Barışın ve aklın hüküm sürdüğü bu devirde

Trump yönetimi tıpkı memleketteki muadili gibi sıkıntıya düştükçe daha saldırgan politikalara imza atmaya başladı. Yeni seçimlerin ertelenip ertelenmeyeceği henüz belli olmasa da zaten uzun zamandır en azından Trump açısından iktidarda kalmanın bir zorunluluk olarak değerlendirildiği ve bunun için ne yapılması gerekiyorsa bunun hukuki olup olmamasına bakmaksızın zorlanacağı aşikâr. Çünkü Trump da Erdoğan gibi iktidardan düşmenin sadece yargılanmakla sonuçlanmayacağının farkında.

Bu hafta Rusya ile ilişkiler konusunda “itirafçı” olmuş eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’i “kahraman” ilan ederken davayla ilgili sabık Başkan Obama’yı suçladı. Bu hikayenin özellikle içeride kamu oyunu yönlendirmek için nasıl köpürtüleceğine önümüzdeki günlerde muhtemelen fazlasıyla şahit olacağız. Korona ile mücadele sürecinde desteği azalan Trump’ın kaçınılmaz olarak bazı iç düşmanlara ihtiyacı var. Son dönemde Trump’ın Korona ile ilgili tutumunu “kaotik bir facia” diye eleştirmekten geri durmayan Obama anlaşılan şu an en uygun hedef. Trump bu hamlede sonuç almaktan çok gürültü çıkarmayı amaçlıyor gibi.

Trump’ın diğer manivelalarından biri de Korona önlemlerine karşı yapılan protestoları teşvik etmek. Hafta sonu çok kalabalık olmasalar da ülkenin çeşitli kentleri bu yönde protestolara sahne oldu. Bazı yerlerde yine uzun namlulu silah taşıyan “protestocu”lar da boy gösterdi. Trump seçimlere mevcut ekonomik kriz eşliğinde gitmek istemiyor. Son iki ayda 36 milyon kişinin işsizlik başvurusu yaptığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu yüzden adeta elinden gelen ne numara varsa piyasa sürüp bir an önce “normale dönmek”i kafaya koymuş gözüküyor. Doğal olarak bu yolda uzman, bilim insanı gibilerinin sözüne kulak asmayacağı gibi yakında “fabrikaları açmanın Korona ile mücadelede en iyi yol ve işçinin terinin virüsü mahvettiği…”ni anlatan demeçler okuyabiliriz. Bu arada geçen hafta bahsettiğim aç-derin kesesiyle özdeşleşmişler familyası mensuplarından olan Tesla’nın patronu Musk yasaklara rağmen fabrikayı açtı ama “Birini tutuklayacaksanız beni tutuklayın” diye efelenirken aslında Trump’ın arkasındaki desteğinin çoktan farkındaydı. Neticede Musk birçok şeyin yanı sıra yasaların sermaye karşında metelik etmediğini bize bir kere daha gösterdi.

Trump’ın bir zafer anlatısı için asıl köpürteceği alan ise dış politika. Bu aynı zamanda sürmekte olan postmodern karakterli savaşın en önemli boyutu. Bu başlıkta henüz Venezuela’da iktidar değiştirme oyunundan sonuç alamadı. Aksine bölgede ana dayanağı olan Kolombiya ordusunun çürümüşlüğü sergilenmeye başladı. Bölgede ne olup bittiğini dahi kavrama gücünden yoksun, Maduro ile Noriega’yı karıştıracak kadar bulanık bir zihniyetin elbette aynı yanlışlarda ısrar etmemesini beklemek yanıltıcı olur. Aksine Küba’ya karşı yeniden ağırlaştırılan ambargo ve Küba’nın “terörle mücadelede iş birliği yapmayan ülkeler” listesine alınmasıyla işlerin daha da militarize bir çıkmaza meyletmesi kaçınılmaz.

