Bir tık sonrası savaş

Tayyip Erdoğan, milli seferberlik buyurdu. Nereden çıktı bu sorusuna cevap için yorum yapmaya çalışmayın, Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu(SSHK)’na bakın yeter. Bu kanunun 3. maddesine göre; "… Seferberlik: Devletin tüm güç ve kaynaklarının, başta askeri güç olmak üzere, savaşın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hazırlanması, toplanması, tertiplenmesi ve kullanılmasına ilişkin bütün faaliyetlerin uygulandığı; hak ve hürriyetlerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandırıldığı haldir…" Genel ya da bölgesel olarak uygulanabilir. Aynı kanun; seferberlik ilanının savaşa hazırlık anlamında barış halinde de uygulanabileceğini ve de bu dönemde Bakanlar Kurulu kararı ile sıkıyönetim ilan edilebileceğini de söylüyor. 

AKP iktidarı; içerde halkı daha da baskı altına almak, muhalefeti yok etmek ve dışarıyı da savaşla tehdit ederek makus talihini değiştirmek istiyor, bu açık. Ve belli ki; elinde başka imkan kalmadı ve son kozunu yani savaşı sürüyor masaya. 

Tayyip Erdoğan seferberlik karar alabilir mi? Hayır. Ne Anayasanın 104. maddesi ne de SSHK tek başına böyle bir yetkisi olmadığını söylüyor. Tayyip de biliyor bunu. Ama yine de yapıyor bu açıklamayı çünkü MGK ve Bakanlar Kuruluna istediğini yaptıracağından emin. Yaptığı açıklamanın içerideki ve dışarıdaki muhtemel etkilerini ve bu açıklama ile verdiği mesajın nerelere ulaşacağını da biliyor.

Tayyip başkanlığındaki iktidar, Rusya ve İran ile iki gün evvel imzaladığı Suriye ortak bildirisini de, Suriye ve özellikle Halep’teki yenilgisini de hazmedecek olgunlukta değil. Ve bu güne kadar yaptıkları amacına ulaşmasına yetmeyince, işi yurtta cihanda savaşa kadar götürebileceğini ilan etmiş oldu. Mümkün mü? Evet. 

SSHK 14. maddesine göre TBMM kolaylıkla devre dışı bırakılarak Cumhurbaşkanı tarafından savaş ilan edilebilir. Ancak adı üzerinde savaş ilanı. Öyle kameralar karşısında efelenmeye benzemez. "Millete" faturası ağır. Bu yüzden, böyle bir kararın kaçınılmaz olduğu algısının yaratılması ve o milletin desteğini alması gerekiyor. Zor mu? Kesinlikle değil. Tüm devlet kurumları, medya, halkta yaratılmış kamplaşma ve düşmanlık duyguları yanlarında ve işlerini kolaylaştırıyor çünkü. 

 "Güvenliğimizi sadece güvenlik güçlerine bırakamayız" diyerek güçlendirdiği milli seferberlik çağrısı cevapsız kalmadı nitekim. Televizyonlardan, gazetelerden, radyolardan yan komşumuzu hatta arkadaşlarımızı terörist diye ihbar etmenin, yargı yerine geçip hüküm vermenin, hatta cezalandırmanın milli seferberlik ruhunun gereklerinden olduğunun altı kalın kalın çizildi. Arkasından döküldü o millet sokaklara; gelsin linç saldırıları, gelsin HDP ve muhalif parti binalarını yakıp yıkmalar, gelsin toplu gözaltılar, gözaltında işkenceler, gelsin bombalı saldırılar. Ve gelsin Rus Büyükelçiye suikast hem de devletin polisi yapsın bunu. 

İktidar provokatif politikaları ve tutumuyla içeriyi de dışarıyı da gerdikçe gerdi. Artık Türkiye’de kaos, devletin içinden çürüdüğü ve sorunlarla baş edebilecek yeteneğinin kalmadığı aşikar. AKP zayıflığını boşuna aşikar etmiyor elbete. Devletin bekası tehlikede algısını yaratıyor. İstiklal savaşı ve Sevr anlaşmasına gönderme yapması ve şehitlik methiyeleri de bundan. Nihayetinde milletin kafasına işlenmiş bir şablon var "ya istiklal ya ölüm". Dış düşman unutulmayacak elbet; Suriye, Kürtler ve şimdi bir de Rusya dış düşman olarak her an sınırlarımıza müdahale eder mi eder. Eh bu da seferberlik ve savaş için yeter de artar. Nitekim SSHK Madde 10 – "Savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten ve dıştan tehlikeye düşüren davranışların ortaya çıkması hallerinde… genel veya kısmi seferberlik ilanına karar verir…" diyor. 

Yasaları takan bir yerde durmuyor AKP bu malum ama seferberlik ilan ettim derken Anayasanın 104. maddesi diye bir adres gösterme ihtiyacı duyduğuna göre, bu kere papuç pahalı. Gerçi savaşa da SSHK’da yasal kılıf hazır zaten. Sadece biraz daha gayrete ihtiyaç var. Bir kaç yabancı diplomat, önemli yerdeki bir kaç yerli siyasetçi ve iktidar temsilcisi daha, bir Rus uçağı ya da Suriye’den bir roket de olursa, bir kaç cezaevinde katliam girişimi ya da önemli birilerinin şüpheli ölümü ve linç saldırılarında bir tık yukarı… Ha gayret!