Asıl Erdoğan ‘siyasi virüstür’ ilaç halkın öz savunmasıdır!

Birinci “Allah’ın lütfu” Erdoğan-Ergenekon koalisyonunun kendi ordusuna karşı yaptığı 15 Temmuz “darbesiydi.”

İkinci “Allah’ın lütfu” Erdoğan-Akar-Fidan üçlüsünün kendi askerini hava sahası kapalı alana sürerek öldürttüğü “Şehitler Tepesi” harekatıydı.

Şimdi sırada “üçüncü Allah’ın lütfu” var: Korona-virüsü…

Eğer sezgilerim beni yanıltmıyorsa, birkaç ya da on onbeş ya da yüz virüs vak’asının ardından Erdoğan Olağanüstü Hal ilan edecek. Muhalefet “virüsü” “milli tehlike” ilan etme gafletine düştüğü gün, kendi sonunu hazırlar. Salgın hastalık karşısında elbette her devlet olağanüstü önlemlere başvurur. Ancak bu önlemler “virüsle” mücadele amacının dışına çıkamaz. Bizde çıkar. 15 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal oyuna gelen “darbecilerden” çok, yüzbinlerce kamu çalışanını, Kürt siyasi hareketini, hamile anneleri, bankada hesabı olanları, basın özgürlüğünü, hatta ulusalcıları bile “FETÖ-Metö” diyerek hedef almadı mı? Erdoğan “virüse” karşı Olağanüstü Hal ilan ederse, bilin ki, kendisine karşı olan herkesi “dış mihraklar tarafından ülkeye sızdırılan virüs” olarak ilan edecektir.

O nedenle muhalefet şimdiden Korona salgınına karşı mücadeleyi “halkın öz savunmasıyla” yürütme çizgisini ilan etmeli. Halk kendi hijyen önlemlerini kendisi almalıdır. Her yerde halkın eğitimi için gönüllü doktorlar, hemşireler, sağlık emekçileri kolları sıvamalıdır. Hastaneler, hekimler, virüs karşısında en riskli çalışanlara, solunum zorluğu çeken emekçilere, hiper tansiyon hastası işçilere ücretli izin raporu vermelidir. Sendikalar riskli işyerlerinde üretimi durdurmalıdır. Kitle ulaşım araçlarını kullanan sürücüler, devletten hiçbir şey beklemeden araçlarını etkili şekilde arındırmalı, her durakta tüm kapıları en az beş dakika açıp, virüslü havayı temizlemelidir. Yolcuların arasında “kuru öksürüklü” yolcuların ateşini ölçmeyi sağlamalı, otuz sekiz dereceli yolcular için derhal ambulansı kendisi çağırmalıdır.

Salgın hastalıktan yararlanarak maske, alkol, kolonya başta, tüm tüketim mallarına zam yapanlara karşı halk örgütlenmeli, bunların vurgunculuğunu geri püskürtecek her türlü yöntemi kullanmalıdır. Halk karaborsaya düşen ilaç ve tüketim maddelerini, düşük fiyatla halka temin etmesi için valilikleri, kaymakamlıkları baskı altına almalıdır.

Muhalefet, Erdoğan’ın muhtemel Olağanüstü Hal’ine karşı halkı “olağanüstü örgütlenmeye”, hem virüse, hem de virüsü “Allahın Lütfu” sayacak olan Erdoğan iktidarına karşı mücadeleye çağırmalıdır.

Daha önemlisi şudur: Salgın halkın tümünü tehdit ettiğinde, ülke çapında merkezi radikal önlemler zorunlu hale gelirse, muhalefet, bu önlemleri alma yetkisini Saray’a bırakmamalıdır. Virüsle ilgili alınacak önlemlerin TBMM’de olsun olmasın tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin katılımı ve denetiminde ve kesinlikle “tarafsız” kimseler tarafından alınmasını sağlamalıdır.

“Saray virüslüdür.” Onun dokunduğu her şey enfekte olur. Halk sağlığı Saray’a ve Saray’ın adamlarına bırakılamaz.

Eğer bırakılır ve Erdoğan’a Olağanüstü Hal ilan etme imkanı verilirse, bilelim ki, bu defa tüm muhalefet Erdoğancı yargının hedefi haline gelir. Baskıların sonucunda bırakalım henüz örgütlenemeyen Gelecek Partisi ve DEVA Partisini, CHP bile havlu atar. “Milli birliğe zarar verme” suçlamaları bir anda “halk sağlığına karşı sabotaj” suçlamalarına dönüşür ve salgın karşısında paniğe kapılan halkın içindeki unsurlar muhalefete karşı harekete geçirilir.

Bütün bunlar harfi harfine böyle olur mu, olmaz mı tartışmasının anlamı yoktur. Bu defa “ya olursa” diyerek önlem almak gerekir. Korkulu rüya görmektense uyumamak bin kere daha iyidir.

Erdoğan rejimi çatırdıyor. Ekonomi çöküşe gidiyor. Dolar uzaya fırlamak üzere. Rusya’daki “bekletilme rezaleti” Erdoğan’ın karizmasını kendi partisinin içinde bile çizdi. “Dokunulmaz” sanılan “Asrın lideri”nin zavallı hali, düne kadar onu “ilahlaştıranların” zihninde bile “kralın çıplak” olduğu algısını oluşturdu. Rejim İdlib’de ilk büyük teslim anlaşmasını imzaladı. Gerisi gelecek. “Mültecilere” kapıyı açma barbarlığı ters tepti. Erdoğan iki AB temsilcisi karşısında neye uğradığını şaşırdı, toplantıyı terk etmek zorunda kaldı.

Ve yeni bir parti kuruldu. Bu batı yanlısı Türk sermayesinin ve uluslararası sermayenin desteklediği bir partidir. AKP’nin “sistem içi reel alternatifidir.” Bir yanıyla ülkede “radikal bir alternatifi” önleme misyonuna sahiptir, diğer yandan faşist Avrasyacı rejimin yerine Batı tipi bir “demokrasi” hedefine sahiptir. Düne kadar AKP-MHP rejimine, bunun alternatifi olmadığı için dişlerini sıkarak tahammül eden iç ve dış çevreler, giderek Babacan’a destek vereceklerdir. Türk siyasi tarihi iktidardaki partilerin alternatifinin yine iktidar partilerinin içinden çıktığına tanıklık eder. Erdoğan bu tarihi iyi bilir. Korku içindedir.

O nedenle de şimdi 15 Temmuz’dan çok daha acil olarak “Allah’ın lütfuna” ihtiyaç duyuyor.

Erdoğan “siyasi virüstür”. Ona Olağanüstü Hal ilan etme fırsatı verilmemelidir. Virüs on bin insanı öldürecekse, “siyasi virüs” Türkiye’yi öldürür.