Birlik direnişin, işbirlikçilik teslimiyetin eseridir

Türk devletinin işgal ettiği alanlardan kendi isteğiyle geri çekilmeyeceği artık çok belli… Hatta öyle ki zorda kalsa bile çekilmeyecek, işgal ettiği alanlardaki varlığını son ana kadar koruyacak. Geri çekilmeleri ancak Osmanlı’nın akıbetine uğrayınca mümkün olacak.

Osmanlı’yı hatırlayalım. Yedi düvele hükmetmekle övünürlerdi. Nihayetinde arkalarında binlerce ölüm bırakarak 1918’e geldiler. Ardından elde kalanı kurtarma hesabını yapanlar, başta Kürtler olmak üzere tamamı Müslüman birçok halkı da yanlarına alarak bugünkü bakiyeyi ellerinde tutabildiler.

Osmanlı’dan arta kalan bakiye, içinde Türk kelimesi geçmeden açılan Büyük Millet Meclisi’nde Kürdistanlıyı, Lazistanlıyı olduğu gibi kabul edip genç devletin kuruluşunu ilan etti. Bu yıllarda iki kutupluluğa giden dünyanın olanaklarını da iyi kullandılar. Devletin tescili olan Lozan Antlaşması, bu dönemin ürünüdür.

İstediğini alan Büyük Millet Meclisi, adına ilk olarak Türkiye’yi ekledi. Bununla eş zamanlı 1924 Anayasası ile Türkçülüğün manifestosu yazıldı. Kürtlerin itirazı 1938 Dersim katliamına kadar sürdü. Kürtler yenildi. Bu fırsatı kullanan Türk devleti Kürtleri Türkleştirerek kendi hanesine katmak istedi ancak başaramadı.

Şimdi de benzer bir durum yaşandığına şüphe yok.

Gelinen durumda elbet sadece iki kutuplu dünyadan söz edemeyiz. Geçmişin klasik sosyalist ve kapitalist sistemleri de yok. Tümüyle kapitalist üretim ilişkilerini esas alan, en barbar yöntemlerle halkı köleliğe mahkum eden çok kutuplu dünya var. Ekonomik gücüyle olmasa da insan gücü ve coğrafik konumuyla, Türk devleti de bu çok kutuplu dünyanın bir parçası. Rusya, ABD, Avrupa, Arap Dünyası, Uzak Asya gibi bir çırpıda sıralayabileceğimiz blokların her biri Erdoğan’ın başını çektiği Türk devletini kendi yanında tutma çabasında ve bu da Türk devletini yönetenlerin giderek daha pervasızlaşmasını, daha fazla saldırganlaşmasını beraberinde getiriyor.

Elbet Kürtler de, 1920’li yılların Kürt’ü değil. 1938 yenilgisinin ardından 1970’li yıllarda yeniden toparlanan Kürtler, 1984’te başlayan son isyanın etkisiyle 7 Haziran 2015’te bir kez daha ülkenin yönetimine ortak olduklarını ve bu taleplerinden vazgeçmeyeceklerini gösterdiler. Bölgesel konjonktür de buna uygundu. Güney Kürdistan ve Rojava’da ortaya çıkan idari özgürlük, Kürtlerin iktidarda olduğu yerel yönetimler marifetiyle Kuzey Kürdistan’a da sirayet ediyordu…

Hal böyle olunca yaşanan son savaş daha şiddetli oldu. Meseleyi dışa taşımasa ayakta kalamayacağını gören Türk devleti, ırkçılıkla beraber savaşı da büyüttü, uluslararası çelişkileri lehine çevirerek Rojava’dan Güney Kürdistan’a geniş bir alanı işgal etti.

Bu işgale son vermek kolay değil. İşgale son vermek için öncelikle işgalcilerle işbirlikçiliğin son bulması gerekir ki bu, çıkar ilişkilerinin bu kadar iç içe girdiği bir dönemde çok da amin diyebileceğimiz bir durum değil. Ayrıca birlik de önemli. Ancak işbirlikçilik, Rojava’da da önemli bir merhale kaydedilmesine rağmen iç birliğin önünde önemli bir engel olarak durmaya devam ediyor. Bir diğer önemli etken ise uluslararası dinamiklerin rolüdür. Bu rol ise son zamanlarda daha net görünüyor ki sadece çıkar üzerinden şekilleniyor.

Geriye halkın örgütlenmesi, tüm dünyayı zorlayacak, ayağa kaldıracak, işgalci barbarlığa karşı direnenlere desteği artıracak siyaset üretmek kalıyor.

Bu zor değil. Güney Kürdistan’ın Şeladizê kasabasında işgalcilerin askeri karargahını yerle bir eden direniş, dimdik ayakta ve işbirlikçiliği reddediyor. Tüm zorbalığa rağmen yenilmediğini ilan eden bir direniş hattı da Kuzey Kürdistan’dadır. Hakeza Rojava, direnişin nasıl olacağını tüm dünyaya göstermiş bir efsane olarak karşımızda duruyor. Doğu Kürdistan’ın idamlarla teslim alınamayan direnişi de gözler önündedir. Eğer 2015’ten bu yana en ağır biçimiyle yaşatılan zorbalık yaşamda karşılık bulmamış, halk teslim alınamamış ise bunun nedeni Şeladizê’den Kobanê’ye, Serhad’dan Mahabad’a uzanan bu direngen ruhtur.

Olması gereken bu ruhu yöneten/yönetecek olan siyasetin hızlı ve kararlı biçimde adım atmasıdır. Önce birlik, ardından direnişi büyütecek şahlanış, son olarak ise tüm dünyaya Kürtlerin haklılığını anlatacak çizgi…

Bunu yapmayan, yapmaya yanaşmayan yaşanacak her olumsuzluğun sorumlusudur.