’nin saldırganlığı da artmaktadır. Yetersiz kalan kontrgerilla/polis saldırılarına ek olarak, artık ordu doğrudan devreye sokuluyor. Ağrı Diyadin’deki AKP provokasyonu basit bir saldırı değil, ciddi bir yönelimin işaretidir. Ağrı’daki saldırıyı Şırnak ve Gever’deki askeri harekat takip ediyor. Valiler emirlerindeki devlet gücüyle AKP İl Başkanı gibi çalışıyor. Seçim gününe ve sonrasına kadar neler olacak göreceğiz. Barajlar yıkılınca boşalacak suyun altında kalmaktan korkan AKP liderleri AKP + ORDU = İKTİDAR formülüne sığınmışlardır. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinin önemi daha da artmıştır. Halk ya vesayetin her türüne hayır deyip demokrasiye dayanan yeni bir dönem açacaktır ya da bir süre daha yeni bir vesayet dönemine, AKP’nin kanlı tek parti diktasına mahkum olacaktır. Umudumuz ve isteğimiz halkın “Her türlü vesayete son, gerçek ve tam demokrasi” demesidir.