Asla çaresiz değiliz

“Yarın farklıdır bu günden, adı değişir hiç olmazsa.

Kara bir suyu geçiyoruz şimdilerde basarak yosunlu taşlara.

Sen bugünden yarına birazcık umut sakla…”

                                                              Metin Altıok    (Kanadı Kırık Bir Akşam)

Yerel seçimler yaklaştıkça iktidar güçleri de ne yapacağını şaşırıyor. Her yeni güne yepyeni bir skandalla uyanıyoruz. Gece yarısı yapılan operasyonla bir ilçenin tabelasındaki nüfus sayısı değiştiriliyor, kimi yerlerdeki seçmenlerin kayıtları siliniyor, oy farkının az olduğu il ve ilçelere seçmen kaydırılıyor. Şırnak’ta 51 yatak kapasiteli Öğretmen Evi’ne 422, Hakkari’deki bir daireye 1108 seçmen kaydedilmesi, yaşı 100 ile 165 arasında değişen 6 bin 389 seçmenin tesbit edilmesi kimseyi şaşırtmıyor artık. Sözkonusu olaylar hiç tepki çekmediği gibi, bir de mizah konusu oluyor üstelik. Sonunda insanları öyle bir hale getirdiler ki zaten ne yapsalar durumu değiştiremeyeceğini, olayların kendi kontrolü dışında olduğunu zannediyor çok kimse. Psikolojide buna “öğrenilmiş çaresizlik” deniyor.

Bu teoriye göre kişi herhangi bir durumda bir kaç kez başarısızlığa uğradıysa, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağına inanır. Kişi ne yaparsa yapsın sonucu değiştiremediğini, engelleri aşamadığını gördüğünde istediği şeyin olmasının kendi elinde olmadığını düşünür ve mücadele etmekten vazgeçer. Öğrenilmiş çaresizlik deneylerinin birinci aşamasında gerçek çaresizlik, ikinci aşamasında ise sahte bir çaresizlik sözkonusudur. Bir süre sonra koşullar kişiyi başarıya götürecek şekilde değişse bile, o parmağını kıpırdatmaz. Başarısızlığa uğrayacağı korkusuyla cesaretini yitirir, hareketsiz kalmayı tercih eder ve böylece başarısızlığı kabullenir.

Oysa ki seçimlerle ilgili yapılan bütün bu usulsüzlükler iktidar güçlerinin ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Demek ki hiç bir şey göründüğü gibi değil. İşler onların istediği gibi yürümüyor ve bu nedenle başka planlar devreye giriyor. Çünkü bütün bu usulsüzlükleri yapmasalar seçimleri kazanamayacaklarını en iyi onlar biliyor.

AKP’nin MHP ile kurduğu ittifak da sadece çıkar amaçlı olduğu için çok sağlam değil ve her an çökebilir. AKP’nin MHP oylarına ihtiyacı olduğu için bazı şeyleri alttan alıyor. MHP’nin istediği genel affı çıkarmadılar, ama Kasım 2016’da kadınların büyük bir başarıyla geri püskürttüğü gece yarısı tasarısını yeniden gündeme getirdiler. Halbuki daha bir kaç hafta önce gündeme getirmişlerdi. Tepki alınca duruyor, sonra yeniden saldırıya geçiyorlar. Bu tasarıyla güya “erken evlilik” nedeniyle ceza alan erkeklere af getirecekler. Tasarı ilk gündeme geldiği 2016 yılında o zamanki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın deyimiyle “iki yüz, hadi bilemediniz üç yüz” kişiyi kapsıyordu. Oysa şimdi öyle mi? Bir süre sonra üç bin dedikleri mağdur sayısı önce beş, ardından sekiz, en sonunda da on bine çıktı ve bütün bu artış sadece iki yıl içinde oldu. Normal mi?

Normal değil tabii. Türkiye’de olan hiç bir şey normal değil ki bu da normal olsun. Bir kere “erken evlilik” dedikleri şey hiç normal değil. Türk Medeni Kanunu zorlanırsa insanlar 16 yaşında ebeveynlerinin izniyle evlenebiliyor, ama bu tasarı onlar için değil. Çünkü onlar zaten yasaları bir şekilde uydurarak resmi evlilik yapıyor ve bunun da bir cezası yok. Sözü geçen tasarı yaşı 16 yaşından küçük olan çocukları kapsıyor. Ve buna hiç bir kimse “erken evlilik” diyemez. O yaştaki hiç bir kız (ve erkek) çocuğu kendi kararıyla evlenmez. Zorla da evlendirilemez. Bu suçtur ve yasalar karşısında cezası mutlaka olmalıdır.

Dışarıda devrimci görünen feodal kişilikleri devrimci ve ilerici sayamayacağımız için, gerçek devrimci, ilerici ve bilinçli kişilerin küçücük çocuklarını zorla evlendirmesi söz konusu olamaz. Öyleyse bahsettiklikleri bu 10 bin kişi muhafazakar kesimden. Seçimlerin yaklaştığı bu yakıcı süreçte iktidar güçleri çocuk istismarcılarının oyuna ihtiyaç duyuyorsa durum çok vahim.

Öyleyse ne yapılmalı? Bir kere insanlar bu umutsuzluğunu, yılgınlığını, kendilerine dayatılan öğretilmiş çaresizliği bir tarafa bırakmalı ve başarıya ulaşmak için elinden geleni yapmalı. Çünkü umut her zaman var ve asla çaresiz değiliz.