Ateş masalı

Önce ateş vardı. Uyuyordu… Dağ gelip ateşi dürtüp uyandırdı. Ya da tersi; önce dağ vardı ve hep oradaydı. Ateş geldi, dağı uyandırdı. Ateş dağlandı dağ ateşlendi… Ateş dağı dağ ateşi sardı. Ve geldik bu güne, bu güne dediysem, ateşin üstünde atlayan dağ, dağın üstünden atlayan ateş masalına…

Bu masalda, soruları cevaplarından cevapları sorularından büyük bir halktan söz ediliyor. Siz hiç dağa çıktınız mı, o dağlardan Ortadoğu’ya, Mezopotamya’ya ve dünyaya baktınız mı, diyen masaldan. Sizin varlığınıza ve dilinize kılıç çekildi mi, siz çocuğunuzun parçalarını eteğinizde taşıdınız mı, diye soran masaldan. Bu masalda… Kadıköy’de kağıt toplarken dağlara çıkanı, dağları okumak için okumayı bırakanları anlamayanlardan, bu masalda vücudunda yaşından çok mermi deliği açılan ateş çocuktan, Berkin’den sonra kaşlarından üşüyenlerden söz ediliyor…

Bu masalda, iki dağın sürtünmesinin çocuğu ateşten söz ediliyor. Ki ateş onlara Kawa’dan miras kalmıştır, dağlara ve sulara kadar saymayı bilen atalarından… Bu masalda, dünya değişiyor, benden söylemesi, diyen ateşe ve dağlara geç kalmayan o çocuktan… Bu masalda, dünyayı değiştirmek sana mı kaldı, diyerek inkar ve asimilasyon değirmenine cümle taşıyanlara inat, bin dereden bir kendini getiren halktan söz ediliyor. Bu masalda… Her devrim yerinde ağır, isteyen kalbiyle isteyen aklıyla tartabilir diyenlerden… Devlet kaç ateş tut diyenlerden, bırakalım her halk dilinin tadını çıkarsın, diğer halklar geç kalsa da onlara geç kalmayanlardan, ateşini, suyunu ve devrimini paylaşanlardan, dil alıp dil, anlam alıp anlam verenlerden söz ediliyor bu masalda… Osmanlı’yla, Cumhuriyet’le yaralı halklardan birinin ateşin emri, dağların kavliyle kötülükleri su içtiği yere kadar kovaladığından… Devrim bacayı sardığından Rojava’nın, Kobanê’nin, dağların ve ateşin maddesinin ve manasının ülkeyi, Ortadoğu’yu ve Dünya’yı sardığından söz ediliyor bu masalda.

Bu masalda, suyun ve ateşin tarihine eğilen bir halkın gördüklerini, duyduklarını ve öğrendiklerini anlatmalarından söz ediliyor. Bu masalda… Ey dünyalılar, ateşten olmuş dağlardan doğmuş bulundum, tarih defterine ıslak imza atmış bulundum, diyen bir halktan söz ediliyor. Bu masalda… Biz dağları kimden öğrendik, bizden evvel mesken tutanlardan öğrendik, diyen… Gülmeyi Muş-Tatvan yolundaki gül’den, devrime su taşıyan ateşten öğrenip taşlara gülmesini, güle kokusunu savunmayı öğreten halktan söz ediliyor…

Bu masalda evvel zamanlarda evlerin tavanlarına işlenen, “her şey aşk için, her şey aşk” yüzünden alamına gelen “ah min’el aşk”tan el alıp, bitişik el yazısıyla, okunaklı Kürtçe’yle Ortadoğu’nun gökyüzüne “ah minel özgürlük” yazanlardan, Mem’in ve Zin’in kalbini kırmayan, Êhmedê Xanî’ye zarfsız kuşlar gönderen halktan söz ediliyor. Bu masalda… Baraj ne ki, bir şiirle, bir filme, bir stranla, bir kilamla da aşılır, bu yırtma yapıştırma düzen diyenlerden… Eski kendinden yeni kendine taşan ve taşınan bir halktan, suyun eline ne kadar ateş ateşin eline ne kadar su katacağını tecrübe etmiş bir halktan söz ediliyor. Bu masalda, halklara yanlış elbise dikip birbirine zorla yanlış yanlış ilikleyen başında, ortasında ve sonunda yanlış olan muvazzaf terzinin makasını kıranlardan söz ediliyor. Bu masalda… Halkların kendi giysilerini kendilerinin dikerek birbirlerine doğru iliklenmelerinden söz eden, üstü başı dağ ve özgürlük kokan, ateşi üstüne başına yakıştıranlardan söz ediliyor….

Bu masalda… Ey dağları anlamayan muhtelif muhalifler, boş zamanlarında dağların dedikodusunu yapanlar, ey ateşi evcilleştirenler, ey dilinin ipini devlete bağlayan muvazzaf şairler, ey devletle aynı yastıkta kocayanlar,bu masalda yanlışın neresinden dönerseniz özgürlük, diye sorup, ateşin üstünden atlamaya giden dağlardan, dağbanlardan söz ediliyor….