Bir 8 Mart kadın grevi daha geride kalırken

Kadın grevi, bu yıl ki 8 Mart’ta da dünya kadın hareketinin gündemindeydi. Grevin çıktığı coğrafya olan Güney Amerika’da Meksika, Şili ve Arjantin’de kadınlar, 8 Mart bu yıl pazar gününe denk geldiği için 8-9 Mart’ta greve çıkma kararı almıştı. Üç ülkede de sokaklara çıkan kadınların sayısı milyonları buldu. Günde 10 kadının erkekler tarafından katledildiği Meksika’da grevin öne çıkan talebi, “kadın cinayetlerinin durdurulması” oldu.

Şili’de 8 Mart’taki görkemli mitingin ardından 9 Mart’ta da çalışan kadınlar, işleri durdurarak, işyeri kıyafetleri ile “eşitlik” için sokakları doldurdu. Arjantin’deki kadın grevinde ise iki talep öne çıktı. Birincisi; ücretsiz ve güvenli kürtaj hakkının sağlanması. İkincisini ise kadınlar, “IMF’nin borçlarını ödemeyeceğiz” olarak formüle etti. Avrupa’da da birçok ülkede iki günlük grev kararı alınmıştı. Belçika’daki grev için, Sosyalist Parti’ye bağlı sendika konfederasyonu FGTB de üyelerine çağrı yaptı. Grevin sloganı; “kadın durursa, dünya durur.” olarak belirlenmişti. Republique Meydanı’nda çok büyük bir katılımın olduğu Fransa’daki grevin çağrısı “15:40” sloganı ile yapıldı. Çünkü, kadınların erkeklerden yüzde 26 daha az ücret aldığı ülkede, kadınların, saat 15:40’dan sonraki çalışmasının karşılığı ödenmiyor. Diğer Avrupa kentlerinde de eylemlere kadınların katılımı hayli yüksek oldu.

Türkiye ve Kürdistan’da bu yıl da kadın hareketi, yek vücut olarak kadın grevini örgütleme kararı alamadı. Kadın grevi konusunda ısrarlı olan Sosyalist Kadın Meclisleri’ydi. 4 yıldır dünya kadın hareketinin gündeminde büyük bir ağırlık oluşturan, daha da önemlisi pratiklik kazanan kadın grevinde Türkiye ve Kürdistan kadın hareketinin neden kararsız kaldığı sorusu önemli. Çünkü bu sorunun yanıtı, kadın hareketinin durumuna dair önemli şeyler söylüyor. Kadın özgürlük mücadelesi, AKP faşizmine teslim olmayan bir çizgiden ilerledi. Ancak çözemediği iki mesele var. Birincisi Saray faşizmine karşı birleşik bir antifaşist direniş cephesini oluşturamadı. İkincisi; 25 Kasım ve 8 Mart gibi tarihsel günlerin ya da Özgecan isyanı gibi spesifik anların dışında kadın kitle hareketini süreklileştiremedi. Kadın hareketinin çözemediği bu sorunlar, onun kararlar alarak ilerlemesini de engelliyor.

Kadın grevine ilişkin konuştuğum SKM MYK üyesi Ebru Yiğit’in verdiği bilgiye göre, sosyalist kadınlar, grev kararının alınması için bulundukları her ortak platformda tartışmalar yaptılar. Ancak ortak bir irade çıkmayınca da, grev fikrinden vazgeçmediler. Kadının cins bilinci elde ederek başlı başına bir maddi kuvvet haline gelişinin en ileri düzeyinin yaşandığı bir dönemdeyiz. Toplumsal mücadeleler bakımından yüzyılın en görünür gelişmesi, kadın ayaklanmaları. Böylesi bir dönemde kadın emeğinin evde ve toplumsal üretimdeki sömürülme biçiminin bütünsel kavranması bakımından kadın grevi önemli bir mücadele aracı haline geliyor.

SKM’liler, örgütlü oldukları tüm kentlerde çalışmalar yürüttüler. 8 Mart’ın pazar günü olması dolayısıyla daha çok, “görünmeyen emeğin” sahibi kadınlara ulaşmaya çalıştılar. Sarı toz bezlerini grevin sembolü olarak kullandılar, mahallelerde ev ziyaretleri, pazar konuşmaları, bildiri dağıtımları ve atölye çalışmaları ile kadınları grevi davet ettiler.

