Çeteleri SADAT eğitiyor

Suriye krizinin başında Libya’dan cihatçı transferi yapan Türkiye bu kez Suriye’den Nusra ve DAİŞ üyelerini Libya’ya taşıyor. Yaklaşık iki bin çetenin Libya’ya gönderilmek için SADAT kamplarında eğitildiği belirtiliyor.

YAVUZ ÖZCAN

Suriye’deki iç savaşı desteklediği çete örgütlerle derinleştiren Türkiye şimdi de Libya’da iş başında. Yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için Libya’ya yönelen Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’de kullandığı çetelerini de buraya transfer ediyor.

SADAT’ın kurucusu, Erdoğan’ın gölge Genelkurmay Başkanı ve askeri başdanışmanı Adnan Tanrıverdi’nin “Mehdi gelecek, ortamı ona göre hazırlamalıyız” sözleri, aslında Türkiye’nin askeri güce dayanan yeni Osmanlıcı dış politika çizgisinin ana özeti gibi (Tanrıverdi’nin danışmanlık görevinden dün ilerleyen yaşı nedeniyle istifa ettiği açıklandı). Çoğu kimsenin Ergenekon’dan transfer edildiğini söylediği Tanrıverdi’nin Erdoğan’la arkadaşlığı sanıldığı gibi yeni değil, 1994 yıllarına dayanıyor. “15 Temmuz sonrası TSK’yı istediğimiz gibi dizayn ettik” itirafında bulunan Tanrıverdi, Erdoğan belediye başkanıyken, kendisi 2. Zırhlı Tugay komutanıydı. Türkiye bugün bu akıl sağlıkları sorgulanacak zatların elinde tehlikeli bir yolda direksiyon sallıyor. Erdoğan’ın gayri resmi Genelkurmay Başkanı bu adam çıkıyor ve Mehdi’nin gelişine hazırlandıklarını söylüyor. Bu söyleme göre, Erdoğan da halife olarak görülüyor. Bu Mehdi inancı, Türkiye’yi önce Suriye’ye, şimdi Libya macerasına sürüklüyor. Mehdi söyleminden, Suriye ve Libya’ya asker göndermenin memleketin bekası söyleminden sonra radikal dini inancın bir gereği olduğunu çıkarabiliriz.

Çeteler Libya’ya götürülüyor

Meclis’ten çıkarılan tezkere ile Libya’ya asker gönderme kararı alındı. Gönderilecek askerler ise Suriye’de topladığı ve Rojava’nın bir kaç kentini işgal ettiğinde sahaya sürdüğü çeteler. Tezkere, ayda 1750 ve 2000 dolar maaşla topladığı bu radikal islamcı grupların komuta ve organizasyonunu üstlenmenin yasal kılıfı. Yeni yayılmacı emellerini germekleştirmek için Libya çöllerine doğru yol alan Erdoğan’ın, Enver Paşa hayalini sürdürme çabasında olduğu ve Mustafa Kemal’i yetersiz bulduğu sarfettiği sözlerden de anlaşılıyor. Erdoğan “Libya’da bulunan, 5 bini Sudan’dan, 2 bini Rusya’dan Wagner diye girenlerin orada ne işi var?” diye soruyor. Bu tür soruların gölgesinde Erdoğan’ın başdanışmanı Tanrıverdi’den Türkiye’nin de kendi özel savaş şirketini devreye sokması önerisi geliyor. Dahası Suriyeli radikal islamcılar arasında, “Libya’ya 2 bin dolara savaşçı götürülecek” mesajı dolaşıma sokuluyor.

SADAT kampında eğitiliyorlar

17 Aralık tarihinde TSK’nin Suriye’den sorumlu komutanları ile Suriyeli çete komutanları arasında bir toplantı yapıldığı ve bu toplantıda çetelere Libya’ya gitmeleri için hazır olmaları talimatı verildi. Çete gruplarından Sultan Murat Tugayı ve El-Mutasim Tugayı komutanlarının da bu talimatı olumlu karşıladıkları belirtildi. Yaklaşık iki bin kişilik çetenin Libya’ya gönderilmek için Türkiye’deki Uluslararası Savunmak Danışmanlık İnşaat, Sanayi ve Ticaret AŞ (SADAT) kamplarına eğitime yollandıklarını ismini açıklamak istemeyen güvenilir kaynaklar belirtiyor. Çetelerin 1750 dolardan başlayan maaşlar alacağı ve bu ücretlerin kalış sürelerine bağlı olarak artacağı belirtildi. Bu ücretlerin SADAT tarafından imza karşılığı dağıtılacağı, ölüm ve yaralama hallerinde 30 ile 40 bin dolar arası toplu para verileceği, tedavileri boyunca da giderleri SADAT’ın karşılayacağı belirtiliyor. Kaynaklar, “SADAT her savaşçı başına 4 bin 470 dolar alıyor. Savaşçılara bunun yarısını veriyor. Buda paralı asker sisteminin kendisi. ABD ve Rus özel şirketleri de bu şekilde çalışıyorlar. Ortada milyon dolarlar dönüyor” diyorlar. İşin içinde Katar varsa, bu paraların kaynağını sormaya bile gerek yok sanırım.

