Barcelona’da her şey normal

Birisi geliyor yolun başından. Bir çanta taşıyor, iki ekmek çıkmış içinden, ince ve uzun olanlardan. Yüzünde bir maske var, şu yeşil, en adisinden olmalı, buradan, dördüncü kattan bile arkası görünüyor maskenin, yüzü yani ve yüksek oldukça burası eski bina çünkü. Yol uzun ama hızlı yürüyor, kilise çanı çalmaya başlayınca yine de kafasını kuleye çevirmekten alamıyor, alışık olmalı halbuki saat başı çanı işte. İki polis motoru onu seyrediyor. Bir şey sormuyorlar adama, çantadan çıkan iki francala ekmek yüzünden olmalı. Pasaport gibi bir şey ekmek artık ve bu yüzden daha geçerli uzun olanlar. Bitiriyor yolu, sağa dönüp gidiyor. Polisler aynı yerde duruyorlar, çan zaten orada, bir sonraki çalma zamanını bekliyor. Çeyrek geçe tek çalacak…

Barcelona’nın en işlek caddelerinden biri burası ve en işlek zamanı…

‘Birden herkes anlıyor ki kent dediğimiz şey, insanı, yeteneksiz, beceriksiz, çaresiz, sadece sahibinin bacaklarına sürtünerek yaşayabilen bir şey haline sokmuş. Her gün önümüze servis edilen, hazır pizza uygarlığı, paketleriyle birlikte virüsü de dağıtıma soktuğunda, cebimizde dijital kartları yemekten başka bir çare bırakmıyor. 1980 öncesi gibi de değil. Hiçbir şey olmasa köyden teyze kızından, bir çuval bulgur iste de, salçalı-salçasız yapıp yapıp yiyiver ve uyarına gelirse bir de soğan kırıp yanına. Mahalle bakkalı bile yok, eğer fırsatçılık erken dönem ciğerine işlemişse, daya kafasına, altıotuzbeş-yedialtmışbeş, laz, maz patlat stoku, halka dağıt…’

Korona, basit ve hatta cansız bir virüs, bir yandan henüz bunun daha başlangıç olduğunu da hatırlatarak, sistemi ne hale soktu. Sistemin kendi gücünü pekiştiren küresel etkisi, tam aksine onun zayıf tarafı olduğunu gösterdi ve küresel çaresizliğini göz önüne koydu. Kapitalizmin temel dinamiği finansal pazar işlemez halde. Borsa dedikleri, halkların yoksullaşma aracı, yere çakılan oklarla ifade edilen, şenlikli grafiklerle arzı endam ediyor. Sistemin taşıma suyu, iktidar ve hızın ensest kardeşliğinin yeryüzündeki katı hali otomobil fabrikaları, ‘üretime ara veriyor’ peş peşe. Dünya hakimiyetinin kayıtsız şartsız kocamanları, havalı devlet başkanları, birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar -maskeli maskeli- ne yapmalı diye…

Sadece kapitalizmin değil, endüstriyel sistemin bu krizi, biz hala kolay kolay inanamasak da sistemin ne kadar kolay yıkılabileceğini gösterdi. Hatta daha da ötesi yıkmaktan başka bir çare olmadığını da gözlerimizin önüne serdi. Her olan şey gösteriyor ki sadece ekolojik bir demokrasi, ekolojik bir dünyanın geleceği var. Yoksa bırakın torunlarımızı, çocuklarımız ve hatta çok daha yakın, doğrudan bizim için bile canlı-cansız yeni bir virüs, küresel iklim değişikliği ile eriyen buzullar arasından çıkan çok eski -ata- virüs, bakteri, mikrop ya da adını bir başka şey vereceğimiz bir şey, söylediklerimizi doğrulayacak…

Ve öleceğiz…