Asıl hedefse kuşkusuz Çin. Trump geçtiğimiz haftayı bu doğrultuda bolca değerlendirme yaptı. Korona üzerinden geliştirilen salvolara “tüm ticari ilişkimizi kesebiliriz” tehditleri, teknoloji savaşının simgesi Huawei’nin çip alımını engelleyen önlemler eşlik ederken bir de buna ABD Senatosu Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde “Uygurlar’a uyguladığı baskı politikasına karşı daha sert adımlar atmaya çağıran bir tasarı”yı onaylaması eklendi. Ayrıca Trump Çin’deki ABD sermayesini geri çekebilmek için ciddi miktarda vergi indirimleri ve mali destek vadediyor. Muhtemelen Çin’in yumuşak gücü Konfüçyus Enstitüleri’ne dönük de engelleyici politikalar artırılacak. Kuşkusuz Trump’ın Dünya Sağlık Örgütüne dönük “kalıcı fon dondurma” tehdit de bu kapsamda sayılmalı.

Bu arada bir de İsrail’deki Çin elçisi yatağında öldü. Kalpten olabilirmiş. Bu nasıl oldu diye biraz zihinsel egzersiz yapmaya çalıştım. 57 Yaşındaki Elçi Du Wei’nin Şubat ayında Tel Aviv’e tayini çıkmış. Genelde diplomatlar yeni görevler öncesi sağlık kontrolünden geçirilir. 1 milyar 400 milyonluk Çin de diplomatlarını yolda rastgele bulmadığına göre onlar da sanıyorum öyle yapmıştır. Demek diplomatın ölümcül hastalığını fark etmeyecek kadar kördüler ya da Korona zihinlerini bulandırmış olsa gerek ki “bi şey olmaz…” dediler. Sonra korona morana dinlemeyip orada burada fink atan CIA kökenli ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun geçen hafta İsrail’e gidip ülkedeki Çin yatırımları(15 milyar dolar civarı) aleyhine konuşası tutmuş. Elçi buna yanıt vermiş. Sonra malumunuz artık memleket, eş, çoluk çocuk hasreti mi yoksa Pompeo ile yapılan atışmanın tesiriyle mi ya da aklımıza henüz gelmeyen bilemediğimiz doğal bir nedenle mi kalbi duruvermiş. Buyrun siz çıkın işin içinden. Biri bi şey yapmış olamaz mı dediniz? Yani siz de! Sulhun ve bilimin hüküm sürdüğü bir devirde aklınıza getirdiğiniz şeye bakın, olacak iş mi? Defedin gitsin böyle komplo teorilerini zihninizden. Tabii bu ölümün İsrail’de Batı Şeria’nın işgalini hedefleyen yeni bir hükümet kurulmasının yanında pek bir önemi yok. Anlaşılan bu hafta sonu kurulan Netanyahu-Gantz koalisyonu sayesinde (ve ABD’nin saldırgan siyasetinin de tesiriyle) bu bölgede daha çok olumsuzluk göreceğiz.

Bu senaryonun bir diğer yüzü daha kuzeyde İdlib’den başlayıp şimdilik İran sınırından sonlanan hatta bir süredir şekillendirilmeye çalışılıyor. ABD başta İsrail, Rusya (anlaşabildiği ölçüde) ve TC olmak üzere bölgede ittifak yapabildiği diğer güçlerle İran için bölgeyi kapatmak istiyor. Bu plan gerçekleşir gerçekleşmez ayrı mesele fakat bu doğrultuda İran ve Rusya ile “dalaşma” karşılığı Libya’nın da dahil olduğu bir düzlemde ABD, TC’nin askeri olarak ilerlemesi için işine geldiği ölçüde destek verebilir. Fakat bu, tüm taraflar için geçerli olan bir handikapı da beraberinde getirir. ABD’ye dönük beklentileriniz olması onun buna karşılık vereceği anlamına gelmediği gibi bütün bunlar, Amerikalıların değil bu coğrafyada sizin yaşadığınızı ve daha iyi bir gelecek kurmayı umut ettiğinizi unutmanızı gerektirmez.