Analık kültürü

Ölen annesinin acısını yılın bir gününün annelere atfedilmesini sağlayarak ödemek isteyen Anne Jarvis, anneler gününün mimarıydı. 112 yıl önce ilk kutlamayı yapmış ancak daha o yaşarken bugünün kapitalizmin kar hırsı ile yozlaştırılmasına tanık olmanın acısı ve öfkesini yaşamıştı. Buna karşı verdiği mücadele sonuç almadan yaşamını bir akıl hastanesinde tamamlamıştı.

Birçok dilde anne kelimesinin kökeni olan Ma, eski çağların en önemli tanrıçalarındandı. Adına tapınaklar kurulmuş, şehirler inşa edilmişti. Bebeklerin dilinden dökülen ilk kelimelerden türediği ya da emzirmekle bağlantılı olduğu düşünülen mama, mader, mother, matar, mak ve daha nice kelimenin buradan geldiği düşünülür. Kök ve kaynak bildiren birçok kavram da anne kavramının türevidirler. Evren ve dünyayı ifade eden kelimeler, yaşamı ve suyu ifade eden kavramlarla da bağlantılıdır. Tüm mitolojik hikayeler uçsuz bucaksız suların anasından yaşamın doğuşunu anlatır. Sümer mitolojisinde Nammu, Babil’de Mammu ve Umman olarak bildiğimiz büyük denizdir yaşamın kaynağı. Yiyecek, cinsellik ve kan tabusu ile temelleri atılan ahlak da analık hukukuna dayanır. Adaletle ilgili simge ve kavramlar da büyük oranda yine analıkla bağlantılıdır. Analık ekonominin de kaynağı olmuştur. Analık emeğine dayalı ekonomi yaklaşımı maddi-manevi değeri ortaklaştıran, birikimi esas almayan, kullanım değerini, armağan ekonomisini, paylaşım ve dayanışmayı geliştiren karakterdeki komünal ekonominin kaynağıydı.

İnsan toplumunda analık salt biyolojik olmayıp, uzun bir tarihsel birikim ve kültürdür. Bir bebeği dokuz ay karnında taşımanın, emzirmenin yarattığı hormonal bağlar, psikolojik bağlar önemlidir. Ama bununla birlikte sosyolojik olarak inşa edilmiş annelik bağları da belirleyici karakterde olmuştur. Çocuğun doğumuna yardım eden ebeler, anneanne ya da babaanneler, özellikle teyzeler, çocuğun yetişme sürecine katkı sunan, eğiten, şifa veren birçok kadın da annelik sıfatını kazanır. Süt anneler, manevi anneler, vaftiz anneleri de ikinci bir anne rolü üstlenmişlerdir. Cinsiyetçi toplumda ve masallarında çoğunlukla kötü bir karakter olarak sunulsalar da -bunda da cinsiyetçi kültürün, çocuğun mülk olarak görülmesinin etkilerini hesaplayarak- üvey anneleri de eklemeliyiz bu listeye. Hiç çocuk doğurmadığı halde verdiği emekle annelik ünvanı kazananları da… Bazı düşüncelerin, eylemlerin kaynağı olduklarından felsefenin, psikolojinin, müziğin, feminizmin annesi olmaya benzer sıfatlar kazanılır. Birini karşılıksızca seven, koruyan, onun için fedakarca davranışlar sergilediğimizde anaç olduğumuz söylenir. Daha da uzatabileceğimiz bu tanımlar sosyolojik temeldeki anneliğe dair örneklerdir.

Analık, egemen bir erkeğin soyunu ve mirasçılarını, devletlerin askerlerini ve ucuz iş gücü olacak köleleri, serfleri ve işçileri taşıyan rahimlere indirgendiğinde kadınlar tarafından sorgulanır hale geldi. Anneliğin kutsanmasının kadın üzerindeki sömürünün üstünün örtülmesi olduğunu düşünenler, bu nedenle anneliğin yüceltilmesini eleştirmekte haklıdırlar. Oysa toplumun komünal değerlerinin taşıyıcısı olarak somutlaşan sosyolojik karakterdeki annelik kültürünü daha farklı değerlendirmeliyiz. Burada yüceltilmesi gereken çocuk doğurmak değil, toplumsal sorumluluk bağlamında temsil edilen değerlerin yarattığı annelik kültürüdür. Bu annelik hala direnişin, toplumsallığın, kültürün, dilin kaynağıdır. Son günlerde giderek gündeme giren anaların öfkesi ve direnişine karşı Rêber Apo’nun binlerce yıllık analık kültürünün çöküşü olarak tanımladığı Amed HDP binası önünde sürdürülen devlet tiyatrosunun figüranı olan bir anneyi, Nobel Barış Ödülüne aday göstermek de direnişçi anneliğe karşı bir özel savaş hamlesi oldu.

Bu yıl Anneler Günü’nde Taybet anayı, oğullarının-kızlarının katillerini ve mezarlarını arayan anaları, cezaevlerinde-ölüm oruçlarındaki direnişçilerin anneleri, Barış Annelerini, Cumartesi Annelerini biyolojik annelerimizden daha fazla hissettik ve andık. Gerilla kızının mezarında nöbet tutan, baraj gölünde kızı Gülistan’ı arayan, dizlerinde postayla gönderilen cenazeyle oturan Agit’in annesi, Helin Bölek’in annesi ve daha nicelerinin acısını, direngenliğini hissettik. Evlatlarının özlemlerini direnişleri ile sürdüren annelere saygıyla…