Cihatçı seferberliği tersine işliyor

19 Aralık gecesi saat 03.33 de İstanbul’dan Tripoli’ye kalkış yapan AİRCRAFT (A319) Airbus A319-112 Libyan Wings uçağı, 4 yıl önce feshedilen Hazm Hareketi’nden ayrılarak Türk devletine bağlı Sultan Murat ve Süleyman Şah Tugayı’na katılan 128 kişi Trablus’a taşındı. Bu gruplarda yer alanların çoğu Türkmenlerden oluşuyor.

Erdoğan, Türk askerine daha görev yazdırmadan önce Suriye’den Libya’ya cihat seferberliği başlatmıştı. Suriye krizinin başında Libya’dan Türkiye aktarmalı cihatçı transferi bu kez tersine işliyor. Bir süreden beri Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu ve Tobruk’taki Temsilciler Meclisi yetkilileri, Türkiye’nin Suriye’den Nusra ve DAİŞ üyelerini taşıdığını iddia ediyorlardı. Son bir haftadır bu çete grupların kendi sosyal medya hesaplarından Libya sokakalarında silahlı, üniformalı görüntüleri paylaşımları gündeme hızla oturdu. Al Ararabiya TV’nin Beyrut bürosunun bize yolladığı videoların birinde bir cihatçı “Allah-u Ekber, Özgür Suriye Ordusu İslam’ı savunmak için Libya’da” diyor. Arap gazeteciler, Hama şivesiyle konuşan kişilerin görüldüğü ve bu videonun Trablus yakınlarında çekildiğini söylüyor.

Libya’ya artan uçuşlar

Güvenilir kaynaklar şimdiye kadar Libya’ya gönderilenler, Erdoğan’nın Milli Ordu dediği çetelerden oluşturulan gruplar içinde yer alan Feylak el Şam, Sukur el Şam, Mutasım Bölüğü, İkinci Kolordu ve Sultan Murat Tugayı’ndan seçilmiş kişiler olduğunu belirtiyor. 17 Aralıkta TSK’nin çete gruplarının komutanlarıyla yaptığı toplantı sonrası, İstanbul’dan Trablus ve Mısrata’ya artan seferler oldukça dikkat çekici. Flightradar24’ün uçuş izleme haritasından Libyan Wings, Libyan Airlines, Afriqiyah Airways gibi şirketlerin uçuşlarıyla ilgili elde edilen veriler trafikteki artışı gösteriyor. Benzer bir trafik Tunus’un havaalanları ile Trablus ve Mısrata arasında da görülüyor.

Hem yolluyor hem de gizliyor

Al Marsad’ın yayımladığı e-posta yazışmalarına göre Afriqiyah Airways’in Trablus’taki sorumlusu, İstanbul’da uçuşlardan sorumlu yetkiliden 25 Aralık’ta MU1971 nolu uçuşta yer alacak yolcuların sayısı ve listesini istiyor. İstanbul’dan gelen yanıtta “Güvenlik nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı yolcu bilgilerini sizinle paylaşmamızı istemedi” deniliyor. Yine yabancı bir TV muhabirinin ulaştığı yolcu bilgileri nedeniyle gözaltına alınıp bilgiler kendisinden alındıktan sonra ‘biz seni, sende bizi görmedin’ denilerek polis otosuyla sokağa bırakılıyor.

Erdoğan, Rusya’dan Wagner’in özel askerleri nasıl Libya’ya gittiyse Türkiye’nin de benzer adımları atabileceğini söylediğinde ilk akla gelen olasılık “çetelerin Libya’daki vekâlet savaşına taşınmasıydı”. Tabiki şaşırmıyoruz, çünkü Saray’daki siyasi akıl bu konuda hayli pervasız.

