Bütün iş Saray Darbesini boşa düşürebilmekte

Tek adam diktatörlüğü yolunda en kritik adımların ardı ardına atıldığı günlerde, AKP Saray iktidarı neoliberal dönüşüm yasalarının çıkarılmasında eşzamanlı ve eşgüdümlü hareket ediyor.

Davutoğlu sadece Cizre katliamının sorumlusu olan Başbakan olarak tarihe geçmeyecek; aynı zamanda iktidardan düşürüldüğü son saatlerde bile kölelik yasasını Meclis’e getiren ve kanunlaştıran Başbakan olarak da tarihe adı yazılacak.

Fiilen Türkiye’nin tek hakimi haline gelen, her konuda tek karar verici konumundaki Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kölelik yasasını jet hızıyla imzaladı. Resmi Gazetede 20 Mayıs 2016’da yayınlanarak yürürlüğe giren ‘İş Kanunu İle Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un işçiye en ufak saygı duyulmadan hazırlandığı, her maddesinden adeta fışkırıyor. Esnek, güvencesiz haklardan yoksun, sağlık güvencesinden yoksun, insan onuruna yakışır bir yaşlılık göremeyeceğiniz, çalışan yoksul olmaktan kurtulamayacağınız, büyük oranda sosyal izolasyona, ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalacağınız bir hayata yasalar eliyle mahkum ediliyorsunuz. Beyaz yaka olsanız dahi hem daha ucuz işçi oluyorsunuz hem de statü kaybı yaşıyorsunuz. Örgütlenmenin de bir o kadar zor olduğu dolayısıyla ucuz, pazarlık gücü olmayan büyük ve çeşitliliğe sahip bir emek havuzu sermayenin hizmetine sunuldu. 

Yasa maddelerinin birkaçından bahsetmek istiyorum. Mesela; ‘Geçici iş ilişkisinde işveren, özel istihdam bürosu olmaktadır‘ maddesi işçiye karşı sadece Özel İstihdam Büroları’nın sorumlu olduğunu söylüyor. Taşeron sisteminde bile asıl işveren ve taşeron, işçiye karşı birlikte sorumlu iken, burada yasa taşeronu mumla aratacak kadar işçi aleyhine düzenlenmiş. İşçinin aslında çalışacağı yer olan iş yerindeki patronuna hiçbir bir sorumluluk verilmemesi sadece kiralık işçi bürosuna topun atılması işçinin mevcut haklarının gaspıdır. Tam olarak işçinin aleyhine, sermayeyi koruyan bir düzenleme olmuş. 

Yine yasa, iki işveren arasında yazılı sözleşme yapılması yükümlülüğünü getiriyor. Burada da kiralık işçinin esamesi okunmuyor. Oysa yapılan sözleşmede hizmetin bedeli, işin niteliği, özel hükümler vb. ticaretin konusu olarak sözleşmeye yazılıyor. Köleliğin 21. yy’deki versiyonu ancak bu şekilde olabilir. 

Yasaya çağrı üzerine çalışmanın yanı sıra uzaktan çalışma da eklenmiş. Ve uzaktan çalışanlara bir de iş güvenliği maddesi konmuş. Bu hiç yoktan iyidir. Fakat aynı sorundan muzdarip bırakılan ev işçileri bu kısma eklenmemiş. Ya da ev hizmetlerinde çalışanlar için de buradaki gibi bir iş güvenliği maddesi formüle edilmemiş. Uzaktan çalışmada iş güvenliği maddesi; "İşveren, uzaktan çalışma ilişkisiyle iş verdiği çalışanın yaptığı işin niteliğini dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hususunda çalışanı bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür“ diyor.

Demek ki uzaktan çalışan işçi beyaz yakalı bir mimar ise ve evden çalışıyorsa, bu madde ev için de geçerli oluyor. ‘O zaman neden ev işçileri bu haktan mahrum?’ Bu da yasanın bir çelişkisi olsa gerek.

Bütünü işçi düşmanı olan yasanın diğer bir maddesinde, iş yerinde olabilecek bir zarardan dolayı kiralık işçi, kendisini kiralayan patrona karşı sorumlu tutuluyor. Aklıma ev işçisi mücadele arkadaşım Yıldız Ay geliyor. Yıldız Ay, İmece Ev İşçileri Sendikası kurucularındandır. Bir keresinde üç katlı villaya temizliğe gittiğinde başına gelen sonu kötü bitmeyen bir iş kazasını anlatmıştı. Villayı elektrik süpürgesi ile bir baştan bir başa süpürüyor. Halı ile kaplı merdiven kısmına sıra geldiğinde ayağı döşemeye takılıyor ve merdivenlerden aşağıya kadar çok kötü bir şekilde yuvarlanıyor. Yerde yatarken kendisine bir bakıyor ki sıkı sıkı süpürgeye sarılmış, süpürge onun kucağında. Başına gelen hikayeyi anlatırken şöyle demişti; ‘Kırılsaydı maaşımla alamazdım o süpürgeyi herhalde, ondan öyle sıkı sarılmıştım’. 

Şimdi Cizre katliamının sorumlusu ve kölelik yasasının mimarı Davutoğlu’nun koltuğuna Binali Yıldırım oturtuluyor. Onun da hemen önüne konacak torba yasalar hazırda bekletiliyor. Binali Yıldırım daha koltuğuna oturmadan kıdem tazminatı ve Bireysel Emeklilik Sistemi hakkındaki yasalar pişiriliyor. Bu konuda Soylu açıklamayı yaptı bile. Kıdem tazminatına sendikaların karşı çıktığını biliyoruz. Fakat onlar Kölelik yasasına da karşıydılar. Birleşerek ve örgütlü bir mücadele vermedikten sonra, şalterlere asılmadıktan sonra, sokağa çıkmadıktan sonra maalesef durduramıyoruz. 

KESK; iş güvencesine sahip çıkmak, baskı, sürgün ve soruşturmalar, laik eğitim ve laik yaşam için 28-29 Mayıs’ta 81 ilde 9 bölgede miting ve buluşmalar düzenliyor. Umarız bu çabayı bütün sendikalar gösterir. Ayrıca HDP’de "Darbeye Karşı Demokratik Direniş“ mitingleri başlatıyor. TBMM Boşanma Komisyonu’nun kadınların kazanılmış haklarını gasp etmeye hazırlanmasına karşı da kadınlar ayakta. Zonguldak’ta madende direniş yapan açlık grevine yatan işçilerden, tek tek pek çok işçi direnişine yaygın bir mücadele var. Bu saatten sonra yasaları değiştirmek, hak gasplarını önlemek, hak kazanmak, ardı ardına gelen ağır saldırıları durdurabilmek darbe koşullarında mümkün görünmüyor. Bütün iş Saray darbesini boşa düşürmekte, bunun için emek mücadelesinde, demokrasi mücadelesinde, var olan bütün direnç noktalarını birleştirebilmekte.