Bâtınî süreğin çağdaş temsilcileri: Hakikatçılar

 “Hakikatçılık başlıbaşına bir inceleme konusudur. Hakikatçı Aleviliğin felsefi omurgasını “hümanizm” oluşturmaktadır. Bu edebiyatın ve müzik kültürünün son ürünlerini derleyip toplamak ve yeniden Alevi inanç literatürüne kazandırmak, önümüzde önemli bir görev olarak durmaktadır.

Mehmet BAYRAK

Türkiye’de, “Türk-İslam” ideolojisi ekseninde bir politika yürütülüp, Kürdoloji ve Alevilik araştırmaları yasaklandığı ve tabulaştırıldığı için bu alanlarda ciddi bir gelişme kaydedilememiştir.

Gerek İslam Halifelikleri, gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemindeki baskı, asimilasyon ve yoketme politikalarını bir yana bırakırsak; son bir asırlık yakın bir geçmişte İttihad ve Terakki’den devralınan bir politikayla, onun devamı niteliğindeki Kemalist yönetim döneminde; Kızılbaşlık ve Alevilik “Türk Müslümanlığı” olarak sunularak, İslam içinde eritilmeye çalışıldığı gibi, Kızılbaş/ Alevi/ Bektaşi önderlerinin dini unvanları ile Alevi ibadeti ve müziği de yasaklanarak, Alevilik tümden yok edilmeye çalışılmıştır. Bu arada, özellikle 19. yüzyılın ilk yarısından başlayarak Hakikatçı Alevi önderlerinin uğradıkları takibat, sürgün ve katliamlar özellikle sorgulanması ve incelenmesi gereken olgulardır.

“Doğal ve felsefi bir din” kategorisinde gördüğüm Alevilik; hümanist ve toplumcu bir dünya görüşüne kaynaklık ettiği gibi, aynı zamanda tüm insanlığın ortak değeri olarak kabul edilmesi gereken büyük bir felsefe, edebiyat ve müzik kültürüne sahiptir. Bu nedenle de büyük bölümü bu baskı-yıldırma-yasak ve asimilasyon politikalarıyla eriyip gitse de; bu edebiyatın ve müzik kültürünün son ürünlerini derleyip toplamak ve yeniden Alevi inanç literatürüne kazandırmak, önümüzde önemli bir görev olarak durmaktadır.

Bilimsel araştırma yapacak kişilerin önce resmi ideoloji ve kültür politikasından kendilerini kurtarması gerekir. Biz konuyu işlerken Osmanlı/ Türk kaynaklarından başlayarak hemen tüm Batılı ya da Doğulu kaynakları taramaya çalışıyoruz.

Bu noktada, son zamanlarda yeniden gündeme gelen Tokat yöresindeki Xubyar (Hubyar) Sultan Ocağı’na ilişkin bir not düşmem gerekiyor. Sözgelimi, Dersim’deki Baba Mansur Ocağı’nın kuramcısının Hallac-ı Mansur, Hızır Uryan Ocağı’nın kuramcısının Baba Tahir Uryan olduğunu bilmeyen Aleviler gibi Xubiyar (Hubyar) Ocağı’nın kuramcısının kim olduğu da yeterince bilinmiyor. Oysa, bu konuda şu an karşı karşıya gelen Hıdır Temel ile Ali Kenanoğlu’na zamanında Türkçe ve Kürtçe belgeler vermiş ve şu mesajı göndermiştim:

“Bu belgelerde de görüldüğü gibi; Xubiyar (Hubyar), XI. yüzyılda yaşamış Şah Xoşin’in (Şa Xweşin, Schah Xuschin) müridi ve sonraki halifelerindendir. Buna bağlı talipler değişik soy ve boydan olabilirler. Hubyar’la ilgili bugüne kadar ulaştığım en eski kaynak budur.

