‘Bir genç kadını’ kurtarmak: Dersimli şövalyeler…

        Ava NEŞE KALP

Burada asıl yazma amacım söz konusu videonun öznesi olan sanatçıyı yeniden yargılamak değil. Yaptığını kabul etmiyorum, doğru bulmuyorum, tepkimi hala savunuyorum. Dolayısıyla burada onu bir özne ya da nesne olarak kullanmıyorum, buradaki özne/nesne kısmı ona tepki gösterenleri linççi olarak tanımlayanlardır…

Videoyu izledim ve tabir yerindeyse beynimden vurulmuşa döndüm. Buna karşı tepkide ısrarla sarf edilen “sonuna kadar izlemediniz!” kısmına benim cevabım, evet sonuna kadara izlemedim. Daha doğrusu izleyemedim. Üyesi olduğum bu acılı topluluğun yaşadığı ve her gün yeniden ve yeniden içinde geçmekte olduğum(uz) vahşet dünyasında, üstüne bir de mizah konusu edilen o zulmün, yaram(ız)a bir zımpara kağıdı gibi dokunduğu sözleri sonuna kadar dinleyecek gücü kendimde bulamadım. Kusura bakmayın…

Offensive comedy’in yapıldığı ülkelerdeki yasal mevzuatın ve sert uygulamanın olmadığı Türkiye’de, daha da önemlisi devlet destekli sistematik bir kışkırtma ve taciz etme yetkisine sahip büyük bir güruhun egemen kılındığı bir yerde, bu mizahın nasıl bir biçime dönüşeceğinden bihaber muhakeme yoksunluğu da ayrıca dehşete düşürüyor

Tolga Sağ, Barış Yarkadaş vb. kişiler de tepki gösteriyor diyerek, insanların otomatikman tepkiden vazgeçmesini talep eden vasat bir klişe ise hakikaten çekilmiyor.

Daha da acısı yargı yolunu işaret edenleri, sistemin mahkemelerini kullanarak “işbirlikçi” konumuna düşüren ucuz yollu inşanın öznesi arkadaşlar, evlenirken, boşanırken, mülk edinirken, eğitim alırken, gazete çıkarırken, kendilerine unvanlar alırken aynı sistemi kullanmaya devam ettiklerini unutuyorlar.

Alevilerin, hukuk sisteminden haklarının korunmasını talep etmeyi “sistemle uzlaşma” olarak paketlemek son derece ucuz bir yaklaşım. Bu yargının, Alevi düşmanlarını yargılamadığını hepimiz biliyoruz ama yine de Alevilerin maaşlarını ödedikleri kesimden hukuki haklarını korumayı talep etme ısrarı sürmelidir. Bazı kişilerin düşkünlük kurumunu önerdikleri de görülmektedir. Bunu öneren arkadaşlar belli ki kendi inançlarının kurumsal işleyişinden haberdar değiller.

Yapılması gereken, tepki gösterenlere zorlama bir dille saldırmak olmamalı. Ayrıca herkes sizin gibi bunu yapan insanı tanımıyor, amacını bilmiyor. İlle de sakinleştirmek istiyorsanız sadece kullanılan cinsiyetçi dile sert bir tepki göstermek, ama aynı zamanda da bu durumun öznesi olanı da eleştiren ve herkesi daha sakin olamaya çağıran bir davet olmalıdır. Üstte çıkarak tepki gösterenleri linççi olarak ilan eden bu dilin kendisinin son derece linççi olduğunu hatırlatayım.

Verilen tepkilerin ne yazık ki önemli bir bölümünün cinsiyetçi bir tonda olduğunu ve elbette buna sert bir tepki verilmesi gerektiğini belirteyim. Ancak ne yazık ki buna itiraz edenler de nicelik olarak başka bir cinsiyetçi söylemi inşa ettiler derhal. Mesela “korumaya” çalıştıklarını iddia ettikleri ve ısrarla kullandıkları “genç bir kadın” kavramı…

“Genç” kavramının alt okuması tecrübesiz, hayata dair henüz yeterli deneyim edinmemiş, dolayısıyla biraz hoşgörü talebi içerir. Buna da itiraz etmiyorum. Peki bu kadın ekini nasıl okuyacağız? Neden ısrarla genç bir KADIN linç ediliyor, söylemi?

Alt okuması, kadındır pek aklı ermez, duygusaldır, yani kendi davranışının yarattığı bir sonucun sorumluluğunu alamayacak kadar zayıf -yoksa narin mi?- ve dolayısıyla hoşgörüye ve acımaya muhtaç olduğunu iddia edecek bir söyleme kadar uzanır.

Oysa bu arkadaşların yapması gereken, yetişkin bir kadın olarak öznesi olduğu bir davranışın sonuçlarını herhangi bir birey -erkek/kadın- gibi karşılayabilecek yetkinlikte, yetişkinlikte ve zekada olduğunu kabul etmeleri ve buna uygun bir dil kullanmaları idi.

Eşitlikçi davranmak, kadınları korumaya muhtaç olarak etiketlemek ve buradan kendine koruyucu bir ambalaj devşirmek değildir. Tam tersine onları birer birey/özne olarak kabul etmektir. Yetişkin bir kadınının fiilini öteleyip, “zavallı genç bir kadın” konumuna indirgeyerek koruma altına alma davranışı ile cepheleşme, erkek egemen bir reflekstir. Ve bu cepheleşmenin özellikle de çoğunluğu Alevi ve özellikle Dersimlilerin olduğu bir sahada seyrettiğini görmek de son derece ilginç.

Bu nedenle bugüne kadar pek dokunulmayan Dersimli erkeklerin cinsiyetçiliğine uzanmak şart. Dersimli kurumlara bakalım mesela. Dersim’de kadın ve erkekler arasındaki yüksek öğrenim oranı yüzde 90’ların üstünde. Üstelik kadınlar eğitim ve üretim alanında daha üstün bir performans göstermişken, politikken, Dersimli kurumlarda kadınların oranı ne kadardır mesela? Neden bu kurumlardan kadınlar hızla uzaklaşmaktadırlar? Neden görünmüyorlar?

Bu kurumlarda kariyerlerini cilalayan erkekler arasında neden tek tük kadınlar ancak yer bulabilmekte ve bunu ne koşullarda sağlamaktadırlar? Mesela erkekler yazar, şair, gazeteci, müzisyen, araştırmacı etiketi ile oradan oraya coşarken, sürekli ortalıkta isim parlatırken, bütün bu eğitimli kadınlar nerede?

Mesela Dersim kurumlarında arkadan insan, özellikle kadınları değersizleştiren söylem ve tepkiler nasıl ve kim tarafından örgütlenmektedir?

Dersimli kurumlarda arkadan konuşma alışkanlığı nedeniyle, ne kadar insan oralardan koptu ve ne kadarı sosyal hayatta değersizleştirildi, emeklerine el konuldu? Bu erkek networkünün Dersimli kadınların üretiminden hiç bahsetmeden kendi yazılarına, kitaplarına monte ettikleri fikirleri gönül rahatlığıyla nasıl kullanıldığına dair bir tartışma yapılıyor mu mesela?

Benim Pınar Fidan için teşekkür edeceğim kısım burası. Onun vesilesiyle bu özenle gizlenen entelektüel cilalı erkek egemen işgale bir söz söyleme olanağı bulmuş oldum.