Anaç kadınlar ve Galeta

Vedat Türkali öldü.  Öldü Vedat Türkali. 

Yaşasaydı ona çok istediği barışı verecektik, daha karpuz kesecektik tadında. Yaşadı, yaşadı, son yıllarında barışın elinden tuttu, sokaklara çıktı, kendini sokaklara çıkardı. Yazar dediğin sayfiye yerlerin adamı/kadınıydı. Konsantre bir varlıktı ve sessizliğe, sakinliğe adanırdı. Yok, bu bildiğiniz yazarlardan falan değildi işte. Basbayağı sokak adamıydı. Sokakların akın akın gideceği bir cenaze töreni düşlemiş miydi bilinmez, yazar adam, kesin kurmuştur bunun da hayalini, 1 Eylül dünya Barış gününde toprağa verilecek bedeni. Ama biz ısrarlı eylemlerin en önünde onu iyiden iyiye yorulmuş ve yoğrulmuş, haniyse bir eliyle barışın, diğer eliyle çökmüş bedeninin  etinden tutmuş sokaklara sürüklerkenki halini anımsayacağız. Semt pazarı bağrış çağrışındaki bir ülkenin duvara asılası fotoğrafı…

Sanki hayatımın romanı

1974’te Bir Gün Tek Başına’yı çıkardığında ben doğmuşum. Güzel bir tesadüf. Karmakarışık bir aşkın içine doğmuşum işte. Sanki hayatımın romanı! Ergenlik dönemim tamamlanıncaya dek Bir GünTek Başına’yı 11 kez okudum. Diğerlerini birer ikişer kez… Baktım araya başka şeyler alıyor, döndüm romanlarındaki kadın ve erkek karakterleri inceledim. Can sıkıntısı değil, yazarımı yakından anlama çabası.. O zaman Yıldız Cıbıroğlu’nun hala çok beslendiğim Kadının Yazısız Tarihi’ni okuyorum. ‘Anne’yi ve ‘ben’i gösteren sözcüklerin neden hemen her dilde M ya da N ile gösterildiğini sorguluyor yazar, ben de Türkali romanlarındaki karakterlerden “anne”yi, anneliği arıyorum. Tesadüf müydü bilemem ama anaç kadınlarına o da bu harfli isimleri uygun görmüştü, birkaç istisna hariç. Bir sürü soru hazırladım ve yakın bir dostundan yardım isteyerek, onunla tanışmaya, nerede yayınlayacağımı bile bilmediğim bir röportaja sürükledim.

Cihangir’deki evindeyiz şimdi. Masasına kurulmuş. Giderken, seviyor diye galeta almışız. Masanın üzerinde bir laptop. Bende heyecan ohooo. Önce bir kimlik yoklaması, neyim, neciyim. Heyecandan cümleler kısa ve olanlarsa bir hayli sığ, basit. Eee, kime bu röportaj? Attırıyorum, o zaman Radikal ve Cumhuriyet’in kıymetli eklerine yazma alışkanlığım var, net değil ama onlardan birine. Kuşkulanıyor tabi. Soruların mı onlar, elimdeki kağıdı göstererek. Nasıl kavramışsam artık kağıt buruşuk ve terli. Uzatıyorum. Gözlüklerini iyice indiriyor burnuna. Bu üniversite için bir tez mi, diye soruyor. Yoo… Ne mezunusun sen? Lise.???!!! Ne konuşayım şimdi ben seninle?

Galetanın sesi

bir fırtına şimdi

Şaka sanırım. Sanırım şaka. Kırt kırt ağzında galeta. Seslere karşı başımın dumanlı olduğu zamanlar. Biri gürültülü çorba içse, çayı uzun karıştırsa, leblebi, fındık gibi kırt kırt, elma gibi kart kurt yese kulaklarım dünyadaki tüm seslere kapanıyor, türbülansa giriyorum. Ama işte, yazarım o benim, ilham kaynağım. Yok ona öyle yağma. Terliyorum ama… Galetanın gürültüsünden az duyuyorum onu oysa. Dağılmışım, ha bire gülümsüyorum galiba. (2006 yılında Roj TV’ye gelmiş, Remzi Kartal’ın konuğu olarak. Tanışıyorlar eskiden Kartal’la. Kartal ona “Kürtlerin Kadir babası, hoş geldin, diyor, samimiyetle. Bir kere kimse bana Kadir demez, diyor. Ben Vedat Türkali, evet, hoş bulduk. Remzi Kartal’ın yüzündeki tatlı utangaç tebessüm…)  Hemen hemen aynı tarihler ya da benimki biraz daha erken, birkaç yıl, o haldeyim yani.