SKM; grevin taleplerini ise şöyle formüle etti: 8 Mart resmi tatil ilan edilsin, eşit işe eşit ücret, 8 Mart’ta kadınlara ulaşım ücretsiz olsun, kadına yönelik şiddete, tacize ve tecavüze karşı yasal yaptırımlar uygulansın.

Ne tür sonuçlara ulaştılar? Bu çalışma sırasında ev emekçisi kadınların en temel gündeminin erkek şiddeti olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Kuzey Kürdistan bakımından da bu böyle. Kadınlar, erkek şiddeti ile devlet arasındaki bağlantıyı çok net görüyorlar. SKM MYK Üyesi Çiçek Otlu’nun belirttiği gibi, “Ancak hala birçok kadın ev sırrı diyerek, uğradığı şiddeti söylemekten kaçınıyor.” Çiçek’in dikkat çektiği diğer nokta da çok önemli. “Ev içindeki kadın emeği sömürüsü konusunda farkındalık hala az. Malum, evdeki bu hizmet, cinsiyetçi roller kapsamında kadınların doğal görevi olarak tanımlanmış.”

Kadının ev içindeki görünmeyen emeğinin nasıl tanımlanacağı, bu emek ile ilgili ne talep edileceği çok önemli. Neden mi? Çünkü, erkek iktidarlar tarafından “doğallaştırılan bu görev” kapitalizmi çözecek bir dinamik taşıyor. Ev, cinsel çelişkinin odağında ve kadınların ev içinde harcadığı emeği, ne salt sermayenin ihtiyaçları ne de yalnızca toplumsal cinsiyet bağlamında tartışabiliriz. Erkek egemenliğiyle sermayenin ittifak noktalarını ve iç içe geçiş bağlamlarını iyi çözümlemek zorundayız. Bu iki olgu birbiriyle kaynaşmış durumda. Cinsel köleliğin maddi zemini de evdeki “bu üretim ilişkisi”nde gizli.

Dolayısıyla da kadınların evde gerçekleştirdiği grev, “salt koca”ya karşı yapılan bir eylemden öte bir içerik taşımaya başlıyor. Çünkü her şeyden önce evdeki koca, evdeki patron. Kadının durdurduğu iş, bir yandan evdeki patron ancak fabrikada işçi olan işgücünün, yeni bir toplumsal üretim sürecine hazırlanmasını durdurmak anlamına geliyor, diğer yandan da Ebru’nun belirttiği gibi, “kutsal alandaki grev”, cinsiyetçi rolleri parçalayan bir içerik taşıyor.

Çiçek’in verdiği bilgiye göre; 61 ilde, çok sayıda kadın, “grevdeyiz” yazılı toz bezlerini, balkonuna, mutfağına, masasına astı. Ancak henüz yolun başındalar. Çünkü, evdeki grev henüz, daha çok bireysel eylemler olarak kaldı. Fakat, bir kadın grevinin nasıl örgütlenebileceğine dair bir deneyim oldu.

Kürdistan coğrafyasına dair, ESP MYK üyesi Beycan Taşkıran değerlendirmeleri de önemli. Beycan’a göre, erkek şiddeti hayli yaygın ve kadınlar ev içinde yaşadıkları erkek şiddeti ve cinsiyetçi iş bölümünü daha çok dile getiriyor. İktidarın özel savaş politikası nedeniyle Kürdistan’da kadın kurumları kapatıldı. Bunun kadınlar bakımından sonuçları ağır oldu. Çünkü, örgütsüz ve çözümsüz bırakıldılar. Beycan’ın grev çalışması ile ilgili gözlemi şu: “Grev çalışmasına büyük bir ilgi oldu. Kimse ‘Ne gerek var?’ demedi. ‘Nasıl uygulayabiliriz?’ diye sordu. Bu grevi birleşik örgütleme imkanı olsaydı özellikle Kürdistan’da çok büyük bir kitle hareketinin gelişme olanağı vardı.”

Çıkan sonuç önemli. Gelecek yılın 8 Mart’ını daha şimdiden bu sonuçlar üzerinden tartışmak önem kazanıyor.