Barış rantçıları

HDP Heyeti’nin İmralı ziyaretlerine ve Öcalan ile görüşmelere başlayacağı açıklandı. Çözüm süreci açısından önemli olan bu gelişme, yeni bir canlanma yarattı. Ne var ki bu canlanma bir çözüm umuduna dönüşmüş değil.
AKP, tek parti olarak 13 senedir iktidarda. İlk günlerden beri "Statükoya, vesayete karşıyız" dedi. Kürt açılımı, Alevi açılımı diye diye yıllar geldi geçti. Ama halen atılan kalıcı-ciddi tek bir adım bile yok. Hatta tam tersine, AKP iktidarı ”çözüm, ileri demokrasi, vesayete son” diye bağırdıkça hep tersini yaptı. Halkı oyalarken, vesayet rejimini restore edip, güçlendirip sürdürmeye çalıştı. Özgürlük hareketini ve demokratik direniş odaklarını her yolla ezmeye çalıştı. Varlığını ve iktidarını buna borçludur. Bu niteliğiyle AKP, barış rantçısı bir parti ve hükümettir.
Var olan statüko ve vesayet rejimi, en başta Kürdistan’ın işgali, parçalanması ve Kürtlerin köleliği üzerine kuruludur. Ancak yüzyıllık statükonun yıkılma günü gelip çatmıştır. Elbette bu kendiliğinden ya da başkalarının inayetiyle olmamıştır. Bunu görmemek, yüz elli senedir ve özellikle son kırk senedir en güç şartlarda özgürlük için ayaklanan, kan ve can veren Kürt halkına saygısızlık olur. Ancak, gerek kendi eksikliklerinden, gerekse o günkü dünya şartlarının etkisiyle özgürlük kazanılamamıştır. Statükoya ve vesayet düzenine son verilecekse, yeni düzen Kürtlerin ve Kürdistan’ın özgürlüğü üzerine kurulacak demektir. Bu olmazsa hiç bir şey değişmeyecek demektir. İşte hiç bir şey değişmeden, barış-çözüm lafları edilmesine barış rantçılığı diyoruz. Barış rantçılığı da, en az geçmişteki savaş rantçılığı kadar tehlikelidir, halk düşmanlığıdır. Çünkü onların amacı da, halkların özgürlük mücadelesini her yolla bastırmaktır. Çözüm ve barış görüşmeleriyle halk oyalanmakta ama inkarcılık-imhacılık siyaseti sinsice sürdürülmektedir.
Bu durumda çözüm sürecinin ilerlemesi için tek yol olarak halkların mücadelesinin yükseltilmesidir. Çatışmasızlık durumunun sürdüğü şartlarda, halkın sivil itaatsizlik eylemlerinin artması ve yükselmesiyle yol alınabilir. Burada aşılması gereken engel ise bütün ezilenlerin mücadele birliğini sağlamaktır. 69 gündür, kan ve ateş içinde sürmekte olan Kobanê direnişi, hem Kürtlerin hem de Kürtlerle diğer ezilenlerin birliğini sağlamada büyük rol oynadı. Yeni bir dönem açtı. Bu yolda hızla ilerlemek gerekiyor.
Bölgenin bütün ezilenleri geleceklerinin Kürtlerle birlikte olduğunu görmelidir.
Kürtler özgürleşmedikçe kimse özgürleşemez.
Kürtler özgürleşmedikçe Türkiye demokratikleşemez ve Türkiye demokratikleşmedikçe barışçı çözüm de olamaz.
AKP, bir yandan çözüm süreci derken, bir yandan da yeni tutuklamalarla, yeni baskı yasalarıyla bir seçimi daha atlatmaya çalışıyor. Her şeye kaç oy kazandırır-kaybettirir hesabıyla yaklaşıyor. Barışçı,demokratik çözüm için "Gerekirse baldıran zehiri içerim" diyenler bırakın ölümü, bir kaç oy kaybetmeyi bile göze alamıyorlarsa, bu bezirgan kafasıyla devam ederlerse, daha çok şeylerini hatta iktidarlarını tümden kaybedebilir. Aynı şey ırkçı-milliyetçi tepkilerle oylarını arttıracağını zanneden ve çözüm sürecine karşı çıkan CHP-MHP için de geçerlidir. Savaşla da, barışla da oynanamaz. Savaş rantçıları da, barış rantçıları da kaybedecektir.