AKP’nin gerilim siyaseti: Minbic, Şengal, Berlin

16 Nisan yaklaştıkça, AKP gerilim siyasetinin dozunu iyice artırıyor. Yapılan anketlere bakılırsa referandumda evet diyeceklerin sayısı giderek azalıyor. AKP-MHP’yi kaybetme korkusu sarmış durumda. Bu korku ve kaygı hem söylemlerine ve hem de eylemlerine yansımış durumda. Tehdit ve baskıyı giderek artırıyorlar. 

Gazeteciler terörist ilan edilip tutuklanıyor.

HDP üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Neredeyse dışarıda HDP’li yönetici kalmadı. Son DBP belediyelerine de teker teker el konularak kayyım atıyorlar. Kitlesel gözaltı ve tutuklamalar 16 Nisan yaklaştıkça dahada artıyor.

AKP-MHP pervasızca saldırıyor. Kendi yandaşlarını bile tehdit etmekten kaçınmıyorlar.

Bu koroya birde sarayın paralı danışmanları katıldı. 

İçerde manzara böyle. 

Dış politikada ise durum farklı değil. Gerilim siyasetini sürdürenler bu korku filminin nasıl sonlanacağını kestiremiyorlar. Mahallenin bıçkın kabadayısı rolü ne kadar sürer bilinmez ancak gözardı etmemeleri gereken iki soru var: 

1- Bu gerilim siyaseti sürdürülebilir mi?

2- Sonuçta gerilim siyasetinin kazananı kim olacak?

MİNBİC

Suriye Demokratik Güçlerinin Rakka kuşatması başarı ile devam ediyor. Koalisyon Güçlerinin desteği ile IŞİD Rakka’dan sökülüp atılacak. El Babı kontrol altına aldıktan sonra Minbic’e yönelen Türkiye’nin bu tutumu çoklu amaç taşıyor. SDG’yi Fırat’ın doğusuna iterek Kürtlerin ve onların demokratik bileşenlerini kalıcı olarak ayırmak istiyor. Diğer bir amacı da Rakka operasyonunu geciktirmek mümkünse boşa çıkarmaktır. Nihayi amacı ise Kürtlerin olası bir siyasi statü elde etmelerinin önüne geçmek. Ancak SDG’den ummadığı bir cevap aldı. SDG’nin siyasi-askeri manevrası ile Suriye Rejimi, Rusya ve ABD ile karşı karşıya kaldı. Esas olarak Antalya’da Türkiye, Rusya ve ABD genelkurmay başkanlarının gerçekleştirdiği zirvede ana gündem maddesi Minbic ve Rakka operasyonu idi. Tezleri ve talepleri kabul görmeyen Türkiye yüksek sesle tehditlerini sürdürüyor. 

Minbic Askeri Konseyinin açıklaması Rusya destekli rejim güçlerinin Minbic’in batısına konuşlanmaları, Minbic merkezinin ise Koalisyon korumasında olduğunu belirtmeleri yeni bir durumuda açığa çıkarmış yönünde oldu. Suriye’de taşlar yerine oturmaya başladı. Kürtlerin konumu hem siyasi hem de askeri olarak daha da güçleniyor. Rakka kurtarıldığında Suriye’de çözüme bir adım daha yaklaşmış olunacak. Burada Kürtler ve SDG elbette çözüm için tarihi bir rol üstlenecekler. Cenevre süreci SDG’nin katılımı ile başarıya ulaşabilir. Artık herkes bu gerçeği biliyor.

İşte Ankara’yı en çok kaygılandıran durum bu. Bu kaçınılmaz son Ankara’da sinirleri geriyor.

İşte, Minbic hırçınlığının nedeni ve yükselen gerilim siyasetinin altında yatan Ankara’nın bu bitmeyen Kürt fobisidir.

ŞENGAL

Türkiye aynı gerilim siyasetini bu kez Şengal’de devreye koydu. Xanesor’da ortaya konulan senaryo hiç kuşkusuz Ankara’da yazıldı. Êzîdî halkı 74 fermadan sonra artık kendi güvenliğini sağlayarak barış içinde yaşamak istiyor. Elbette Êzîdîler Kürt halkının en önemli parçalarından biridir. Onların özgürlüğü ve kazanımları tüm Kürtlerin özgürlüğü ve kazanımları olacaktır. Başkalarının eğitip-donattığı paramiliter güçlerle Êzîdîleri tehdit altına almak başka değirmenlere su taşımak Kürtlerin Ulusal Birliğine hizmet etmez. 

Şengal-Xanesor üzerinden Rojava kazanımlarını kıskaca almak Kürtler arası çelişkileri derinleştirmekten başka bir işlevi olmaz.

BERLİN

Osmanlı’dan bu yana geleneksel olarak Almanya Türkiye ilişkileri hep iyi yürüyen ilişkiler olarak bilinir. Ancak son dönemde ciddi bir gerilim söz konusu. Türkiye’de olup bitenlere sessiz kalan Berlin sesini yükseltmetmeye başladı. Die Welt muhabiri Deniz Yüce uzun gözaltı sürecinden sonra tutuklandı. Bu yeni gelişme Ankara-Berlin arasındaki gerilimi iyice yükseltti. Ankara’nın Nazi benzetmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ankara’nın yakışık almayan, gayri diplomatik uslubu Berlinin tepkisini fazlası ile çekmeye yetti. 

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel mevkidaşı Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmeden sonra uyarı dolu mesajlar iletirken aynı zamanda gerilimi de düşürme çabası içinde olduğu görülüyor. “İlişkilerin normalleşmesi öyle görünüyorki zaman alacak. Kısa vade çıkarları için gerilim politikalarına sığınan Ankara’ya gerilimin hem Almanya’ya hem de Türkiye’ye zarar verir. Türkiye’nin iç farklılıkları Almanya’ya taşınmamalı. Söylemek istediği şey aslında ülkenizdeki gerilimi buraya taşıyarak bizide germeyin. Burda yaşayan Türkiyelilerin de huzurunu kaçırmayın. Orada yaptığınız kutuplaşmayı buraya taşırmayın…” Gabriel son bir uyarıda bulunuyor: “Nazi benzetmesi ile sınır aşılmıştır.”

İran ile sürdürdükleri gerilimi anlamaya çalışırken bu kez Almanya ile başlayan gerilim tüm bunların AKP tarafından bilinçli olarak planlandığını ve sahneye konulduğu izlenimi veriyor. Kamuoyunu oyalayacak, manipüle edecek araçlara ihtiyaç duyuyorlar. Bel bağladıkları bu gerilim siyaseti içlerini görür mü bilinmez ancak 16 Nisan’a kadar AKP-MHP bu gerilim siyasetini sürdürecektir.

Bu gerilim siyasetinin hedefi halktır, amacı 16 Nisan referandumunda bir yandan HAYIR diyecekleri korkutup yıldırmak, diğer yandan evet cephesini konsolide ederek başarılı çıkmaktır. 

Başarı, 16 Nisan’da HAYIR diyecek olan halklarımızın olacaktır.