DAİŞ’lileri önceden transfer etti

Elbette Suriye’den Libya’ya kurulan çeteci otobanında dahada ilginç detaylar da var. Cihatçılardan önce Libya’ya SADAT, DAİŞ’in Irak ve Suriye’deki özel yapılanmasının, Saddam Hüseyin döneminin Baas Partisi istihbarat subaylarından Hacı Bekir’in kurduğu, Stasi örgüt yapılanmasına benzeyen DAİŞ’in derin yapısından 7 kişiyi, Halep Askeri Meclisi’nin komutanı olan Suriyeli binbaşı Abdulselam Himêdî’nin de Libya’ya transferi sağlanmış. Yine DAİŞ’in askeri konseyi içinde yer alan ve gerçek adı Velid Cesim olan, Saddam ordusunun eski üyelerinden Elvani’nin iki yardımcısını da SADAT tarafından Libya’ya yollandığı belirtiliyor. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden mezun Ebu Müslim Türkmen kod adlı Abdullah Fadıl Hayali, DAİŞ’in öldürülen lideri Ebu Bekir Bağdadi’den sonra en güçlü adamlardan biri. SADAT ve Türk istihbaratıyla ilişkileri hayli iyi olan Hayali’nin çok sayıda militanını Türkiye’de eğitim yaptırdığını ve SADAT’a 300 adam verdiği ve bunlarında transfer edildiğini bir gazeteci iddialı bir şekilde bize aktarıyor. Mersin’den her gün demir alan silah yüklü gemilerin sayısının hesabı yok henüz.

     

30 kabile taraf değiştirdi

Erdoğan’ın yüksek perdeden her gün Libya’ya yönelik hayallerini tekrarlaması ve Serrac’ın başkanlığını yaptığı hükümetin Türkiye ile anlaşma yapması ve asker istemesi sonucu 30 kabile taraf değiştirdi. Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti yanlısı 30 kabile taraf değiştirerek Halife Hafter önderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nu destekleyeceklerini açıkladı. Kabileler Yüksek Kurulu, Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Erdoğan arasında imzalanan anlaşmayı reddettiklerini duyurdu ve Türk müdahalesinin Libya’nın işgali için bir başlangıç olduğunu vurguladı. Taraf değiştiren kabileler arasında ülkenin en büyük kabilesi olan Süleymanoğulları kabilesi de bulunuyor.

Libya siyaseti yalanlarla örülüyor

Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin’in Halife Hafter’e destek veren pozisyonunu değiştirmesini umarak 23 Aralık’ta Moskova’ya bir heyet gönderdi. Moskova’da müzakerelerin nasıl gittiğine dair Türk tarafından ses bu güne kadar çıkmadı. Tek açıklama Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’dan geldi ve “Üçüncü ülkelerin müdahalesi krizin çözümüne katkı sunmaz” dedi.

Rusya, Hafter’in kazanmasını kolaylaştıracak şekilde özel harp şirketi Wagner Grubu’nu devreye sokarken aynı zamanda “Libyalılar arası diyalog” önerisiyle çıkıyor. Putin hem bu role gölge düşürmemek hem de BM ambargosunu delen ülke durumuna düşmemek için Wagner’i sahiplenmiyor. Erdoğan ise Trablus’taki İslamcı cepheyi zafere taşıyacak tüm seçenekleri zorluyor. Öyle görülüyor ki Erdoğan, Berlin konferansına kadar müttefik kazanmak istiyor.

Suriye’de olduğu gibi Libya siyaseti de yalan duvarlarla örülüyor. Erdoğan Libya için “BM’nin tanıdığı hükümet” diye tutturuyor. BM’nin silah ambargosunu delerken de, “Ambargo hükümeti kapsamaz” diyor. Bu söylemin bir karşılığı yok. Türkiye dışında silah desteğini açık eden başka ülke de yok zaten. Erdoğan’nın hamleleri Berlin Konferansı’na kadar olabildiğince sahadaki koşulları İhvan güdümlü hükümetin lehine değiştirme hamlesi olarak görülebilir.

Yine Suriye’nin İdlib şehrinde temel sorun olarak duran cihatçı potansiyelinin bu şekilde biraz eritilmesi Rusya’nın da “İstemez ama yan cebime koy” diyebileceği bir seçenek. Ruslar “Suriye labirentinden çıktığımızda, Libya’ya taşıdıklarınızın icabına da bakabiliriz” diyorlardır büyük olasılıkla.


Türkiye’nin Wagner’i SADAT

Doksanlı yılların Sarkık bıyıkları, üç hilallı yüzükleri, asık suratları, ellerinde keleş veya  M-16 silahlarıyla bir katiller ordusu… Bunlar  90’lı yıllarda sürekli gündemimizde oldu. Resmi olarak “Özel Tim” ya da “Özel Harekatçılar” deniliyordu bunlara. Tam olarak tarif etmek gerekirse: İnsanlıktan çıkmış, adam öldürmek için birbirleriyle yarışan, işkence yapmaktan zevk duyan, köy basan, uyuşturucu ticaretinden, adam kaçırmaya, fidye istemeye kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürüten gelmiş geçmiş hükümetlerin can damarlarıydılar. Aradan 30 yıl geçti. Bu özel ordu da değişime uğradı.

