Batılılar gözüyle dünden bugüne Kürdistan

İsmet Şerif Vanlı, “Batılı Eski Gezginler Gözüyle Kürtler ve Kürdistan” kitabında Batılı gezginlerin gezi notları tek tek inceleyerek, alıntılar yaparak, bazen de kendi bilgileriyle yorumluyor. Kitap, Kürtler’in 17. yy’dan 18.yy’a dek yaşadıkları dönemi sosyal, siyasal, kültürel durumu ve diğer komşu halklarla ilişkilerini öğrenmek açısından zengin bilgiler içeriyor.

İhsan KURT*

Tarih Kürtler için hep tekerrür ediyor sanki. Sadece 20. yüzyılda değil birkaç asır gerilere gittiğimizde de durumun farklı olmadığını, dramların, aldatılmaların, iç ihanetlerin birbirini takip ettiğini anlıyoruz. Bu sonuca, İsmet Şerif Vanlı’nın (Ismet Cherif Vanly) 1972 yılında, “Batılı Eski Gezginler Gözüyle Kürtler ve Kürdistan” kitabını yazılışından 47 yıl sonra okuduğumuzda varıyoruz. Bu kitapçığı bugün yeniden incelemek tarihsel süreci ve gelişmeleri daha doğru şekilde anlamamıza yardımcı olacaktır.

Tarih, siyasal bilimler ve hukuk alanındaki çalışmalarıyla tanıdığımız Kürt diplomatı ve siyaset insanı İsmet Şerif Vanlı, Lozan Üniversitesi’nde akademik araştırmalarını sürdürürken, 14. yy’dan itibaren Ortadoğu ve Kürdistan’ı gezen ‘Venedikli Adsız Satıcı’ (16. yy, İtalyan), ‘Mestre Alfonso (16.yy, Portekizli),  Pietro Della Walle (16.yy, İtalyan), Jean Batiste Tavernier (17. yy, Fransız), Jean de Thevenot (17. yy, Fransız), Jean Chardin (17. yy, Fransız), Carsten Niebuhr (18. yy, Danimarka) ve  C. François Wolney (18. yy Fransız) gibi gezginlerin İtalyanca, Fransızca, Almanca ve İngilizce yazdıklarını inceleyen bir araştırma yayınlıyor. Fransıza yayınlanan makale, 1972 yılında Özgürlük Yolu, 1992’de de Avesta yayınları tarafıdan yayınlanıyor.

İ. Şerif Vanlı, anı, inceleme, gezi notları şeklinde kaleme alınan kaynakları, tek tek inceleyerek, alıntılar yaparak, bazen de kendi bilgi ve yorumları ışığında inceliyor. Kitap, Kürtler’in 17. yy’dan 18.yy’a dek yaşadıkları dönemi sosyal, siyasal, kültürel durumu ve diğer komşu halklarla ilişkilerini öğrenmek açısından zengin bilgiler içeriyor. Vanlı gezginlerini yazılarını değerlendiremsinin asıl sebebini, tarih boyunca Kürtlere haksız şekilde yapıştırılan etiketlere, klişelere karşı çıkmak ve bunun sebeplerini anlatmak olarak değerlendiriyor. “17. yüzyılda Şahlar ve Sultanlar, Kürt beyliklerini illere indirgemeye, bağımsızlıklarına son vermeye başlayınca Kürtler direnişe geçtiler. Bu direniş sonucudur ki Türk ve İran oligarşileri onları asi ve eşkiya olarak nitelendirdi” tespitinde bulunuyor Vanlı.

Yazılı tarihin yetersizliği, bilimsel kurumların çok yeni oluşu, bu gezginlerin anı ve incelemelerine daha da anlam kazanıyorlar. Buna egemen devletlerin Kürt dili, kültürü, tarihine yönelik asimilasyon ve etnosid siyaseti de eklenince geçmişi daha iyi tanımak bugünü anlamamız için daha da önem taşıyor.

