Büyük komplo ve Zînî Wertê hamlesi- YILMAZ BARAN

Tekrardan revize edilen Uluslararası Büyük Komplo adım adım gerçekleştirilmek isteniyor. Bunun önemli bir boyutu, Güney-Kürdistan Federal Hükümetinin Zînî Wertê’ye askeri güç yığmasıdır. Neden diye sorulursa? Birincisi; Özgür Kürt’ün yaşamaması, Demokratik-Modernite’nin hayat bulmamasıdır. İkincisi ise; Demokratik Ulusal Kongrenin gerçekleşmemesi, Kürtlerin kendi içinde Demokratik Birlik yerine çatışmalı hale getirilmesidir. Peki bu istemler, Kürt’ün kanı, kime ve neye hizmet edecektir? Kürdistanî halkları sömürgeleştiren bu uğursuz proje üzerinden kendi çıkarlarını yürüten, uluslararası güç odaklarının yararına olacaktır. Halbuki son dönemlerde hız kazanan Demokratik Ulusal Kongre çalışmaları her kesim tarafından gönülden desteklenmektedir. Partiler, örgütler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar, sanatçılar, önemli şahsiyetler, özellikle de kadınlar ve gençler bu faaliyetlerin başını çekmektedir. Bütün bu etkinlikler halk nezdinde umutların gerçekleşmesi şeklinde ele alınan tarihsel bir çalışma ve en değerli bir yapılanma olarak görülmektedir. Ayrıca kuşatma altına alınmak istenilen PKK ve Gerillalarını sahiplenen Başûr halkı ve tüm Kürtler, sömürgeci TC-devletini reddetmekte ve ona karşı bir duruş ve tavır içinde bulunmaktadır. Sömürgeci TC-devleti ise soykırımcılığı bile geride bırakan, Kürt’ün kökünü kazıma yaklaşımı ve pratiği kendisi için; ideolojik ve stratejiktir. AKP-MHP Erdoğan-Bahçeli faşizminin varlık ve yokluk sebebidir.

Başta yerel hükümet olmak üzere, KDP ve kimi YNK yapılarının sömürgeci TC-devletini temsil eden, AKP-Erdoğan faşizmiyle içine girdikleri ortaklık özgür ve demokratik Kürt’ün, Kürdistanî halkların kökünü kazıma hamlesinin ortaklığıdır. Bu birliktelik kabul edilebilir değildir.  Bu uluslararası Büyük Komplonun ne Kürt’e ne Kürtlük adına yaratılan değerlere ne de Kürdistanî olan halklara kazandıracağı hiçbir şey olmadığı gibi, bunların yok edilmesiyle de sıranın işbirlikçilere, onlara alet olanlara geleceği tarihsel pratiklerle sabittir. Daha yolun başındayken geçmişten ders çıkarılmalı, dost ve sömürgeci güçler birbirinden ayrıştırılmalıdır. Başta KDP ve kimi YNK güçleri olmak üzere yerel hükümetin içine girdiği hatta bilmeden sürüklendiği bu yolun nasıl bir felakete sebep olacağını, anlamsız yıkımlara yol açacağını iyi bilmelidir. İçine girilen bu yolun ne özgürlükle ne demokrasiyle ne insan haklarıyla ne de evrensel hukukla bağı vardır. Özellikle Kürtlerin ve Kürdistanî halkların yararına ve çıkarına değildir. Bu yol köhnemiş ve çürümüş AKP-erdoğan faşizminin son taşeronluk çırpınışlarıdır. KDP bu oyuna gelmemeli AKP-Erdoğan faşizmiyle olan ilişkilerini Kürt halkının varlığı ve birlikteliği ekseninde yeniden gözden geçirmelidir.

