Bu bir iç savaştır, ama…

Lafı eğip bükmenin anlamı yok; bu yaşananlar, öldü, kirli tarihin utanç çöplüğünde çürüdü sandığımız barbarlığın hortlaması, Kürtlerin, "Türk" şehirlerinden sürülmesini amaçlayan, IŞİD ruh mayalı ırkçı temizlik (arındırma) hareketi, güne uyarlanmış iç savaştır.

Bir yanları talan, öteki yanı tahribat olan bu savaş, parti devleti AKP ve ruh kardeşi olan MHP tarafından yürütülmektedir.

Kürtler, onları kendi ülkelerinden kovduğu takdirde, uğrayacakları zararın faturasını düşünmeden…

Kimi yazarlar, barbarların IŞİD sloganlı hücumunu, Hitler rejiminin, 9 Kasım akşamını 10 Kasım 1938’e bağlayan gece başlattığı "Kristal Gece"ye benzetiyorlardı. 

Sözü edilen "Kristal gece", Bir Alman diplomatın Paris’te, bir Yahudi tarafından öldürülmesi üzerine, Hitler’in propaganda Bakanı Göbbels, ünlü bir hırsız olan "çakma Türk"ün, Türk ordusunun ölülerini de alamadan çekildiği Dağlıca çatışmasından sonra "misliyle cevap verilecektir" yemini gibi, "Alman ırkının intikamı alınacaktır" bağırmasıyla, Yahudi Soykırımının başlangıcı olan büyük taarruz başlamıştı.

Saldırılarda, sokaklar cam kırıklarıyla dolduğu için "Kristal Gece” adını alan olaylarda, Almanya çapında, 91 Yahudi öldürülmüş, yüzlercesi yaralanmış, 7 bin 500 işyeri yağmalanmış, mabetler, mezarlıklar tahrip edilmişti.

Olaylar boyunca, tıpkı Kürtlerin yaşadıkları gibi, polisin barbarlara yardımcı, itfaiye ise kayıptı. Cinayet işlemeye, hırsızlık yapmaya çıkmış Türk Naziler, IŞİD Müslümanı olarak, onların sloganlarını bağıra bağıra saldırıyor, Recep Tayyip nefret ettiği partinin genel merkezini, ulaşabildikleri bütün binalarını, Kürt ev ve işyerlerini talandan sonra ateşe veriyor Kürtçe konuşurken yakaladıkları Batmanlı Sedat’ı da katlediyorlardı. 

Bu yönüyle olayların Kristal geceyle benzerliği vardı. Ancak, kabul etmek gerekiyor ki, bunların tarihi, utançla yaşamayı iftihar sayanlar için, sayısız ilhamla doluydu.

Hitler, kendi esin kaynağını da iftiharla açıklaması bir yana Savaşı bahane eden katillerin, hırsızlar, soyguncu ve talancılar güruhun hücum amacı, Kürtleri bulundukları yerlerden söküp atmak, malları, mülklerine el koymaktır.

Dedeleri ve babaları da aynı yoldan giderek Ermenileri, Rum ve Yahudileri kırmış, kıramadıklarını sürmüş, zenginliklerine el koymuş, 1978 yılında, aynı metotla Alevi Kürtleri Çorum’un, Malatya ve Maraş’ın zengin topraklarından atmış, kendileri yerleşmişlerdi.

Kürtler barbarların ilk saldırılarında direnmediler. Oysa, hayatlarını ellerinden almaya gelenlere karşı koymak insani haklarıydı.

Ayrıca, Kürtlerin kendilerini savunmaktan başka seçenekleri de yoktur. Hiç bir zaman hukukla tanışmayan bu coğrafya, günümüzde, yeni baştan 1800’ler Amerikasındaki "Vahşi Batı" kasabasını ele geçiren "kanunsuzlar çetesi" düzenini anlatan "Hollywood" filmlerini andırmaktadır.

Kürtlere, "fiili direnişi bırak, düzde siyasete gel" diyorlardı. Kürtler dediklerini yapıp siyaset masasında ref oldular. Fakat, bunu da beğenmediler. Benimle birlikte, hep beraber diyerek onları da, insani değerlere düşman olmayı dayattılar. Buna yanaşmayan seçilmişleri azlederek hapishanelere doldurdular.

Çeteler, hayatın efendisiydi. Türk şehirlerinde, Kürtlerin sokak ve mahalleleri, tek tek evleri, iş yerleri, oy verdikleri partinin binaları hırsızlar, soyguncu ve talancıların saldırısından sonra yangın veriliyor, enkaza dönüşüyordu

Kürt şehirleri muhasara altında. Cizre, bir haftadan beri yasak şehirdi. Şehir üstü açık hapishane, Türk devleti çete, çeteciler keskin nişancı gardiyandı. Gardiyanlar, yükseklerde mevzilenmiş, kapıdan, pencereden başını gösteren çocukları, kapı aralığından bakan kadınları vuruyordu. 

1970’lerden kalma MHP-AKP kardeşliği, bir kere daha ırkçı sloganları sokakların egemeni çeteydi. Çete, şehirleri arası yolları tutmuş, durdurttuğu otobüslerde, cezalandırılacak Kürtlerin tesbiti için, kimlik kontrolü yapıyordu.

Varsa bir bağ, Kürtlerle bir bağlantıları kaldıysa eğer, onu da koparmayı amaçlayan bir iç savaştır, bu…

İki ruh kardeşi, ırkçılıkta birinci gelip, nimetlere koşu yarışını kazanmak için yarışıyor. Yani en fazla oyu alıp, iktidar sürmek için, Türk şehirlerindeki Kürtleri silip süpürme yarışında…

İyi ama, böyle giderse Kürtler karşılık vermeyecekler mi sanıyorlar? O zaman Kürdistan’da, partilerinin tek bir tabelası kalır mı sanıyorlar?

Türk şehirlerine yerleşmiş Kürtleri söküp atmak, malları, mülklerine el koymak, kazanç mı acaba? Kazançsa eğer, Kürtlere karşı yürütülen topyekün ırkçı terör, onları kendi ülkelerinin değerlerine el koymaya götürmeyecek mi sanıyorlar?

Düşünsene vandal adam, şebek, şebelek bile olamamış yaratık, Kürtler, sandığın kadar güçsüz, çaresiz değildir. Sen sen ol, Türk şehirlerine yerleşmiş Kürtler üzerine hırsızlık ve talan seferlerine çıkmadan önce bir düşün istersen…

Tabii beynin varsa düşün ki onlar kendi petrol kuyularına, kömür havzaları, su gibi enerji kaynakları, maden ocaklarına el koyup seni kovar, İran üzerinden Asya içlerine, Kürdistan’dan Arabistan çölleri, Körfez havzasına, Afrika’ya açılan ticaret kapılarını tutup, yolunu keserse, kim kazançlı, kim zararlı çıkacak, acaba?

Hadi kendini zorla, zahmete girip düşün şimdi…