Şah Xoşin’in dini ve edebi kimliği konusunda bu eserlerde ve Kürt Edebiyatı Tarihi ile ilgili diğer eserlerde bilgi vardır. En eski Yaresan Kürt kadın şairlerden Celale Xanıma Loristani’nin oğlu olan Şah Xoşin; aynı zamanda Ömer Hayyam, Mevlana ve Yunus Emre gibi mutasavvıf- şairlerin düşünce ve şiir babası niteliğindeki Kürt şairi Baba Tahir Uryan’ın da piri konumundadır.

Bu arada belirtelim ki; Şah Xoşin, Ehl-i Hak yani Yaresan dininin kutsal kişilikleri arasında da 3. sırayla önemli bir yer tutmaktadır. Birinci sıradaki Xude (Haq), ikinci sıradaki Ali- İlahi’den sonra 3. sırada yer almaktadır ki, bu silsilede sırayla yer alan Sultan Sahak, Şeyh Amir ve Seyid Haydar’la birlikte Kürtçe’de Çehltan, Türkçe’de Kırklar denilen Mecliste yer alan 40 dervişten biridir.

Kısaca, başka konularda olduğu gibi, Alevilik konusunda da tarihsel ve bilimsel gerçekliğe yani yeni bir bakış açısına ihtiyaç var…” (Özel Arşiv)

Son yıllarda sevinçle görüyoruz ki, kimi üniversite öğrencileri bu konulara el atmış ve bitirme tezi düzeyinde de olsa, İçtoroslar Aleviliğini işliyorlar. Kürecikli Mahir Kocatürk, “Sarız Yöresinden Hacı Bayrak’ın Yaşamı ve Müzik Çalışmaları” (2009); Sarız- Çağşak’lı Gülizar Duman “Binboğalar’da Hakikatçı Alevilik” (2017); Çağdaş Demirci “Sarız Alevilerinde Kimlik ve Aidiyet Sorunu” konulu yüksek lisans çalışmasıyla; yine Emine Erdimez yöre Aleviliğinin özgün konumunu işleyen çalışmasıyla Bâtınî- Hakikatçı Aleviliği akademik alana taşımaktadırlar. Sosyolog Abbas Kılıçoğlu’nun “Alevi Kürtler”le ilgili çalışmasını da bunlara ekleyelim. Kılıçoğlu’nun çalışmasına eşlik eden Tacım Çiçek, internet üstü bir yazısında şöyle diyordu:

“Hakikatçılık başlıbaşına bir inceleme konusudur. Hakikatçilikle ilgili son yıllarda başta bölgenin bir insanı olarak Mehmet Bayrak olmak üzere, bazı araştırmacılar çeşitli kitap ve makaleler yazdılar. Bu değerli çalışmaların hızla çoğalması gerekmektedir.” (Özel Arşiv)

Kuşkusuz, adı geçenler bu çalışmaları yürütürken, ellerindeki başlıca yazılı kaynaklar yukarda andığımız çalışmalar, sözlü kaynaklarsa yörenin canlı tanıklarıdır.

‘Hakikatçı’ akımın özgünlükleri

Herşeyden önce vurgulayalım ki, hakikatçı Aleviliğin felsefi omurgasını “hümanizm” oluşturmaktadır. Hakikatçı Aleviliğin inanç ve kültür kaynakları geçmiş çağlara kadar uzansa da, İçtoroslar’daki versiyonu Modern Çağ dediğimiz XIX- XX. yüzyıllara dayanmaktadır.

Kanımca, üç Bektaşi Baba’sının, 1789 Fransız Burjuva Devrimi öncesinde Fransa’da devrimin ideologlarıyla görüşmelerinin ardından tasfiye edilmeleri; II. Mahmut döneminde 1826’da Bektaşi dergâh ve tekkelerinin kapatılmasıyla önderlerinin cezalandırılması; XIX. yüzyılın ilk yarısı ile ortalarında Kuzeybatı Dersim yöresinden kimi Alevi önderlerinin Bulgaristan’da Varna ve Rusçuk’a sürülmeleri; aynı yüzyılın ortalarında Şix Süleyman (Araboli) ve yandaşlarının tutuklandıktan sonra İçtoroslar’a sürülmesi; 1895’te Ali Tumkî ve yoldaşlarının Kürecik- Dümüklü’de katledilmeleri hep bu süreçle ve akımla ilgilidir.

