Asıl esaret insanlığımızı kaybettiğimiz yerde başlar

17 Temmuz, İnsan Hakları Derneği’nin kuruluş yıldönümüydü. 1980 cuntasının karanlığına karşı verilen demokratik mücadelenin ilk ürünlerinden biriydi İHD. Halen de her adımını insanlaşma yolunda bir basamak kabul ederek,  insan hak ve özgürlüklerine, insani değerlere yönelen saldırılara karşı mücadelesini sürdürüyor
Bu mücadele önemli gelişmelere zemin yaratmakla birlikte, her iyileşme karşısında devletin başka yollara saparak ihlallerine devam ettiği de bir gerçek. Yine, devletin insani değerleri sadece ihlal ederek, korkutarak, sindirerek değil, halkı insani değerlere yabancılaştırarak amacına ulaşmayı denediğini ve bu yolda kısmen başarı kaydettiğini görmek de sahiden çok can yakıcı…
***
Evvelsi gün TV kanallarının akşam ana haber bültenlerinde ortak bir haber vardı. Üç saat süren bir olayda, eşini silahı böğrüne dayayarak rehin alan, sonrasında bir emniyet amirini yaralayarak rehine eşi ile kaçan, yolda silah satan bir dükkandan tüfek gasp ederek yoluna devam eden, iki elinde iki silahla etrafına korku salan ve en sonunda da yakalanan saldırgan koca “çok seviyorum, ondan yaptım” diyerek haberi noktaladı.
Kadına karşı şiddetin, sokak başlarında açılan silah dükkanlarının, bireysel silahlanmanın teşvik edilmesinin can yakan sonuçlarına bir örnek olması hasebiyle, oldukça önemli bir haberdi. Ancak buraya konu olmasının nedeni başka.
Haberi izlerken, kadın spikerin bu haberi verirkenki yüzü ve sesi takıldı dikkatime. Spikerin yüzündeki gülme öncesini anlatan “maske” nedeniyle, bir saniye sonra otuz iki dişini göstererek sırıtacağını düşünerek izledim haberi. Haber bir dehşet haberiydi ama spikerin yüzü öyle demiyordu. Sesinde de olayı ele veren bir tınıya rastlanmıyordu.
Bir yandan bu garipliği düşünürken başka bir TV kanalına geçiş yaptım. Bir süre sonra orada da aynı haber verilmeye başlandı. Bu kez spiker bir erkekti ama onun da mimiksiz yüzü okuduğu habere dair hiçbir veri sunmuyordu izleyiciye.
İki büyük TV kanalının ana haber bülteni spikeri, izleyicide gerçeklik duygusunu kıran aynı tavrı nasıl, neden takınmıştı? Söylemeliyim ki meselem onların şahsi hallerinin analizi değil. Çünkü  bu alakasız, ilgisiz duruşun kişisel bir mesele olmanın ötesinde bir anlamı olduğu düşüncesindeyim. Bu iki örnek, insanlığımıza yabancılaşmanın TV kanalından ilanı gibiydiler zira. Yüksek değer haline gelen başarı ve paranın insani değerlerle ilişkisi yok diyorlardı izleyiciye. Öte yandan en acı olayların bile gerçekle bağı kırılarak halkın tepkisi boğuluyor, insani duyarlılığı yıpratılıyordu… 
İnsani değerlerin hayli yıprandığı ya da yok edildiği bu yerden çıkansa; asker ya da gerilla ölümlerine, savaşlara, yoksulluğa ilişkin insanlıktan uzak değerlendirmeler, davranışlar, şiddete, katliamlara maşa olanlar, hayata seyirci kalanlardan başkası değil.
***
Ve asıl önemlisi kendisine yabancılaşanın onuru, kimliği, geleceği, barışı, kardeşliği gibi değerlerinin de olamayacağı elbet. Gerçek o ki cezaevlerinde, işkencelerde değil asıl burada kaybediyor insan kimliğini, özgürlüğünü ve en çok insanlığını yitirmiş olanlar esir.