Kürt halkının özgürlüğü ve Kürdistan’ın varlığı, AKP-Erdoğan faşizmiyle beraberlik içinde, onlarla ortak hareket ederek geliştirilemez. Bu gidişat Kürt halkını ve Kürdistan ülkesini değil özgürlüğe ve birliğe taşıması ancak tufana sürükler. Bu birlikteliğe ve ittifaka son verilmelidir. Halk arasında dile getirilen; “seni tanımıyorum fakat arkadaşını bana söyle senin kim olduğunu söyleyeyim” sözü oldukça anlamlıdır. Bu bize KDP ve onunla birlikte hareket edenlerin hangi yola savrulduğunun en iyi kanıtıdır. AKP-Erdoğan faşizmi Kürt halkının kökünü kazımanın peşindedir. Bu uğursuz ve delice siyasete ortak olmak aynı kefede bulunmaktır. Ve söylevde farklı ifadelerin asıl anlamı, pratikle özdeştir. Hareketlerin ölçüsü siyasi yaklaşımların ifadesidir. Büyük laflar etmenin zamanı çoktan geçmiştir. Şimdi iş yapmanın, birliği sağlamanın, Kürt halkı ve Kürdistan’ın çıkarlarını korumanın vaktidir. Bu da uluslararası projelerin sonlanması ve iflasıdır. Ancak bu satırlar kaleme alınırken, Güney-Kürdistan gençlerinin öncülüğünde bu lanetli gidişata dur demek için geliştirilen uzun ve meşakkatlı yürüyüş, YNK’li asayiş güçlerince engellenmiştir. Oldukça ilginç ve düşündürücüdür. Demek ki kimi Kürtler alet olmaya, üç kuruşluk menfaat için kendi halkının karşısına çıkabilmektedir. Tarih bu insanları ve karar sahiplerini unutmayacak ve karanlık sayfalara kaydedecektir.

Diğer bir ilginçlik ise; Uluslararası güçlerin projeleri kapsamında hareket eden Ortadoğu’nun büyük taşeronu, AKP-Erdoğan faşizminin işgal ve talan seferine, kolkola girerek katılan Yerel Hükümetin askeri güçleri, bu günlerde Libya halkına karşı kurşun sıkmaktadır. Kendine Kürt’üm diyenlerin nasıl paralı asker oldukları, başkalarının neferi olarak konumlandıkları açıktır. Demek ki sömürgeci faşist devletler ve uluslararası güçler, Kürt’ü kendine asker yapmak istemektedirler. Kendini özgürleştiremeyen, demokratik ilkelere sahip olamayan, evrensel hukuku ve insan haklarını görmezden gelenlerin ne hale düştükleri ortadadır. Ancak çok iyi bilinmelidir ki Kürt eski Kürt değildir. Kürdistan, eski Kürdistan olmayacaktır. Her kesin at oynattığı, çıkarı ve menfaati uğruna şekillendirdiği ne Kürdistan gerçekliği vardır ne de Kürt realitesi mevcuttur.

Kürtlerin Demokratik Ulusal Birliği, halklar nezdinde gerçekleşmiştir. Kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla hatta geleceğimiz olan çocuklarla Kürdistanî halklarla ve dostlarla Özgürlükçü, Demokratik Ulusal Birlik hayat bulmuştur. Artık Kürtler kimsenin uşağı olmadığı gibi Kürdistan ülkesi de kimsenin çiftliği değildir. Kendi zamanının ruhunu yakalayamayanlar hem dönemin dışına sürüklenmekten hem de tarihin çöplüğüne yuvarlanmaktan kurtulamayacaklardır. Unutulmaması, hafızalardan silinmemesi gereken budur. Dönem, kendi zamanının ruhunu yakalayabilmektir. Ancak bu ruh yakalandığında kurtuluşun kapısı aralandığı gibi özgürlük ve demokrasi ilkeleri yaşam bulur. Kürtler ve Kürdistanî halklar Önder Apo çizgisinde irade sahibi kılındığından, kendi zamanlarını kendileri belirlerken bunun ruhunu da temsil edecek düzeydedirler. Demokratik-Modernite ise onların yaşam özleri, şekilleri ve olmazlarıdır.