Bakur sineması özgür sinemanın yolu

Sinema, hayatın her alanına dikey ve yatay yayılan etki gücünü her geçen gün çok daha fazla arttırıyor. Bir sanat dalı olarak sinema, sahip olduğu bu etki gücüyle hiç şüphesiz bir derdi olan, itirazı olan, hedef kitlesini örgütlemek isteyen yahut sırf estetik bir kaygıyla sanatsal üretimini geniş halk topluluklarına ulaştırmak isteyen insanlar tarafından oldukça lütuf gören bir sanat, bir entelektüel üretim alanı. Sinemanın kitleler üzerinde nasıl bir etki gücüne sahip olduğu, muhalif bir çizgide durduğunda iktidarların başını nasıl ağrıttığı 34. İstanbul Film Festivali’nde yaşanan sansür girişimi ve sansür girişimine karşı verilen onurlu mücadele ve tepkiyle bir daha kendini göstermiş oldu. 

Kültür Bakanlığı 11 Nisan’da İstanbul Film Festivali’ni düzenleyen İKSV’ye bir mail göndererek kayıt tescil belgesi olmayan filmlerin festivalde gösterimin yapılamayacağı, yapılırsa bunun cezai müeyyidelerinin olacağı bildiriliyor. Aslında bu girişim "Bakur" filminin gösterimine dönük bir engelleme. Yani bu yılki festivalde "Bakur" filmi iktidar tarafından sakıncalı ve tehlikeli görülmüş. Başka bir festivalde başka bir film ya da filmler bu muameleye maruz kalacak. Altın Portakal Film Festivali’nde de başbakana hakaret içerdiği gerekçesiyle festival komitesi kendisini yargı yerine koyarak filmi festivalden çıkarmıştı. Yani iktidarlar için muhalifi baskılamanın yasal mazeret, kılıfı çok. Minareyi çalmayı çok ince ayrıntılarına kadar planladıkları için çok sayıda kılıfı da hazırlamışlar. Fakat bu sefer hazırladıkları kılıf çaldıkları minareye küçük geliyor. Bakur filminin sansürlenmesine karşı 23 yönetmen filmini festivalden çekiyor, tüm jüriler görevi bırakıyor ve festivalin tüm yarışma bölümleri iptal edilmek zorunda kalınıyor. 

Şimdiye kadar görülmedik birşey oluyor, çok sayıda yönetmen, oyuncu, sinema meslek kuruluşu, sinema sektörünün çeşitli dallarında çalışan sinemacılardan büyük tepkiler geliyor bu sansür eylemine karşı. Ve İstanbul’da esen "Bakur" rüzgarı Ankara’yı da sallıyor. Ankara Film Festivali, kayıt tescil belgeleri olmadığı için gösteremeyeceğini söyleyerek belgesel ve kısa film bölümlerini iptal ediyor. Bunun üzerine Ulusal yarışma jürisi bir basın açıklaması yaparak, sansüre tepki göstermek, sinemacı arkadaşlarıyla dayanışmak için festivalden çekildiklerini duyurdular.

Türkiye’de çok uzun yıllardır yapılan ve Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda prestijli olan iki festival devletten gelen sansür baskısına karşı koyamadıkları için resmi olarak olmasa da fiilen iptal oluyorlar. Böyle bir rezalet dünyanın neresinde yaşansa bu duruma neden olan ilgili bakan hiç değilse bakanlığın bir bürokratı istifa eder. Festivale katılan filmlerden kayıt tescil belgesi istenmesi çok açık ve doğrudan bir sansür eylemidir. Bu gazetedeki köşemde daha önce daha önceki yazılarımda bu kayıt tescil belgesi konusuna değinmiş, böyle yönetmelik çıkaran bakanlığın canı istediğinde, kendisini rahatsız eden bir film olduğunda bu yönetmeliği uygulayacağını söylemiştim. Bunun karşısında sinemacıların örgütlü bir duruş geliştirmesi, bu yönetmeliğin iptali için örgütlü bir mücadele geliştirmesi gerektiğini dile getirmiştim. Ama hepsinden önemlisi sinemacıların devletle kurulan üretim ve gösterim aşamalarındaki zorlukları, yasak ve baskıları ortadan kaldırmak için bir mücadele geliştirirken aynı zamanda hem üretim aşaması hem paylaşım aşaması için devletle bağı olmayan özgür alanlar yaratması gerektiğinden bahsetmiştim. 

Artık Türkiyeli sinemacıların şunu net olarak görmesi gerekiyor. devlet ve onun son temsilcisi olan akp iktidarı muhalif tek bir sese, tek bir soluğa izin vermeyecektir. Biz sinemacıların yapması gereken şey kendi özgür sinema alanlarımızı yaratmak, üretim ve paylaşım alanını devletten özgürleştirmektir.