Tamam, dedi uzun bir bekleyişten sonra. Başladık. Yeni bir teybim var, çok seviyorum onu ve uluorta görünmesine bayılıyorum döneminin en yenisi olduğundan. Çıkarıp laptop’un üzerine dik koyuyorum. Başlıyorum sorulara. Bir galeta daha mı aldı? İlk sorum, kitaplarındaki kadın isimlerinin baş harfleri. Evine, eşine, çocuklarına ve aile birliğine inanan, sadık kadınlar genelde N ve M harfiyle başlıyor. Gerçi Güven’deki Necla aykırı ama onun içinde de aşka sımsıkı bağlı bir güçlü yan var. Hem devrimci de… Bana baktı baktı, galetasını tıkırdattı ve saçma, dedi! Kalakaldım! Galetanın sesi bir fırtına şimdi. Boğuntulu bir uğultu. Kocamanlaşıyor gittikçe. Galiba buna rezalet falan deniyor ama hala kuyruğu dik tutuyorum, daha bir sürü sorum var.

Bütün kitaplarımı okudun mu? Evet. Güven’deki tüm kadın isimlerini say bakalım, sayıyorum hızlıca. Halil’in sevgilisi kimdi? Seher. Ya şu Konya’daki gazinoda çalışan kadın, Halil’in.. hayır Turgut’un. Necla’ya ihanet eden Turgut’tu. Necla gözaltına alınınca Turgut’un ihanetini öğrendi ve intikam almak istedi, konuştu. Hayır Necla bir o..du.!! Hayır Necla, o döneme göre kendini en fazla geliştirendi. Turgut’un kadını olmayı reddetti ve kendi oldu. Seher Halil’le vardı. Necla tek, asiydi. Allam bu Necla’yı o yarattı ama bir bardak suda harcayacak kızı. Sımsıkı tutmuşum bırakmıyorum ben de. Güven’i niye iki kez okudun, başka işin mi yoktu?!!

Vedalaştık, çıktık

Galiba tüm soruları öyle böyle yanıtladı. Ben de galetalara aldırmıyorum artık. İstediğim kıvamdayım o an. Gastecilik yapıyorum yazarımın evinde.

Vedalaştık, çıktık. Mevsimlerden neydi, sonbahar mı? Belki… Dışarıda bir entel hava, çarpıp duruyor ha bire. Galetaya karşı savaştan çıkmışım, kolay mı?

Sakin bir günümü bu kaydı deşifreye ayırdım. Her şey hazır, ben hazırım. Düğmesine bastım cihazın. Homur homur sesler. Allam??!! Epey bir gidiyorum, benim var yok sesim, alttan alta onun yorgun sesi, en dipte bir uğultu, lap top açıkmış, cihazımın sesini boğmuş, onun üstünde galeta kırt kırtları!

Aklımda kalanlar ve deftere not aldıklarımla bir yazı hazırlıyorum ve o ay Vedat Türkali sayısı çıkaracak olan bir dergiye yolluyorum. Kısa, öz ama anlaşılır. Ne not almışsam artık ve galeta seslerinden arta kalan anlaşılmaya namzet sözleriyle… Yayınlandı yayınlanmasına da heba oldu onca okumaların özeti. Dergi eline ulaştığında kendisi hakkındaki yazıları okudu yazarımız. Derginin editörü aradı. Vedat bey senin yazını çok beğendi, alla alla ben bu röportajı ne zaman verdim ki, dedi. Ben de hatırlamaktan kaçınırdım hep.

Ama hala galeta yemem…