Askıda insanlık

Askı deyince, çoğunuzun aklına ve gözünün önüne yaşadığınız ya da yaşayanlardan duyup bildiğiniz 12 Eylül faşist darbesi döneminde iyice yaygınlaşan bir işkence yöntemi geliyordur. Çarmıha gerilip askıya alınmak, ters askı ve askı süresince manyetonun dönen kolu, tepeden tırnağa bütün vücudu boydan boya ve içten içe yakan, hançer gibi kazıyıp geçen bir işkence yöntemi. Bu işkence yönteminden hala vazgeçilmiş değil. Gerektiğinde(!) gene kullanıldığını duyuyoruz.

Şimdi gündemde olan askı o askı değil. Aslında o askılı günlerin sonucu olarak bugünkü askı dönemine gelmiş bulunuyoruz. AKP-MHP diktasının HDP’li belediyelerden sonra CHP’li belediyelere ve kendilerinden olmayan herkese karşı ağır bir saldırıya geçtiğini görüyoruz. Yıkılma paranoyasına kapılan dikta şefleri sadece siyasi rakiplerini değil baroları, tabip odalarını bile susturmak istiyorlar. Yasaları değiştirerek, olmazsa yasadışı-hukukdışı yöntemlerle en küçük bir muhalefeti bile sindirmek, ezmek ve susturmak istiyorlar.

AKP diktasının daha önce deprem döneminde HDP’li belediyelerin halka yardım dağıtmasını engellediğini biliyoruz. Korona pandemisi döneminde de muhtaç ailelere yardım çalışmalarını engelliyorlar. Halkın acil ihtiyaçlarının artması, buna karşı Erdoğan-Bahçeli diktasının engellemeleri yeni yollar ve yeni bir yardımlaşma-dayanışma yöntemi bulunmasına yol açıyor.

Daha önce medyaya yansıdığı kadarıyla yoksul mahallelerinde bazı zengin-hayırsever vatandaşların mahalle halkının bakkal-kasap-manav borçlarını ödediği görülmüştü. “Yardımı alan el veren eli görmemeli” diyerek yapılan bu yardımlar fukara halkın imdadına yetişmişti. Ama yeterli olacak gibi değildi. ,

Fırınların önünde artmış bayat ekmekleri bedavaya almak için oluşan kuyruklardan sonra “askıda ekmek” kampanyası başladı. Gene bazı hayırseverler ya da fırın sahipleri her gün bir miktar ekmeği raflara koyuyor ve ihtiyacı olanlar parasız olarak alıyordu.

Ama sayıları her gün artan yoksul ve muhtaç insanın tek derdi ekmek almak değildi. İşsiz ve düşük gelirli insanlar elektrik-su-gaz faturalarını ödeyemiyordu. Kışın ortasında karanlıkta ve soğukta kalmış insanlar bir de korona belasına çatmıştı. İşte bu şartlarda belediye “askıda fatura” projesini başlattı. Faturasını ödeyemeyen vatandaşlar belediyeye başvurduğu takdirde askıdaki faturayı bir başka yardımsever ödeyebiliyordu. Böylece çok sayıda fatura ödenmişti. Seçimlerden önce Erdoğan-Bahçeli diktası seçimleri kendi adayları kazanamazsa elektrik-su-gaz faturalarını tahsil etmek için PKK’lilerin kapılarına dayanacağını söylemişti. Galiba PKK’liler haciz için değil de, yoksulun borcunu ödemek için kapıya dayanıyor. İstanbul Belediyesinin açıklamasına göre başvuranların yarısının faturası ödenmiş. 110 bine yakın fatura ödenirken 120 bine yakın fatura hala askıda bekliyor.

Bu yüreklere su serpen yardımlar sürerken gazetelere düşen bazı haberler ise şöyle:

65 yaş üstüne dört saat sokağa çıkma izni verilince boya sandığını kapan 83 yaşındaki vatandaş sokağa çıkıp evde aç yatan ailesinin nafakasını çıkartmaya çalışıyordu.

“Bitlis Garzan Mezarlığı’ndan 19 Aralık 2017 tarihinde ailelerine haber verilmeden çıkarılarak İstanbul Adli Tıp Kurumu’na getirilen 282 cenazenin Kilyos Mezarlığı’nda gömüldüğü kaldırımın görüntüleri” gazete manşetine yerleşmiş.

Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları zaten binlerce evladının cenazesini arıyor. Bulunanlar da devlet tarafından İstanbul’a getirilip kaldırım altı edilmiş. Artık cenazeden vazgeçtik, insanlık kayboluyor.

Acaba askıda cenaze, askıda insanlık dönemi de mi gelecek?

Yoksa askı dönemine tümden son verip herkesin kimseye muhtaç olmadan, güvenlik içinde, eşit ve özgürce yaşayacağı yeni bir dünya kurulabilecek mi, nasıl?

Günümüzdeki yakıcı soru ve sorun budur.