Amerikalı Siyah Sosyalistler kurucusu Z: Kölelik hala sürüyor

  • Kölelik Amerika’da hiçbir zaman gerçek anlamda kaldırılmadı. ABD ekonomisinin tamamını halklarımızın köleliğinden ve yerli halkların soykırımı üzerinden kuruldu. Bizim yoksulluk oranımız “beyaz” Amerikalıların tam olarak iki katı. Yerli halkların durumu ise tüm alanlarda bizden daha kötü.
  • Amerika’da her şey “beyazlık” ve beyaz “Amerikalıların” nasıl olması gerektiğine dair milliyetçi düşünceye odaklanıyor. Bu ulus-devlet modelinin baskıcı mekanizmaları altında tipik bir homojenleştirme sürecidir. Abdullah Öcalan’ın yıllar önce belirttiği gib….

SERDA DEMİR

Irkçı polislerin Afro-Amerikalı George Floyd’u katletmesi üzerine ABD’yi saran kitlesel ayaklanma büyüyerek sürüyor. 26 Mayıs’ta başlayan ve kısa sürede birçok şehire yayılan protestolar Siyah’ların direnişine dönüştü. Amerikalı Siyah Sosyalistler (Black Socialists in America – BSA) örgütünün üyeleri de ilk günden itibaren bu direnişte yerlerini aldılar. Amerikalı Siyah Sosyalistler 2018’de kurula bir örgüt.

BSA’nın, George Floyd’un öldürülmesinden sonra Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın twitter üzerinden paylaştığı mesajına verdiği ‘Kapat çeneni, faşist’ yanıtı sosyal medyada büyük etki yarattı. Kürt halkıyla dayanışmalarını sıkça ifade eden BSA kurucularından Z ile ayaklanmanın seyrini konuştuk.

Bize Amerikalı Siyah Sosyalistler (BSA) örgütünü tanıtmakla başlayabilir misin? Kuruluş amacınız nedir ve ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Amerikalı Siyah Sosyalistler’in kurucularından biriyim. BSA, işçilerin üretim araçlarını demokratik ve merkezi olmayan, yani yerelleşmiş biçimde denetlemeleri gerektiğine inanan anti-kapitalist, enternasyonalist Siyah Amerikalılar ağıdır. Görevlerimizden biri, yoksul ve işçi sınıfı Siyah Amerikalıların kendilerini gerçek anlamda devrimci değişim için harekete geçirmelerine yardımcı olmaktır. Bunu da enternasyonal ağ içinde yapmak gerektiğini savunuyoruz.

2018’de kuruluşumuzdan sonra emek ve toprakla ilgili daha kapsamlı bir program ile başlamak için Mississippi’nin Jackson şehrinde yer alan Jackson Dayanışması (Cooperation Jackson) ile olan ortaklığımızla birlikte zaman içinde gelişim gösterdik. Bu süreçte yoksul ve işçi sınıfı Siyah halk dijital araçlar geliştirdik.

Birkaç deneyimli üye ve eski Kara Panter Partisi emektarının da yer almasıyla örgütümüz ABD’nin farklı kentlerinde genç, yerel örgütleyicilerden oluşuyor. Ayrıca dijital projelerimiz ve teknik ihtiyaçlarımız için dünya çapında Siyah olmayan herkesin ulaşabileceği Açık Teknoloji Gelişimi (Open Tech Development – OTD) ismiyle yüz kişiden fazla gönüllü çalışanı olan küresel bir teknik ekibimiz var.

Aslında BSA’yı bir ilişki ağı olarak tanımlayabilirim. Ki bir gün, ABD genelinde yoksul ve işçi sınıfı Siyah topluluklar içinde “İkili İktidar Projeleri” diye adlandırdığımız projenin gerçek geliştiricisi olacağımızı umuyorum. Biz federal işçi kooperatifleri, kredi birlikleri ve halk ve mahalle meclisleri ile bağlantılı olan birçok farklı yapılar gibi ekonomik kuruluşlara bağlı olan sol örgütleri ‘İkili İktidar Projeleri’ olarak görüyoruz.

İnsanlara keyifli bir biçimde kolay anlaşılan eğitimler verirken yalnızca kapitalizmin ne olduğunu ve ona bağlı olarak

‘beyaz üstünlükçüleri’ anlatmakla kalmıyoruz, aynı zamanda gerçek anlamda eşitlikçi ilkelere dayanan alternatif bir sistem yaratacağımızı da tartışıyoruz.