Hüseyin Özcan, bu akımın ortaya çıkışını şöyle yorumluyor: “Yüzlerce yılda oluşan, şekillenen ve varlığını sürdüren Anadolu Aleviliğinin inanca yönelik yüzündeki tutuculuk, 19. ve 20. yüzyıllarda değişen dünya koşullarına ayak uyduramamış ve yaşamın akışına bağlı olarak, değişmesi ve yenilenmesi gerekmiştir.

* NOT:PolitikART’ın bu sayısı Mehmet Bayrak’ın “İçtoroslar’da Hakikatçı Alevilik/ Derin Bir Felsefe, Edebiyat ve Müzik Kültürü” inceleme-antolojisi dosyası olarak hazırlandı.

Belki de Purotluk (Hakikatçılık MB) bu amaçla gerekmiş ve varlık kazanmıştır. Tekkecilik, bir Ocağa bağlı olma, dedelik, onlardan keramet ve sorunlara umar bekleme Aleviliğin inanç yönünü ve bir anlamda da bağnaz tarafını oluşturmaktadır.” (Bkz. Age, s. 97)

Yazar, buna karşın Ocak ve dedelik kurumunun önemi konusunda da şu vurguyu yapmaktadır: “Dede gibi toplumun inancını kazanmış bir olguyu da bir anlamda toptan yok etmek mümkün olmamış, o da bir anda varlığını Hakikatçı toplum içinde (cemsiz, hakkullahsız, musahipsiz, ocaksız…) olarak bu toplumun önderlerinin seçkin kişiliğinde varlığını sürdürmüştür. Ancak, bu önderler hiç bir zaman dedenin yerini almaya, kendilerinde doğaüstü güçler olduğunu ileri sürmeye kalkışmamışlardır.” (Age, s. 104)­

Yazar, Hakikatçıların tutumunu şöyle belirliyor: “Onların eylemi; dine, inanca, Alevi yaşam ve inanç biçimine değil; yetkinliği olmayan, çıkarcı, içi boş dedelerin halkı istismarına, sömürüsüne, bir anlamda halkı aldatışlarına karşı duruştur… Bu düşünce zaman içinde olgunlaşmış ve bir tür aydınlanma devrimine dönüşmüştür” (s. 110)

Bu aydınlanma ekseninde Alevi toplumunda yapılan yenilikler şöyle sıralanır:

– Giyim- kuşam ve temizliğe önem verilir.

– Evliliklerde başlık parası kesin olarak alınmaz.

– Her türlü israfa karşıdırlar.

– Şatafatlı davullu- zurnalı düğünler yapılmaz.

– Sosyal dayanışma yoğundur. (s. 114)

Burada anlatılanları kendi payıma köyümde çocukluk yıllarından itibaren doğrudan yaşadım. Hakikatçılığın, köyümüzdeki en büyük öncüsü dedem Haydar Bayrak’tı…

1930’lu 40’lı yıllarda köye birgün Çiğilli Hasan Dede gelir. Daha önce babası Abbas Dede gelmekteymiş. Hasan Dede, beraberinde “hakullah” olarak aldığı 12 küçükbaş hayvanla gelmiş. Dedem, önce Dede’ye sormuş: “Piro, dedenin malı tâlibin, tâlibin malı dedenin değil midir?” diye sormuş. Dede, olumlu cevap verince, Dedem bu hayvanların tümünü kestirerek köylülere dağıtmış!.. Tabii, dedede renk kaçmış ama itiraz edememiş. Kendisine, aynı miktarda “hediye” verilmişse de, dede, bir daha köye gelememiş…

İlkokula başladığım 1950’li yıllarda oğlu Abbas Dede’nin bir kez evimizde misafir olduğunu ancak dedelik yapmadan gittiğini hatırlıyorum.

