Amerikan elitleri

ABD müesses nizamının ağır toplarından Senatör McCain hayatını kaybederken, kaderin bir cilvesi olsa gerek ABD elitleri arasındaki çekişmede Trump karşısında müesses nizam daha önceden çeşitli alanlarda kurduğu etkinliği yargı eliyle son haftalarda artırdı. Trump’ın çevresi bir kısmı itirafçı olurken bir kısmı Adalet Bakanı J.Sessions örneğinde olduğu gibi saf değiştirmeyi bazıları ise hüküm giymeyi seçti. İşin belki dedikodu düzeyi fakat Trump’ın eşinin bile Trump’a sahip çıkmadığı konuşulur hale geldi. Bu Trump’ın sonu olabilir mi? Şimdilik güçlü bir sarsıntıya yol açacak türden bir adım atmak yerine işin “demokratik” süreçlere havale edildiği söylenebilir. Kasım ayında gerçekleşecek ara seçimler bir anlamda tayin edici olacak.

Demokratlar’ın Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu sağlaması Trump’ın ister istemez elini ayağını daha fazla bağlayacaktır. Bunun gerçekleşmediği koşullarda ve hatta öncesi de (elbette bizim memleketteki siyasi süreç kadar olmasa bile) ABD’deki siyasal yapı da sarsıntı olasılıklarına açık. Trump’ın da koltuğunu kurtarmak için olmadık hamleler yapması mümkün. ABD demokrasisi nihayetinde her ne kadar bir “al gülüm ver gülüm” muhabbeti olsa da ‘her zaman kasa kazanır’ gibi bir kaidenin bile tökezleyebileceği bir zaman diliminde yaşadığımızı da unutmayalım.

Bütün bu “sıkıntılar” bir yana altı çizilmesi gereken asıl önemli olan şeyse ABD’nin bütün baskın politikalarına rağmen (ticaret savaşı, NAFTA gibi anlaşmaların yeniden düzenlenmesi, artan askeri etkinlikler vb.) emperyalist hiyerarşideki birincil pozisyonunu korumakta zorlanıyor oluşu. Trump ABD egemenlerinin özellikle silah sanayinin bütün beklentilerine fazlasıyla yanıt verdi. Fakat başta postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının Suriye cephesi olmak üzere “Rusya ile anlaşma”yı da kapsayan yaklaşımları müesses nizamın siyasal anlayışına uymuyor. Hele hele Rusya ile eşit ilişkinin telaffuz edilmesi, ABD egemenleri tarafından kabul edilebilir gibi değil. Rusya’ya karşı ardı adına getirilen yaptırımlar, Trump’ın Güvenlik Danışmanı Bolton’ın Trump-Putin uzlaşma olasılığını dışlayan, çetelere sahip çıkan (dolaylı olarak Erdoğan’a da), Esad ve Rusya’ya dönük salvoları, bölgede son günlerde Pentagon tarafından atılan adımlar, aslında Ortadoğu’da kişisel olarak Trump’ın (İsrail’i korumak hariç) fonksiyonsuz kaldığını, bu hafta başı ise İran ve Rusya’ya dönük “İdlib”de insani bir felakete ortak olmayın” açıklamasıyla da umuma uyduğunu gösteriyor.

Trump’ın politika yapışındaki hoyratlık bir yana asıl itibarıyla onun siyasal perspektifi ile geleneksel egemen kesimlerin geleceğe dair beklentileri arasında tam bir uyuşma yok. Bunu nitekim McCain’in (eski ABD başkanlarının da katıldığı ve Trump’ı eleştirdiği) sündürülmüş cenaze törenlerinden birinde, (kendisi de Cumhuriyetçi Parti’de politika yapan) McChain’in kızı Meghan, Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yap” sloganını eleştirdi ve “Amerika’nın yeniden büyük yapılmasına hiç gerek yok, çünkü Senatör McChain’in Amerikası zaten büyüktü” dedi. Bu tür serzenişler en azından Amerikan yönetiminin yekpare olmadığını ve ABD politikalarına stratejik bir aklın hükmetmediğini göstermesi açısından önemli.

Bitirmeden kısaca Suriye’de gelinen duruma değinecek olursak, “savaşın sonunun geldiği, İdlib’in son viraj olduğu…” türünden değerlendirmeler fazlasıyla iyimser ve dünya genelinde sürmekte olan savaşın nedenlerini anlamaktan uzak. Savaşın ana kaynağı: emperyalist hiyerarşi içindeki çekişmeler ve dünyanın bu doğrultuda yeniden paylaşılması. Bu konuda ise bir “ilerleme” uzlaşma olasılığından söz etmek şimdilik mümkün değil. Aksine biraz gözden uzak olan Afrika’da artan şiddet hareketleri, Latin Amerika’da tırmanan siyasal sosyal krizler, Ukrayna’da Donbas bölgesi lideri Zaharçenko’nun geçen hafta öldürülmesi, Hindistan’ın S-400 alımı paralelinden artan silahlanması, Afganistan-Pakistan üzerinde yoğunlaşan Rusya ve Çin etkisi (Afganistan’daki Wakhan Koridoru’na Çin askeri üs açma yolunda), Vostok-2018 adı altında Çin ve Rusya’nın öncülüğünde 300 bin askerin katılımıyla Rusya’nın doğu ve orta kesimlerinde 11 Eylül’de başlayacak olan tatbikat türünden gelişmeler, (Yemen vb. hali hazırda kanayan yerleri saymasak bile) olumsuz bir seyre işaret.