Siyah halk yüzlerce yıldır baskı, katliam, işkence ve ırkçı saldırılarla karşı karşıya. Kölelik döneminden bugüne dek Siyah halk için ne değişti?

Soyumuz Afrika kıtasından zorla ve yoğun şiddetle koparılıp burada köleleştirildi. Hala orantısız şekilde yoksulluk içinde yaşıyoruz. Polis tarafından vahşete uğruyor ve öldürülüyoruz. Esir alınıyor ve hapishane sistemine yerleştiriliyoruz. Kölelik Amerika’da hiçbir zaman gerçek anlamda kaldırılmadı. ABD ekonomisinin tamamını halklarımızın köleliğinden ve yerli halkların soykırımı üzerinden kuruldu. Eğer bugün daha fazla Siyah milyoner, milyarder ve “yüksek mevkilerde olan Siyah yüzler” olsa da, Siyah nüfusun önemli bir kısmının yoksulluk içinde yaşıyor. Bizim yoksulluk oranımız “beyaz” Amerikalıların tam olarak iki katı. Yerli halkların durumu ise tüm alanlarda bizden daha kötü.

Peki Obama’nın başkanlığı toplumunuzu nasıl etkiledi?

Obama’dan sonra özellikle Siyah gençler, yüksek mevkilerde (temsil düzeyinde) yer almanın pek bir şey ifade etmediğini görmeye başladılar. Yoksul ve işçi sınıfı Siyah halk birçok kez açıkça ihanete uğradı. Yüksek mevkilerde –polis içinde, devlet yönetiminde, ticarette, eğlence sektöründe vb.- olan çoğu Siyahinin oralara erişebilme nedeni hakim sınıfa ve onların kar amaçlı çıkarlarına hizmet etmek için hazır olmalarıdır.

Bizim toplumumuz da politik anlamda tek parça değildir. İnsanlar kapitalizm altında kendini doyurma ve maddi olarak istikrar yakalama amacıyla çeşitli hedefler paylaşıyorlar. Eminim bazı Siyah insanlar için de bu, egemen sınıfın ekonomik, politik ve sosyal yapılarında güçlü konumlarda yer almak anlamına gelmektedir.

Sloganlarınızda ve yazılarınızda ‘white supremacy’ yani ‘beyaz üstünlük’ ifadesi sıkça geçiyor. Ortadoğu topraklarında bu kavram pek yaygın değil. Bize biraz beyaz üstünlükten bahsedebilir misin? Kimdi bu beyaz üstünlükçüler?

Kürt yoldaşlarımız, Türk üstünlükçüler ve milliyetçilerin zalim ve akıldışı ideolojilerinin körüklediği Türk sömürgeciliğinin vahşeti hakkında derinden bilgiye sahipler. Sizdeki dinamikler ile ABD imparatorluğu altında yaşayan Siyah halkın dinamikleri arasında biraz farklılık var. Ama bariz benzerlikler de var.

1600’lerin sonlarında Avrupalı sömürgeciler, Kuzey Amerika kıtasına geldiklerinde yoksul sözleşmeli hizmetçileri Siyah/Afrika ve Yerli halklarla karşı karşıya getirmek için ‘ırk’ ifadesini icat ettiler. Bununla bağlantılı olarak Amerikan tarihinde kilit olay olan Bacon’ın İsyanı’nın araştırılmasını öneririm. Ve bu da, daha yoksul olan Avrupa’lı göçmenleri sosyal anlamda denetlemek için yapıldı.

Hem ırk hem de etnik köken sosyal yapılardır, ancak ırk özellikle insanların aslında nereden geldiklerine, deneyimlerinin neler olduğuna dair hiçbir şey ifade etmez. Sadece insanı belirli ifade edilmiş fiziksel özelliklere indirger. Beyaz üstünlüğün sosyal sistemi herhangi bir ideoloji veya siyasi gruptan daha derinlere iner; her şeye sinmiş durumdadır. Toplum içindeki tüm esaslı kurumlara işlemiştir. Hatta en fazla ezilmiş olanların zihnine bile işlemiş durumdadır. “Zihnin sömürgeleştirilmesi” olarak gördüğümüz şey budur. Bu bir sömürgecilik mekanizmasıdır.

