Başûr’un işgal edilmesinde KDP’nin rolü / Rohat BARAN

15 Haziran’da, ‘Türkiye tarihinin en kapsamlı hava saldırısı’ olarak lanse edilip başlatılan Güney Kürdistan’ı işgal saldırıları ve buna karşı ortaya konulan direniş kıran karana devam ediyor. Türk devletinin yüz yıllık Kürtleri soykırıma uğratma politikasını AKP-MHP faşizmi sonuca götüreceği iddiasıyla kırmızı şal görmüş boğa gibi gerillaya, halka, dağa, taşa, demokratik siyasal alana saldırarak tırmandırıyor. Tabii ki en temelde saldırdığı güç Kürtlüğü dirilten ve ayakta tutan Özgürlük Hareketi PKK ve özgürlük gerillası oluyor.

Gerillaya saldırıyor, çünkü özgürlük hareketi PKK’nin zayıflatıldığını düşündüğünde saldırılarına meşruiyet aracı olarak kullandığı KDP gibi güçlerden kurtulmanın kolay iş olacağını biliyor.

Bununla birlikte KDP denetimindeki alanları zaten işgal etmiş, onlarca karargahı ve askeri üssü bulunmakta. Hatta bu üsler KDP güçleri tarafından bekçilik yapılarak korunuyor.

Fikir jimnastiğiyle KDP neden bu üslere böyle bekçilik yapıyor sorusuna kafalarda oluşan cevaplar tiksinti verici oluyor. TC’nin KDP’yle nasıl bir ilişkisi bulunmakta ve bu nasılın nedenleri nelerdir ki bekçilik yapılıyor? Kürt ulusallığı ya da Kürt kazanımları açısından tutulacak yanı yok, Ahmet Kaya’nın dediği gibi nereden baksan ahmakça!

TC’nin Kürt soykırım saldırılarının meşrulaştırıcısı ve kapitalizmin Kürtlük içindeki temsilcisi olarak KDP, ‘kendisinin olmayacaksa başkasına da yar olamaz’ ve ‘hep bana, rap bana’ saikiyle hareket edince böyle Kürt ulusuna zarar veren şeyler de yapabiliyor. Doğrusu, insan mantıklı cevap bulmada zorlanıyor. Çünkü KDP’nin tutumunun ve yöneticilerinin açıklamalarının mantıkla izah edilecek yanları yok. Bir yanda Kürtleri soykırıma uğratmak isteyen işgalci, soykırımcı Türk devleti bulunmakta, diğer yanda Kürt halkının özgürlük mücadelesini yürüten PKK. Ama nasıl oluyorsa KDP Politbüro üyesi Cafer Eminki Türkiye ve PKK’nin Kürdistan Bölgesinde ortak stratejik amaçları olduğunu, bunların da Başûr’u ekonomik, siyasi ve sosyal olarak krizle karşı karşıya getirmek olduğunu söylüyor. Ulusallığa bu kadar saldırının olduğu ortamda, saldırıların parçası olup ulusallığı koruyormuş gibi gösteren söylem pratiğine bu defa da böyle bir örnekle karşı karşıya bulunuyoruz.

Neden bu kadar ortam bulanıklaştırılmaya çalışılıyor ki! Sorun da çözüm de belli değil mi? TC’nin Kürtlere yönelik politikası nedir? Mesela Kürtlerin nesini tanımış? Mesela Irak’ta Kürtlerin toprakları olan Kerkük ve Musul’u neden Kürtler yönetmiyor? Sorumlusu Türk devleti değil mi? Şengal’de, Mexmûr’da Türk devletiyle ne herhangi bir sınırları ne de ilişkisi olan Kürtler sırf kendilerini yönetiyorlar diye hava saldırılarına maruz kalmıyorlar mı? Tüm dünyanın DAİŞ’e karşı mücadelesinde insanlık değerlerini savunan güç olarak gördüğü Rojava’ya, Kobanê’ye en son üç devrimci kadının katledilmesinde görüldüğü gibi sürekli olarak saldırmıyorlar mı? Bakur’da demokratik siyaset yapmak isteyen binlerce insanı tutuklamamışlar mı? Belediyelere el konmuyor mu? TC’nin bu politikalarını sadece PKK’ye yönelikmiş gibi göstermeye çalışmak tam olarak nasıl tanımlanır bilmiyorum, ama bence çok büyük bir ahlaksızlık.

Mustafa Barzani’nin Osmanlı zindanlarında dünyaya geldiği söylenir, o zaman PKK mi vardı? 1925’te, 1927’de, 1938’de, Zilan’da katliamlar gerçekleşirken PKK mi vardı? TC’nin Kürt düşmanlığını PKK’yle izah etmeye çalışmanın tutulacak bir tarafı da iyi niyetli yanı da yoktur. Hepsi bir oyun. TC ve KDP kendilerince kafa karışıklığı yaratmak için birbirleriyle dar alanda paslaşıp duruyorlar.

Sonuçta KDP, PKK’nin Başûr’daki varlık meşruiyetini tartışmalı hale getirecek, sivillerin vurulmasına ve köylerin boşaltılmasına bir yandan destek verecek, diğer yandan PKK’yi suçlayacak, halkı PKK’ye karşı kışkırtacak, MİT’e istihbari bilgiler vererek gerillaların vurulmasına neden olacak; Türk yetkililer de KDP’nin bu yaklaşımlarını kullanıp ‘bakın biz Kürt düşmanı değiliz’ hatta Kürtlerle iyi ilişkilerimiz bulunmaktadır, deyip dünyayı bu Kürt soykırım saldırılarına karşı ses çıkaramaz hale getirecek. Peki, tüm bunların sonunda ne olacak? KDP’nin hesaplarına göre gerçek anlamda özgürlük mücadelesi veren PKK’den kurtulmuş olacak, PKK’nin elindeki tüm alanlar ve yer altı zenginlikleri kendisine kalacak, TC de PKK’yi zayıflattıktan sonra KDP de dahil tüm Kürtlerden. Herkesin bir hesabı var. Aklın almadığı, KDP’nin Türk devletinin kendisinden de kurtulacağını hesaplayamaması.

Bilemiyoruz tabii, belki de AKP-MHP faşizmi Başûrê Kurdistan’ı Misakı Milli’nin güncellenmesi temelinde Türkiye topraklarına dahil ettiğinde, dış dünyayı soykırım politikalarını maskelemesi açısından yaşamalarına zarar verilmeyeceği yönünde teminatlarda bulunmuştur.

KDP’nin yaklaşımları vahim. Bradost alanının işgal edilmesinden Zînî Wertê olaylarına kadarki tüm süreçler bilinçli ve planlı bir biçimde gelişti. Şu anda Heftenîn alanında başlatılan saldırılar da aynı planın parçası.

AKP-MHP faşizmi Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı önemli bir düzeye getirdiğini göstermeye çalışacak. Heftenîn ve diğer alanlarda başlatılan saldırılar da bu nedenledir. KDP desteğiyle bazı yerlerde hakim oldu mu da seçimlere gidip kaybettiği meşruiyetini tazelemeye çalışacak.

Kuşkusuz gerilla direnecek; Başûr, Bakur, Rojava, Avrupa ve Rojhilat’taki halk bu saldırılara karşı direnecek, gerilla direnecek ve saldırıları kıracak. Soykırımcıları ve işbirlikçilerini tarihin anılmak istenmeyen sayfalarına atacaktır.