Ankara – Berlin

Erdoğan’ın BM Genel Kurulu için gittiği New York üzerinden Berlin’e yaptığı “resmî” ziyareti çok konuşuldu. Ekonomik krizin giderek derinleştiği bir ortamda ve giderek uluslararası alanda izole olan Türkiye yönetimi için “nefes” alma fırsatı olarak değerlendirildi. Elbette bu gezi Ankara’da bir zafer olarak sunuldu. Oysa başta Almanya basını olmak üzere Avrupa basını bu ziyareti başka açılardan değerlendirdi.

Bu diplomatik gezi 3 gün sürdü. Görüşmelerin gündemi ve yoğunluğu, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı ekonomik ve siyasi krizin kapsamlı ve ön görülemeyen boyutta olduğunu gösteren önemli göstergelerden biri olarak görebiliriz. Almanya Cumhurbaşkanı ve Başbakan Merkel misafirlerine, insan hakları, medya özgürlüğü, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konuda yaptıkları uyarılar, Ankara’dan duyulmadığı gibi “yandaş medyada” görmezlikten gelerek halkın haber alma özgürlüğünü bir kez daha ayaklar altına almaktan kaçınmadılar.

Almanya’nın Türkiye’nin en büyük ticari ortaklarından biridir. Tükiye’nin içinde bulunduğu kriz ortamında, çıkarları açısından “zarar” göreceğini görüyor. Türkiye ile ilişkilerinde Almanya’nın “öncelikleri” demokrasi yada insan hakları olduğunu düşünmek saflık olur. Bunu gündeme getirmeleri; Türkiye’yi krizden kurtarmaktan çok, krizde olan Türkiye’de, çıkarlarının zarar görmesini engellemeye dönük olduğu açıktır.

Yandaş medya her zaman olduğu gibi bu geziyi de “zafer” nidaları eşliğinde verseler de gerçeği gizlemedeki maharetleri bile, gerçeği örtmeye yetmemiştir. Nitekim, Erdoğan’la toplantı yapan Alman iş insanları ve temsilcileri, şartlarını sıralamaktan ve ifade etmekten imtina etmediler. Deutsche Welle’ye göre; Alman yatırımcıların ileri sürdüğü şartlar son derece açık:

* Hukuk güvenliği güçlendirilmeli,

* Demokratik kurumlar işler hale getirilmeli,

* Merkez Bankası’nın bağımsızlığı sağlanmalı,

* Türk hükümeti Gümrük Birliği kurallarına bağlı kalmalı,

* Yeni yatırımlar için çerçeve koşullar iyileştirilmeli.

Liberal demokrasi “hukukun üstünlüğü” ilkesi üzerinden yükselir. Yatırımcıların “hukuki güvenlik” istemeleri, tek adam rejimi ile yönetilen bir ülkeden bunu talep etmeleri son derece anlaşılır.

Ortada kaldırılan “demokratik kurumların” işler hale getirilmesi talebi ise kendilerine verilen tek adamam sözünün, bir güvence oluşturmadığının kanıtıdır.

Bir bakıma hem Alman yetkilerinin hemde Alman yatırımcıların söyledikleri bir bakıma çoktandır unutulan Kopenhag siyasi kriterlerinin hatırlatılmasından ibaret. Ama nafile, bırakın unutmayı Kopenhag siyasi kriterlerinin rafa kaldırıldığı gerçeğini her halde sayın Merkel hepimizden daha iyi biliyor.

İçeride ve dışarıda sıkışan Türkiye yönetimi şimdi çıkış arıyor.

Erdoğan’ın Meclis açılışında yaptığı konuşma, çıkışın olmadığını gösteriyor.

Türkiye’yi kriz ve sorunlar yumağından ancak halklarımızın ortak demokrasi ve özgürlük mücadelesi çıkaracaktır.