AKP=İslam denklemi bozuldu

İstanbul Esenyurt’ta bir işyerinin çalışanları, anayasa referandumunda verecekleri oya göre evetçiler ve hayırcılar olarak cuma namazlarını ayrı camilerde kılmaya başlamışlar.

Kutuplaşmada buralara da geldik. Din kardeşliğinin her şeyden öte birleştiriciliği olduğuna inanılırdı, artık bitti. Referandumda tercihini hayır’dan yana yapacak olan müslüman da olsa, namazında niyazında da olsa fark etmiyor artık. Çünkü; "hayır diyen herkes teröristtir" buyurdu iktidar. Yani bir avazda harcadı din kardeşlerini.

Biraz geriden bakınca, AKP’nin iktidarı süresince devlet aklına uygun olarak toplumu yavaş yavaş parçalara ayırdığını görüyorsunuz; Türkler-Kürtler, Aleviler-Sünniler, Cumhuriyetçiler- şeriatçılar ve gele gele evetçiler- hayırcılar. İşin, aynı inanç derecesindeki müslümanları bile ayrı camilere mecbur edecek noktaya vardırılması ise parçalanmanın vardığı noktayı göstermesinin ötesinde, iktidarın içinde bulunduğu durumun aynası aslında. 

Klasik tanımla "böl, parçala, yönet" politikasının görüntüleri bunlar. Ancak işi potansiyel tabanına, varlığını dayadığı kesime vardırmasının ayrıca sorgulanması gerekir. Bu noktada iki durum öne çıkıyor; ilki, iktidarın özgüvenini ziyadesiyle yitirdiği; son anayasa referandumu ve başkanlık tartışmaları ile daha görünür olsa da Fetö operasyonları ile yeni bir sürece girildiği ve seçmen tabanında AKP’yi, politikalarını sorgulayanların arttığı, itiraz seslerinin yükseldiği ve seçmenlerinden bir kısmının referandumda tercihini hayırdan yana kullanacağını açık ettiği biliniyor. Tayyip Erdoğan ve iktidar sözcüleri özellikle Fetö tartışmalarında suçlarını "kandırıldık" diyerek örtmeye çalışmıştı. Oysa AKP seçmeni içinde kandırılmak istemeyenler çoğalıyor. Bu da iktidarı korkutuyor ve özgüvenini düşürüyor.

İkincisi; siyasi ve ekonomik krizin giderek derinleştiği günün koşullarında AKP’nin kendi tabanının parçalanmışlığından dahi medet umduğu, gerektiğinde bu parçalanmışlığa basarak ayakta kalmayı bir seçenek olarak düşündüğü. 

İktidarın hem özgüven yitirmesinin hem de kaos politikalarına ağırlık vermesinin, kendi paçasını kurtarmak adına haklı yanları olduğu aşikar. Her ne kadar iktidar medyası ısrarla iktidarın ve Tayyip Erdoğan’ın sarsılmaz gücünden söz etseler de, herkes biliyor ki durum böyle değil artık. Artan itirazların yanında kemik olarak nitelenen seçmenlerinden dahi iktidarı terk edeceğini açıklayanlar var. Görünen o ki; ekonomik krizin yarattığı kararsızlık bir yana, AKP tabanının zihninde yaratılan AKP=İslam denklemi çok yara aldı bu süreçte. 

Hem AKP’nin tutumu hem IŞİD benzeri örgütlerin icraatları nedeniyle; dindar müslümanlar/laik cumhuriyetin "mağdurları" arasında pek çok kişi iki şeyi; din devleti/şeriat tercihini ve AKP’nin müslümanlığını, sorguluyor artık. AKP’nin halen önemli oranda seçmeni bulunduğu malumsa da bu sorgulamaların yoğunlaşacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok. 

Bu arada, İktidarın "hayır"cıları terörist ilan etmesine verilen tepkiler oldukça değerli ve daha fazla desteklenmesi gerekir. Gözaltına alınma, tutuklanma, toplumdan soyutlanma hatta linç edilme gibi pek çok tehdide rağmen susmayanlar çoğunlukta. Korkuyu burada da kırıyor insanlar ve tutumlarını açık ediyorlar. Hatta aynı işyerinde çalışıp ayrı camilerde ibadet edecek kadar açık ediyorlar kendilerini. 

Bu daha da saldırganlaştırıyor iktidarı. Pek çok kamu kuruluşunun varlık fonuna devri özel olarak tartışılması gereken bir konu. Son KHK ile 4 bin 464 kamu çalışanının daha görevinden ihraç edilmesi mesela. Üniversitelerde öğretim görevlisi kalmadı nerdeyse. Öğrenciler sokakta. İşinden edilenler arasında öyle isimler var ki, uluslararası üne sahip, fetö ile ilişkisi iddia bile edilemeyecek. İktidar yalakaları bile şaşkın. Bu nizansızlık karşısında, "listeleri hazırlayanlar da fetöcü" mü tartışmasına sığınmak moda artık. 

Yani sözün kısası; AKP gidici. Ancak giderken nasıl gideceği önemli. Anayasa referandumu bu açıdan da çok önemli. Evet de, az bir farkla kazanacak hayır da durumu kurtarmaya yetmeyecek görünüyor. AKP ve Tayyip’in daha fazla zarar vermeden yakamızdan düşmesi için yüksek bir "hayır"a ihtiyacımız var. İktidar cami duvarına işeyerek işimizi kolaylaştırsa da yer yer, daha çok, daha çok çalışmalıyız başarmak için.