Hemen belirtelim ki, bu gelişme, toplumda bir boşluk yaratmamıştı. Tersine, yoğun bir sosyal dayanışma sözkonusuydu. Öz dedemden kalma bağımız ve arı – evimiz ortak kullanımda olduğu gibi, babamın dedesinden kalma bir de fırın vardı. Diğer dedem Haydar Bayrak’ın evi, adeta bir düşkünler, kimsesizler yurdu idi. Şimdi köyde mezarı bulunan K’uri Pine isimli Pazarcık- Bozlarlı âmâ bir yaşlı, dedemlerde yıllarca kalmış ve orada Hakka yürümüştü.

Unu olmayana un, katığı olmayana katık sağlamak bir gelenek haline gelmişti. İmece usulü çalışma da başlıca geleneklerden biriydi. Başlık parasının köyümüzde kaldırılmasını son derece olumluyor; ancak, düğünlerde davul – zurna çalınmamasına bir anlam veremiyordum. Kendi payıma, bunun salt masrafla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Aleviliğin temel müzik enstrümanının saz ya da keman olduğunu düşünen Hakikatçılar’ın, bir biçimde diğer çalgıların bunlara alternatif olmasını istemediklerini düşünüyorum. Gençlik yıllarında, sağlam müzik kulağıyla düğünlerde sürekli halay- başı çeken dayımın, yıllarboyu bundan uzak kaldığını hatırlıyorum. Ancak babasının 1976’da Hakka yürümesinden sonra, 1988’de isteğim üzerine oğlunun düğününde yeniden halayın başını çektiğini bugün gibi hatırlıyorum (Youtube’da bu videoyu görmek mümkün MB).

Yazar Mehmet Kömür de, yörenin Hakikatçı şair ve müzik icracılarından Erdem Baba’nın özel defterinden giderek, ”Hakikat Meclisinden Deyişler” kitabında üsttekilerle paralel olarak Hakikatçı düşüncenin kimi özelliklerini şöyle özetler:

1- Hakikatçı düşünce dedelik kurumunun babadan oğula geçmesi kuralına karşı çıkar.

2- Hakikatçı düşünce teberru, çıraklık, hakullah adı altında taliplerden alınan bağışlara karşı çıkar.

3- Hakikatçı düşünce “İcazetnâme” adı altında Saray’ca verilen yetki belgelerine karşı çıkar.

4- Hakikatçılar başlık parasına şiddetle karşı çıkarlar ve bunu kadına hakaret olarak değerlendirirler.

5- Hakikatçılar gösterişten uzak durmaya özen gösterirler.

6- Hakikatçılar, dede- talip evliliklerine getirilen yasaklamaya karşı çıkarlar.

7- Hakikatçılar, toplumsal dayanışmanın ve örgütlenmenin gereği olarak gördükleri müsahiplikle ilgili bölge ve kişi sınırlamasına karşı çıkarlar.

8- Hakikatçılarda sazlı- sözlü meclisler “ben” değil. “biz” merkezlidir.

Sözlerimizi, Melulî’nin yukarıdan beri söylediklerimizin şiirsel özeti niteliğindeki bir deyişiyle noktalayalım:

Ne hacıyız ne hocayız

Ne falcı ne muskacıyız

Bizler Gürûn-u Naci’yiz

Mehşer günü pervamız yok

Kâmil sözü Kuran’ımız

Hikmet söyler irfanımız

Hakikattır erkânımız

Yalan yanlış foyamız yok

Yasak bize buğz u haset

Gönlümüz bir ilelebet

Aramıza fitne fesat

Sokan şeytan havamız yok

Övünmeyiz aslımızla

Sevişiriz dostumuzla

Uğraşırız nefsimizle

Kimse ile davamız yok

Meluli’yim sözümüz bir

Dostumuzla özümüz bir

Yer içeriz nazımız bir

Sen ben diye kavgamız yok…