Türkiye’deki Kürtlerin ‘Türkleştirme’ politikasıyla neler yaşadığını düşünün. Amerika’da her şey “beyazlık” ve beyaz “Amerikalıların” nasıl olması gerektiğine dair milliyetçi düşünceye odaklanıyor. Bu ulus-devlet modelinin baskıcı mekanizmaları altında tipik bir homojenleştirme sürecidir. Abdullah Öcalan’ın yıllar önce belirttiği gibi, ki bu benim en sevdiğim alıntılarından biridir: “Ulus-devlet tek bir ulusal kültür, tek bir ulusal kimlik ve tek bir birleşik dini topluluk yaratmayı hedefliyor. Böylece homojen bir vatandaşlığı da zorluyor. Vatandaşlık kavramı, böylesi bir homojenlik arayışı sonucunda yaratıldı.”

Bugün bu ülkede çeşitli tarikatlardan birçok beyaz ve Hıristiyan, onlardan farklı olan insanlar söz konusu olduğunda “sahiplik” ve tahakkümü açıkça vurgulayan milliyetçi duygularla bağlantılı derin dini görüşlere sahiptir. Bu, köleliğe ve Avrupalıların soylarımızı yüzyıllarca köleleştirme konusunda kendilerinde hissettikleri haklara ve zaman ilerledikçe ABD’ye gelen diğer Avrupa göçmenlerinin “beyazlığa” asimile edilmesine dayanmaktadır.

Bu, sömürücü düzen içinde daha fazla çıkara sahip olmak veya W.E.B DuBois’in ifade ettiği gibi “psikolojik ücret” istemekten daha derine inen bir şartlandırmadır.

Pek çok beyaz insan, farkında olmasalar bile Siyah/Afrikalı insanları ilkel varlıklar ya da hayvanlar olarak görürler. Bizi insandan daha düşük görüyorlar. Ve bu bir bütün olarak sosyo ekonomik sisteme de yansıyor. Bize halk olarak sürekli çocuk muamelesi yapılıyor. Bunu ağırlıkta beyaz ‘sol’un olduğu yerlerde dahi belirli bir derecede yaşıyoruz.

Tabii ki ABD’de ayrı, Siyah bir ulus-devlet kurmak isteyen Siyah Amerikalılar da var. Ancak, beyaz Amerikan nüfusun içindeki sağcı kesimin paranoyak zihinlerinden yayılan iddiaların aksine bunu isteyenler azınlıktadırlar.

Siyah Amerikalıların ve Kürt halkın politik olarak tek parça olmadığını anlıyoruz. Her iki toplumumuz da ilginç bir şekilde, farklı gündemleri/programları dayatmak için halkımızın çoğunluğunun ne istediğine dair genellemeler yapan oportünizme aşinadır. ABD bağlamında, ben, örgütümün diğer çekirdek üyeleri ve ortak çalıştığımız kurumlar Öcalan’ın ulus-devlet sorunuyla ilgili aynı fikirdeyiz: “Halkların kendi kaderini tayin hakkı, kendi devletlerinin olma hakkını da içeriyor. Ancak bir devletin kuruluşu halkın özgürlüğünü artırmaz… Ulus-devletler her toplumsal gelişim için aynı zamanda ciddi engeller haline geldiler. ”

Devletçiliği, gerçek anlamda eşitlikçi, komünist bir toplumda daha geniş, küresel bir toplulukla birlikte inşa etmek için yararlı veya uygulanabilir bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Rojava’nın bize gösterdiği gibi alternatif yöntemler de var, ki örneklere Zapatistaları ve enternasyonal sol tarih içindeki diğer hareketleri de ekleyebiliriz.

Günümüzde ‘beyaz üstünlüğün’ görünen yüzlerinden biri olarak karşımıza çıkan kişi ABD Başkanı Trump’tır. Trump’ın iktidara geçmesi Siyah halkın koşullarını nasıl etkiledi?

Trump’ın yoksul ve işçi sınıfından beyaz insanları Siyah halka karşı kışkırttığı çok açık. Trump’ın seçildiği günden beri Amerikan toplumunun her köşesinde buna tanık olduk.

Trump’ın iktidarda olduğu günden itibaren Siyahlara saldırılar sürekli artış kaydetti. Birkaç yıl öncesine göre çok daha açık bir ayrımcılıkla karşı karşıyayız, ancak bu Siyah halk olarak ülkedeki tarihimizin bütünlüğüne bakıldığında inanılmayacak boyutta olağandışı değildir. Sadece dijital çağda yaşadığımız için ırk ayrımcılığı veya taciz daha fazla kaydediliyor ve paylaşılıyor. Beyaz insanlar, polisler kendi kişisel, emre hazır ordularıymış gibi, devleti bize karşı silahlandırmak için kendilerini daha fazla yetkili hissediyorlar.

