Bırak İsrail’i, Kürtlere yaptıklarına bak!..

Ahmet KAHRAMAN

Bizim kuşağın çocukluk ve ilk gençlik yıllarında, dünya çok büyük, bilgi kıt, dolayısıyla pahalıydı. Ona sahip olanlar ise Türk devletinin yasaklarına esirdi.

Rahmetli Çetin Altan’ın deyimiyle, ortalık “Türke Türk propagandası” meydanıydı. Doğruyu bilen az, konuşup yazmak da yasak diye, devlet adına “at atabildiğince palavra sıkma yarışı” vardı. En büyük yalancı, bugünkü gibi “en büyük vatanseverlik”ti. Kürt Ziya Gökalp, yaranma yarışında birinci gelmek için, oturup yalanlar dolambacında ‘Türkçülüğün Esasları’nı yazıyordu.

Ne de olsa devir, ırkçılığı parlatma dönemiydi. Havaya savrulan toz ile duman arasında, kaşifi Ziya Gökalp olan Türkler özgürlük şahinleriydi. Mehmet Akif’in parlatmasıyla onlar “hür” yaşamışlardı. Gelecekte de hür yaşamak için, hayali “yedi zalim düvelle cenge” girmişlerdi. Bunun adı, ulusal kurtuluş savaşıydı. Emin Oktay’a ısmarlanıp okullarda tarih dersi olarak okutulan kitapta yazıldığına göre Türkler, ulusal kurtuluş savaşlarıyla, yer yüzünün esir düşmüş, sömürgeleşmiş bütün halklarına örnek ve öncülük etmişti.

Oysa, örnek ve öncülük de hayalet dolaştırmaydı. Ama zulümkarlık gerçekti. Çünkü, “kurtuluş savaşı”ndan sonra, Ermeniler ölü halk, Rumlar, Süryaniler yoktu. Yok ediciler yeni düzenin efendileriydi. Kürdistan’ın külleri tütüyor, havada ölüm kokusu akıyordu.

Öte yandan, öylesine bir özgürlükler ortamıydı ki Türk olduklarını söyleyen yazarlar, gazeteciler, entelektüel ve sanatçılar da, ölümle zindan duvarları arasında sıkıştırılmış esirdi.

Gelgelelim, Türk rejimi, ders kitaplarında hala, masum ve mazlumların özgürlük ışığı, kurtulmak isteyenlerinde palavradan öncüsüydü.

 Gelinen günde, zemin aynı ama, yalanın, palavralar dolambacının şekli farklı. Faşizmin ruhuna uygun ırkçılıkla dinbazlık, yeri ve zamana göre değişken ölçülerle kullanılıyor.

Mesela, “insaniyetçi” geçinmek için İsrail’i “kum torbası” niyetine dövmeye çıktıklarında, Kürtlere yapılmış ve yapılmakta olan zulümleri, unutmaya yatırıp ırkçılıkla savaş numaralarına yatıyorlar.

En son, İsrail’in, kanunla Yahudi devleti olma kararından sonra bunu yaptılar. İsrail ırkçı, biz insaniyetçiyiz deme çıkışıyla öne çıktılar.

Türk devleti, “ulus devlet” olarak kurulmuştu. Halkı da sonra, toparlanmış, Müslüman olduğunu herkesi Türk diye kayda geçirerek nüfusu denkleştirmişti. Ama Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay, yaptığı açıklamada, İsrail’in “Yahudi Ulus devlet” kararını tanımadıklarını açıklıyordu. Çünkü, Türkler için hak ama, başkası için, insani değerlere ayrıydı, ulus devleti…

Recep Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın, daha  hiddet ve şiddetle insaniydi. Ona göre, ulus devlet ile İsrail ırkçılığa savruluyor, Filistin halkının varlığı da hiç derekesine iniyordu.

Kürtlerin ekmeğini yiyerek büyüdüğü söylenen Erzurumlu Kalın, devam ediyordu:

“Yahudi ulus devleti kanununu en sert biçimde kınıyoruz. Uluslararası toplumu bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz.”

Oysa, Kürtlerin yaşadığı yasakların hiç biri, dayatılmıyordu, Filistinlilere. Arapça konuşma ve okullarda eğitim diliydi. İsrail, Filistinlilerin rengi diye, trafik işaretlerini iptal etmiyor, ırkçı bir kepazelikle kaşkol, tülbent, kıtan, kazak da tutuklamıyordu.

Türk Dışişleri Bakanlığı buna rağmen, oldukça hiddetliydi. Yeni düzenleme ile iki milyon Filistinli’nin hak ile özgürlüklerinden yoksun kaldığı söyleniyordu.

Yani, Türk devleti safi insan kesilmişti. Kürt şehirlerini insan başına yıkan, bebek, kadın, çocukları katleden onlar değilmiş gibi başlatıp sürdürdükleri tartışmayı, kişilikleri ağır yaralı, hak ile özgürlükleri gasp edilmiş Kürtler de takip ediyordu.

Türk devleti, gösteri dünyasında özgürlükçü, ama tarih sahnesine çıktıkları günden beri, Kürt dili, tarihi ve kültürünün yasak çemberinde olduğu da evrenice ayandı. Kürtçe konuşanlar, dün dövülüyor, para cezasına çarptırılıyorlardı. Günümüzün dinbaz Faşizmi ortamında konuşan, müzik mırıldanan ya da dinleyenler, linç edilerek öldürülüyordu.

Faşizmin, ünlü ırkçı narası olan “tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak” yankılanıyordu. Seçilmiş Kürtler, sadakat yemininden geçiriliyorlardı.

1991 yılında, ilk seçildiğinde parlamento kürsüsünde, “Kürt ve Türk halklarının kardeşliği için, bu yemin metnini okuyorum” diyen ve karşılığında 10 yıl hapis yatan Leyla Zana, ikinci seçilişinde Türk milleti yerine “Türkiye milleti” dediği için parlamentodan atılıyordu. Irkçılığa korucu ve korumacı olmayan politikacılarla doludur, Türk zindanları.

İsrail’e ırkçı diyerek kendilerini ak-pak göstermeye çıkanların, hangi insanlık suçunu sayayım? Kürdistan virane, Kürdistan’ın bütün parçaları ırkçı saldırı altındadır. Koyunlar, keçiler, buzağılar bir düşmandır. O düşmanlar da açlıkla terbiye edilmeye, sahipleri teslim alınmaya çalışılıyor.

 Türk devleti ise Filistinilerin dili zorunlu değil, diye İsraili ırkçılıkla suçluyor. Kürtler ise dili yasak. Kürtçe, mahkemelerde “bilinmeyen bir dil”dir. Parlamentoda ise “x”tir.