Başkaldırının kızıl kadınları

9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen Kürt Kadın Hareketinin öncü kadrolarından Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez anısına bir kez daha başta Kürt illeri olmak üzere dünyanın birçok merkezde anma etkinlikleri ve cinayeti lanetleyen eylemler düzenleniyor. Adalet talebini haykıran on binler, katliamcılardan hesap sorulacağının mesajını veriyor. 4 Ocak 2015’de katledilen Seve Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır’da tıpkı onlar gibi unutulmuyor ve milyonların kalbinde bıraktıkları derin izlerle, kadın mücadele tarihinde köklü bir direniş kültürünün devamcısı oluyorlar.

Bu öfkenin ve unutmama bilincinin büyüklüğü ve derinliğinin nedeni, kuşkusuz onların temsil ettiği toplumsal anlamın değeri ile orantılıdır. Devrimci yaşam mücadelelerinin tamamı kadın özgürlük kavgası olan bu kadınlar, Kürdistan toplumunun ve kadınlarının direniş, özgürlük, kavga, aşk, güzellik, ahlak ve vicdan değerlerinin kişilik kazanmış örnekleridir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıllık birikiminin yoğunlaşmış hali, kadın hareketinin moral ve motivasyon kaynağı, dünya kadın hareketinin kızıl devrimcileridir. Bu kadınlar özgürlük ve direniş çizgisine en zor koşullarda umudun olmadığı yerde umut yaratmış, kadın direnişini zirveye taşıyarak inancın temsilcisi olmuşlardır. Bir kadın, bir devrimci, bir direnişçi olarak ayak bastıkları her karış toprakta; nerede bir adaletsizlik varsa, nerede bir zülüm varsa, nerede bir kıyım varsa orada olmuşlardır.

Erich Fromm, ‘nsan kurt mudur, kuzu mudur?’ sorusuyla insan doasını sorguladığında insanın salt iyi ya da salt kötü olarak nitelendirilmesine karı çıkmıtır. Ona göre insan özgür ve ahlaklı eylemlerde bulunabilecei gibi, insani deerleri çineme pahasına oldukça barbarca ve ahlak dıı da davranabilirdi. İşte bu kadınlar kendi seçimini insanlık değerleri ve kadınlık onurunu korumaya dönük cesurca yapan direnişçilerdi. Onları görmeyenler için ideal devrimciler, onlarla yaşama şansına erişenler içinse mütevazı birer yoldaştılar! Bu kadınlar atfedilen anlam direnen Kürt kadınlarının savama gücündeki ahlakilik, meru savunma, hak ve adalet alanıyla yakından balantılıdır. Onların seçiminde merkeze alınan, bir halk olmanın, kadın olmanın deeridir. Bu adalet talebidir. Özgürlüklerini gasp eden, vahet uygulayanlara karı direniin vuku bulduu bir ahlakilik alanıdır. Kendi yazgısına sahip çıkmaktır.   

Bu devrimci kadınlar gösterdiki yarattıkları örgütlü güç, salt madure olmayı reddetmekte, özneleerek yaanan devrimsel süreçlerin inacısı olmayı zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle politik özneler olarak, özgürleme iddiaları ve stratejileriyle, kadınların hep ezilmiş, hor görülüp, kıyılarak üçüncü sayfa haberlerine sıkıştırılmış hikayelerinin üstüne inşa edilmiş, tüm yargıları paramparça edip, devrimci bir kadın gücünün simgeleşmiş isimleri olmuşlardır. Onlar köleliğin reddi, kadın kimliğinin, sömürülmesinin reddi, erkek egemen iktidarın kurumlaşmış hali olan kapitalist modernitenin reddi olmuşlardır. Bu kadınlar erkek egemen zihniyeti reddettikleri için bu zihniyetin içine sızdığı tüm kurumları da reddetmişlerdir. Kürt kadınların sistem karşıtlığında açığa çıkan ve köklü bir dönüşümü hedefleyen bugünkü güçlü ve mücadeleci perspektiflerinin kaynağının kilometre taşları, tarihsel tecrübeleri olmuşlardır.

Paris katliamının 7. yıl dönümünde ve bu vesileyle bir kez daha Sakine, Fidan, Leyla, Seve, Fatma ve Pakizeler’in anıları önünde saygıyla ve minnetle eğiliyoruz. Ve biliyoruz ki tarih boyunca kadınların özgürlük mücadelesinde varoluşları, imha edilmesi gerekli bir tehdit olarak görülmüştür. Onların direnişleriyle yarattığı büyük ışık, karanlığın efendilerinin en büyük korkusu olmuştur. En önde mücadele eden kadınların hoyratça ve hunharca katledilişin soğuk yüzünün ve tehdidinin arkasında yatan egemenlerin o büyük korkusu değil midir zaten?