Siyah halka yönelik uygulanan polis şiddeti dünden bugüne dek kanaya bir yara. Kürt halkı da kolluk güçlerinin yoğun saldırılarına uğrarken katil polisler hiçbir zaman gerektiği gibi yargılanmıyorlar. Polislerin yargılama süreci ABD’de tam olarak nasıl gerçekleşiyor?

Burada da durum aynı. Polisler halkımızı açık biçimde kameralar önünde öldürüyorlar. Çok hafif cezalar alıyorlar. Birkaç yıl önce, Ohio’daki Bowling Green State Üniversitesi’nde çıkan araştırma sonuçlarına göre 2005 ve 2017 yılları arasında ülke çapında sadece 80 polisin görev başındayken ateş etme sonucu cinayetten tutuklandılar. Tutuklananlardan sadece % 35’i hüküm giyerken, geri kalanı karara bağlanmadı ve mahkum edilmedi.

Polis kuvvetlerinin içinde toplumumuzu terörize eden Ku Klux Klan (KKK) üyeleri, beyaz üstünlükçüler/milliyetçiler ve her türlü faşist yer almaktadır. ABD’de polislik resmi bir kuruluş olarak çıktığından beri bu durum böyledir. F.B.I. (Federal Araştırma Kurumu) dahi 2006 yılında polis şubelerine sızan ırkçı beyazlarla ilgili uyarıda bulundu, ancak buna yönelik anlamlı hiçbir iş yapılmadı. Biz de zaten beklemiyoruz, çünkü bu ülkenin tarihini ve devletin rolünü biliyoruz. Devlet pratikleri ve polislik modelleri geriye dönük doğrudan köle devriyelerine bağlanabilir. Bu imparatorluğun Yerli ve Afrikalı halklara karşı ilk dili şiddet oldu. Bu nedenle çeşitli düzeylerde öz savunma için kendimizi örgütlemeye başlamamız gerekiyor.

Bütün dünya katil polis Derek Chauvin’in George Floyd’u nasıl katlettiğini izledi. Böylesi bir görüntünün yayılması ilk değildi, ancak bu defa devasa bir kitle ayaklanması oldu. Bu ayaklanma kısa sürede nasıl gerçekleşebildi?

Daha önce de Siyahilere yönelik polis vahşetine karşı protestolar ve ayaklanmalar oldu, ama hiçbiri bugün olanlar gibi değildi. Şu an gördüğümüz şey, yalnızca beyaz üstünlüğe karşı değil, aynı zamanda Siyah halkı orantısız seviyelerde dizlerinin üstüne çöktürmeye çalışan kapitalizmin ekonomik sistemine karşı derin bir tepkidir. İnsanlar yorgunlar, bıktılar ve alternatif bir sosyal ve ekonomik düzenlemeye açlar. Özellikle COVID-19’a bağlı yaklaşmakta olan ekonomik krizle ilgili ulusal endişe de büyük huzursuzluklar barındırıyor. Ülkedeki gerilim son derecede yoğun ve Trump’ın söylemleri sadece işleri daha da kötüleştiriyor.

Şu anda tanık olduğumuz, yoksul ve işçi sınıfı kitlelerinin öncülüğünde kendiliğinden ve yerellerden oluşan eylemlerdir. Bizim örgütümüz de dahil olmak üzere aşırı azınlıkta olan sol örgütler bu süreçteki yerel ve otonom olaylara nasıl adapte olacağını ve bunlardan nasıl avantajlar çıkaracaklarını çözmeye çalışıyorlar. Aynı zamanda geçmişte ve günümüzdeki resmi ‘solun’ başına bela olan bürokrasi ve oportünizmden uzak bir biçimde bunu yapıyoruz.

Peki haftalardır devam eden direniş nasıl bir gelişim gösteriyor?

