Birlikte mücadele ve sokağın dili

AKP/MHP iktidarının kuru vaadler dışında halka verebileceği hiç bir şey kalmadı. İktidarın din ve milliyetçilikle soslanmış propaganda ve demagojileri insanların içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle yoksul yığınlar üzerinde öncesine göre her geçen gün daha az etkili oluyor.

Devlet Bahçeli’nin sürekli siyasal partiler yasasını konu etmesi sadece; Deva ve Gelecek Partisi gibi yeni partileri meclis dışında tutuma veya HDP üzerindeki baskıyı artırma kaygısından kaynaklanmıyor.

Muhakkak yukarda ifade ettiğimiz konular da Bahçeli açısından önemli; fakat bunların hepsinden daha önemlisi Bahçeli’nin partisinin oy kaybını bir türlü durduramıyor olmasıdır. Bunca propoganda olanaklarına ve devletin bütün kurumları ellerinde olmasına rağmen MHP ve AKP’nin oylarındaki erime bir türlü durdurulamıyor.

Topluma yeni hiç bir şey veremiyeceğinin farkında olan iktidar çareyi toplumun geri kalanına saldırmakta buluyor. Kürtler ve HDP ise bu saldırlardan en fazla nasibini alan çevredir. Fakat maalesef uzun süre bu ülkede insanlar Kürtlere yapılan haksız saldırıları sadece seyretmekle yetindiler.

Oysa Kürtlerin sürdürdüğü hak mücadelesinin bu ülkede verilen demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ne kadar önemli olduğu kerelerce açığa çıkmıştı. HDP’nin demokratik haklar için gerçekleştirdiği Ankara yürüyüşünün yaratığı etki toplumun geri kalanına bir kez daha cesaret verdi, bütün toplum kesimlerinde bir heyecan uyandırdı.

Halbuki HDP’nin yürüyüşüne diğer toplum kesimleri sadece sözlü destek verme yerine fiilen katılsalardı Türkiye’de demokrasi mücadelesinin seyri değişirdi. İşler sadece seçimden seçime kimi zaman ortak adayı destekleme boyutunu çok aşar, sokağı da içeren güçlü bir demokrasi bloğunu ortaya çıkarırdı.

AKP/MHP faşizmi karşısında güçlü bir birleşik mücadele günümüzde her zamankinden daha fazla zorunlu hale gelmiştir. Başta Kürtler ve HDP olmak üzere; gazetecilere, barolara, siyasi partilere ve meslek örgütlerine yapılan saldırılar birbirlerinden bağımsız gelişmeler olarak görülemez.

Her geçen gün siyaseten eriyen iktidar kendi dışında kalan bütün toplum kesimlerine saldırmakta, onları susturmaya çalışmaktadır. Çoğu zaman düzen medyası Kürtler ve HDP’yi öne çıkarmasına rağmen, aslında rejim bütün toplum kesimlerinin hak ve özgürlüklerine saldırmaktadır.

HDP’den sonra baroların da sakağa çıkması toplumda epeydir, biriken öfkeyi açığa çıkarmış, görünür kılmıştır. İktidarın kayyumlarla halkın iradesini yok saydığı, meslek örgütlerini sulandırarak ortadan kaldırmak istediği bir dönemde sokakları doldurmak ve birlikte mücadele AKP/MHP rejiminin aşılmasına muazzam katkı sunacaktır.

Karşımızda uzun bir süredir toplumsal rıza almakta zorlanan bir iktidar var. Bu saaten sonra baskı ve şiddet de rejimi kurtaramaz. Bu güne kadar rejim taraftarı olmuş çevrelerde bile hoşnutsuzluk artmakta her geçen gün bu rejime olan inançlarını yitirmektedirler.

Rejim uzun bir süre; korkutarak, sindirerek, kimi zaman rüşvet vererek muhalefeti bölmeyi başardı. Özellikle ısrarla HDP ve Kürtleri diğerlerinden ayırmaya çalıştı. Üzülerek yazıyorum; rejimin bu siyaseti günümüze kadar nispeten bir karşılık da buldu.

Fakat bundan sonra bir yol bulamaz ve birlikte mücadele edemezsek; rejim her defasında kendini yeniden örgütleyecek ve daha şiddetli saldıracaktır. Hepimizin artık ezbere bildiği, tekrar etmekten sıkıldığımız, hatta Türkiye’de de kerelerce tecrübe ettiğimiz “Nazi Almanya’sında Papazın sırasını beklemesi” benzeri bir süreci yeniden yaşamamızın bir izahı olamaz.

Günümüz koşullarında Kürtlerin ve HDP’nin bir demokrasi dinamiği olarak onca baskıya rağmen dimdik ayakta durmaları bütün bölge için büyük bir şanstır. Bunu bir fırsata dönüştürmek ve birleşik bir mücadeleyi örgütlemenin yollarını bulmaya çalışmalıyız.

Birlikte mücadele sadece taktik durum olarak algılanmamalıdır. Birlikte mücadele ederek sadece AKP/MHP rejimininden kurtulmayız, aynı zamanda bu coğrafyanın uzun vadeli barışını da inşaa ederiz…