Aynı anda hem Demirtaş için hem HDP için ‘evet’ demek

Veysi SARISÖZEN

Bu seçimin meşru olmadığını defalarca yazdım. Meşru olmayan seçime katılmak elbette seçimi meşru kılmaz. Saray rejiminin attığı her adım gayrı meşrudur ve biz bu rejimin hüküm sürdüğü ülkede yaşıyoruz. Yaşıyoruz diye Erdoğan’ın terrör rejimini meşru mu yapıyoruz? Hayır.

Meşru olmayan seçimlere katılıyoruz, çünkü “meşru değildir” diye katılmamak, kendiliğinden rejimi “biçimsel” de olsa meşru hale getirecek. İşte biz bu meşru olmayan “meşruiyeti” önlemeye çalışıyoruz.

Hedef belli; Erdoğan’a karşı Demirtaş’i birinci turda seçmek, olmazsa ikinci tura kalmasını sağlamak ve AKP-MHP koalisyonuna karşı HDP’ye barajı aştırıp, 100 vekille Meclise göndermek.

Zaman zaman biz, seçimin geçmiş seçimlerden farkını unutabiliyoruz. Selahattin Demirtaş hiç kuşkusuz hem değerli, bilgili ve yetenekli bir siyasetçi, hem de Kürdistan sınırlarını aşan ölçüde popüler. Seçimlerde Demirtaş’ın özellikle Türk seçmenler üzerindeki etkisi, faşist rejime karşı mücadelede büyük bir silah. „Popüler“ olmaya burun kıvırmak da yanlıştır. Çünkü siyasetçinin popüler olması hem yeteneğiyle hem de dayandığı örgütlü hareketin gücüyle gerçekleşen sosyolojik bir olgudur.

Ancak dediğim gibi bu seçim yüzde 15 oy alınan seçimlerden farklı. Demirtaş bu seçime „tek başına“ giriyor. Geçen seçimde olduğu gibi partisinin listesinden girmiyor. Seçmen Demirtaş’a ayrı, HDP’ye ayrı oy verecek.

Bu konuda dengeli bir propaganda yürütülmezse, yani popüler oluşundan yararlanmak için Demirtaş’a ağırlık verilir, HDP ikinci planda kalırsa, ya da tersi olur, baraj kaygısıyla HDP’ye ağırlık verilip Demirtaş ikinci planda kalırsa, seçim sonuçları istenmeyen yönde gelişebilir. Örneğin baraj kaygısıyla HDP’nin çok, Demirtaş’ın az oy alması, umulmadık bir şekilde Akşener’in ikinci tura kalmasına ya da popülerliğin abartılması sonucu HDP az, Demirtaş çok oy alırsa HDP’nin baraj altında kalmasına yol açabilir.

Şöyle olabilir: Şu anda özellikle CHP’ye oy veren Alevi seçmenlerin, CHP’yi sarsmayacak nicelikteki bir bölümü HDP’nin baraj altında kalmaması için çare düşünüyor. Bu seçmen kendi partisine de bağlıdır. Böyle bir durumda ne yapmalı? „İnce’ye değil de Demirtaş’a oy verin, vekil seçiminde kendi partiniz CHP’yi tercih edin“ mi demek; yoksa aynı anda hem Demirtaş’a ve hem de HDP’ye oy vermeye mi çağırmak doğru olur. Hatta bu seçimin özgünlüğünden dolayı, tereddüt içinde olan HDP’yle dayanışma içinde olmaya hazır, ama „ancak İnce Erdoğan’ı yenik düşürür“ diyen kimi seçmenlere „Erdoğan’a karşı İnce’ye oy verseniz bile, barajı aşması için HDP’yi tercih edin“ demek bile gerekebilir. Bu argüman, özellikle yüz yüze yapılan seçim çalışmaları açısından gerçekten çok önemlidir.

İdeal olan Demirtaş’a verilen oylarla HDP’ye verilen oyların eşitlenmesidir elbette. Tüm gücümüzle bu hedefe kilitlenmek gerekir. Propagandanın, sloganların dengesi bu temelde sağlanmalıdır.

Bu satırları yazmamın küçük bir nedeni daha var. Örneğin geçtiğimiz gün HDP’nin basın bülteninde bir açıklamayla ilgili şu başlığı gördüm: „Seçilecek Cumhurbaşkanı’nın meşru olabilmesi için Demirtaş’ın serbest bırakılması gerekir.“

Şu anda „mafya cenneti“ zindanda ağır bir tehdit altına da girmiş olan Demirtaş’ın özgürlüğünü sağlamak için iyi niyetle yazılmış cümle olduğunu çok iyi biliyorum. Onlar da en az benim kadar hiç bir „tahliyenin“, hiç bir tavizin, diğerlerini değil elbette ama Erdoğan’ın zorla el koyacağı Cumhurbaşkanlığını meşru kılmayacağını, uğradıkları ağır baskı nedeniyle çok iyi biliyorlar.

Sözünü etmek istediğim propagandada netleşmektir. Çünkü bu tür vurgu kaymaları ancak böyle düzeltilir. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle Milletvekili seçimlerinin önemi büyük bir titizlikle dengeli verilmelidir.

Bu denge sorunu HDP Genel Merkezi açısından da Demirtaş açısından da „sorun” bile değildir. Onlar propagandada söz konusu dengeyi sağlıyorlar. Sorun sokakta ve sanal alemde var güçleriyle Erdoğan’a karşı mücadele eden insanların amaca uygun olmayan “vurgularını” dengelemekte. Bu da bu seçimin özgünlüğünü anlatmaktan geçiyor.

Gerçekçi slogan, “Demirtaş’ı ikinci tura en çok oy alan aday olarak taşımak, HDP’yi ilk turda 100 vekille Meclise göndermek” olabilir.

Biz “tekçi” değiliz değil mi? Bu seçimde “düalistiz.”