Devlet, eylemlere karşı giderek daha fazla otoritesini kullanmaya başlıyor. Bence solu daha fazla baskılamak için kafa karıştırıcı bahaneler oluşturmaya çalışıyor. Solun buna hazırlanması lazım. Sol bu süreç için hazırlıksızdı ve hala da öyle. Bu, derinleşen krizde ellerinden geleni yapmaya çalışsalar bile, sol bu anlar için hazırlıksızdı ve bunun için sadece kendimizi sorumlu tutmamız gerekiyor. Örgüt olarak bu süreçte elimizdeki sınırlı güç, zaman, enerji, kaynak ve kapasiteyle mümkün olan en iyi şekilde, daha geniş olan ikili iktidar programımızı mümkün olduğu kadar çok insana duyurmaya çalışıyoruz. Halkın acil olan toplumsal özsavunmaya geçmesi için gerçekleri söylemeyi sürdürüyoruz.

Devlet baskısıyla mücadele eden Kürt halk ile Siyah halkın birçok ortaklıklara sahip olduğunu birkaç kez vurguladınız. Kürt ve Siyah halkların direnişleri enternasyonal arenada nasıl desteklenebilir?

Siyah halkın çoğunluğunun, ABD’deki beyaz üstünlük ve kapitalizm altında kendini geçindirmeye ve hayatta kalmaya çalışırken oldukça meşgul ve dikkati dağılmış olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, örgütümüzün ve diğer örgütlerdeki kişilerin ulaşıp elde ettme şansına sahip oldukları birçok bilgi ve kaynağa da erişimleri yok. Sanırım burada en çok vurgulamak istediğim şey, Amerikan solunun çoğunun hala Kürt mücadelesinin en önemli görüşlerini bilmediğidir. Ve çoğu Siyahi de Kürt mücadelesine aşina değiller, ama bence bu değişebilir. Değişmesi gerekiyor.

Geçen yıl Rojava’da yaşanan sürecin benim için sancılı ve gergin bir dönem olduğunu söyleyebilirim. Suriye’deki yoldaşlarımızla ve Rojava projesiyle dayanışmayı açıkça ifade ettiğimde fazla ‘pragmatik’ olarak yorumlandı. Ben şahsen devrimci sol örgütlerin emperyalist güçlere herhangi bir şey için başvurması gerektiğini düşündükleri bir konumda olmamaları gerektiğini savunuyorum. Burjuva devletlere veya kuruluşlara itimat etmeyi düşünmeden önce halkın doğrudan eylemine dayanan çözümler tartışılmalıdır. Biz saf değiliz; burjuvazinin çıkarlarına hizmet edenlerin halkın taleplerini dinleyecek olmalarını beklemiyoruz.

Emperyal düzenin göbeğinde sömürgeci güçlere karşı ikili iktidar kurmaya yönelen çalışmamıza derinden ilham veren Rojava’daki insanlara ve sol projelere olan saygımla platformumuz aracılığıyla Rojava’daki solcu yoldaşların, büyük tehditlerin olduğu süreçte  ‘uçuşa yasak bölge’ başvurusu da dahil olmak üzere, taleplerinin buralarda yankıladım.

Trump, askerleri Kuzey Suriye’den çıkarmadı bile, sadece Türk saldırıları sonucu akan ‘kanamayı’ şiddetlendirmek için yerlerini değiştirdi. Çoğu ‘kampçılar’ devletin laflarını tekrarlayıp Rojava’da savaşan yoldaşlarımızı ‘Amerika destekli’ diye suçladılar. Kürt yoldaşlarımın, içinde benim halkımın da yer aldığı ve barış içinde yaşayabileceği bir dünya için savaştığına kesinlikle inanıyorum. Bunu tüm samimiyetimle ve tüm varlığımla söylüyorum. Bunu daha fazla açıklamak için söyleyebileceğim daha birçok şey var, ancak şu an bu röportaj üzerinden ayrıntıları çok fazla açma koşulum yok. Örgütümüzün içinde ve daha farklı yerlerdeki diğer yoldaşlar da aynı şekilde hissediyorlar. Bu yüzden hareketinizi ve tarihinizi araştırıp inceliyoruz.

Rojava’da şahit olduklarımız ve ülke içinde BSA ve ortaklarının henüz başında oldukları gelişimler gibi emekler etrafında diyalogu yükseltmeye ve merkezileştirmeye devam edebilirsek, o zaman Kürt ve Siyah seslerin birleşimi baskının küresel gürültüsünü kesmek için ve dünyadaki tüm ırklardan ve etnisiteden yoksul ve işçi sınıfı halklar için insanlık krizinden uzak bir yolu aydınlatmak için yeterince yüksek olabileceğine gerçekten inanıyorum.

Son sözlerim ise şöyle:

Bijî bijî Rojava.

Halk iktidara.

Toprakları özgürleştirin.