İlk oryantalistler olan o dönemin gezginlerinin yazımlarında Avrupa merkezci, Ortadoğu halkları ve Kürtler’in değer yargılarına, kültür, yaşam ve üretim ilişkilerine öznel, tek yanlı ve günümüzde halen kulanılan, “savaşçı, mert, dağlı, vs..” gibi klişelerin ötesinde, gözlem ve anlatımlar anlaşılmaya değer. O dönem Kürdistan feodalizmi yaşıyor. İrili ufaklı birçok beyliğin yanı sıra Fars ve Osmanlı imparatorlukları tarafından askeri ve siyasi olarak kullanılan aşiret yapılanmaları, özellikle geçit yolları ve dağlarda hakim. İki imparatorluk arasında tampon olarak kullanılan feodal Kürt yapılanmaları, varlıklarını devam ettirebilmek için kimi zaman her iki büyük güçle savaşırken bazen de uzlaşmaya veya geçici bazı hak ve imtiyazlar elde ederek varlıklarını devam ettiriyorlar. Bu yapılanmaların bazıları dönemsel güç kazanırken kimi zaman da diğer aşiret ve beyliklerle kendi aralarında çatışıyorlar.

Kürdistan’ın jeopolitik ve ekonomik durumu 17. yüzyılda da bugünkü kadar önemli. Gerek zengin ticaret yolları üzerinde bulunması gerekse İran ve Türk (Osmanlı) imparatorlukları arasında yer alması ve zengin ekonomisinden dolayı, 17. yy’da paylaşılamazken,  bir asır sonra ise bölünüyor. Kök boyası, mazi, deri, ipek, pirinç gibi ihraç edilen ürünlerin yan ısıra, bölgede tüketilen hayvansal ürünler ekonomide önemli yer tutuyorlar.

Diyarbakır, Bitlis, Van, Musul, Erbil (Hewlêr), Ortadoğu’nun gelişmiş önemli ticaret ve kültür merkezleri arasında yer alıyor. Danimarkalı gezgin Carsten Niebuhr, 18. yy’ın sonlarında Kürt, Süryani, Ermeni gibi halkların Diyarbakır’da bir arada yaşadıklarını ve kent nüfusunun 100 binden fazla olduğunu belirtiyor. Niebuhr bu nüfusun o dönemde Avrupa’nın birçok büyük kentinden fazla olduğunu yazıyor.

Yazılarında sıkça Êzîdîlere de değinen Niebuhr, onların Kürt olarak farklılıklarına vurgu yapıyor; “Türkler, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar, Êzîdîler’in inançlarına engel oldukları için, onlar da ibadetlerini hep gizlice ama ısrarlıca sürdürdüler.” Tarih boyunca özellikle Bağdat’taki Türk paşalarından eziyet gören dönemin Gabarî, Sêxanî, Jenawî gibi Sünni ve Xerkî, Denedî gibi büyük Êzîdî aileleri sürekli Şengal Dağına sığınıyorlar. Kürtler’in meskeni 16. ve 17. yy’da da dağlar.

İ. Şerif Vanlı’nın “dönemin Arapça bilen ve oryantalizmin başlatıcısı” olarak değerlendirdiği F. Volney, Suriye ve Mısır’i gezdikten sonra 1787’den itibaren yayınlanan yapıtlarında Osmanlı egemenliğinin yaşadığı buhranla beraber doğunun eski yaratıcılığından kopup, giderek teokratik ve miskin bir havaya büründüğünü belirtiyor. “Türkler’in Suriye’deki yönetimi tam bir despotizmdir. Bu, halkın silahlı bir zümrenin, keyif ve çıkarlarına göre biçimlenen iradesine tabi oluşudur” diye belirtikten sonra şöyle vurguluyor: “Türkler galip gelmesini biliyorlar, fakat yönetmesini bilmiyorlar.” Vanlı’ya göre Volney’in ve Neibuhr’un Türk paşalarının bölgede yürüttüğü siyaset konusunda görüşleri örtüşüyor.

Batılı ezginlerin yazıları beş asır öncesine dayanır. Fars ve Osmanlı imparatorlukları tarihe karıştılar. I.Dünya Savaşından sonra yerlerini irili ufaklı ulus devletler aldılar. İran ve Türk devletlerine Irak, Suriye egemenlikleri de eklendiler. Kürtler halen bu devletler arasında bazen tampon, bazen koz olarak kullanılıyor ve kendilerine olmalarına izin verilmiyor. 20. yüzyılın başında Kürdistan’ın geçit veren veya vermeyen stratejik dağları, mazı, deri, ipek, gibi doğal zenginlik kaynaklarına petrol ve su rezervleri de eklendi. Bugün 21. yüzyılda ‘Batılı gezginler’ Ortadoğu’nun orta yerindeki Kürdistan’a ilgi göstermeye devam ederken Kürt kadınlarının ve erkeklerinin mertliği, savaşçılığı, cesareti de Batı medyalarının ilgi odağı olmaya devam ediyor…

* İsmet Şerif Vanlı Kürt Mirasını Koruma Derneği Bşk., Lozan.