Eskiden orduya bağlı iken, yeni versiyonunun bir bölümü devlet başkanı, bir bölümüde özel şirket SADAT bünyesinde faaliyetlerini yürütüyor. Eskiden sivil, Ülkü Ocakları, Polis ve komando askerler içinden seçilirken, artık yelpaze genişletildi bunlara Osmanlı Ocakları ve yabancı uyruklular da eklendi. Bu yeni oluşum artık yalnız Türkiye sınırları içinde değil Güney Kürdistan, Rojava, Kıbrıs, Katar ve Libya gibi sahalara sürülmüş durumda.

Sevk ve idare eden SADAT

Kürdistan’da sokağa çıkma yasağının uygulandığı ilçe ve mahallelerde, “Allah CC her şeye yeter”, “Türkün gücünü göreceksiniz”, “Ne Mutlu Türküm Diyene” ve “Kanımız aksa da Zafer İslam’ındır” gibi, “Esedullah Timi” imzalı duvarlara yazılan yazılar, Alevi evlerinin işaretlenmesi, HDP binalarına saldırılar, il binalarına ‘annelerin’ taşınması faaliyetler son dönemlerde çokça dikkat çeken olaylardan. İlk bakışta kendini bilmez bir takım gazını alamayanları akla getiriyorsa da, bunları sevk ve idare eden ismini sıkça andığımız SADAT.

İnfazları gerçekleştiriyor

Silvan, Bismil, Şırnak, Cizre, Amed ve diğer tüm Kürt il ve ilçelerinde gerçekleştirilen infazlar bu özel birlik tarafından yapılıyor. Bunlar Ankara Gölbaşı, Tokat, Konya, Amed, Batman ve Mardin’de konumlandırılıyor ve buradan Kurdistan’ın dört bir yanına gönderiliyorlar. Eskiden kullanılan beyaz TOROS’ların yerine artık 4×4 Ford Ranger marka plakasız araçlarla dolaşıyorlar. Genelde sokağa çıkma yasağı uygulanan ilçe ve mahalelerde yerel polis mahalle başlarında kurulan barikatlarda tutuluyor ve bir kaç polis ve özel harekatçı yalnızca bunlara sokakları göstermek için kirpi araçlarla birlikte yanlarına veriliyor. Küçük operasyon ekipleri olarak hareket ediyorlar ve direk Ankaraya bağlılar. Operasyon yaptıkları il ve ilçelerin vali, kaymakam ve emniyet müdürlerinin bunlara talimat vermesi ve müdahale etme yetkileri bulunmuyor. Yaptıkları hiç bir şeyden sorumlu değiller. Bu nedenle de fotoğraflarını ve görüntülerini çekip yayınlamakta bir sorun görmüyorlar.

Bu kısa bilgilerden sonra şimdi asıl meseleye girelim.

 SADAT’ın eğittiği Osmanlı Ocakları

1970 yılların Ülkü Ocaklarının misyonunu Osmanlı Ocakları almış. AKP ideolojik nüfusu bu ocaklarla sağlamayı hedeflerken, buradaki gençleri tıpkı Ülkü Ocakları militanları gibi SADAT tarafından açılan eğitim kamplarında vurucu bir güç örgütlemesine gitti. 1980 Ülkü Ocakları davası iddianamesinde ileri gelen bir Ülkü Ocakları yöneticisi durumu şu sözlerle özetliyor: “Türkiye’nin her tarafında, yaz aylarında eğitim kampları açmaya başladık. Vatansever, imanlı ve milli şuur sahibi gençler yetiştirmek gayesiyle kurulan bu eğitim kamplarına malum basın Komando Kampları adını yakıştırdı. Bu kamplar öyle hızlı yayıldı ki, bizim kontrol etmemiz bile imkânsızlaştı. Bu eğitici kamplar vasıtasıyla Türkiye’de Millî Şuur, Milli ahlâk bilhassa gençlik arasında hızla yayılıyordu.

Kontrgerilla merkezi: SADAT

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel bir şirket olarak kurdurduğu SADAT, Suriye’de çatışan El Nusra ve DAİŞ’in Türk kadroları, Çeçen çeteleri ve Türkistan İslam Partisi elemanlarını eğitiyor ve silahlandırıyor.

SADAT görünüşte yasal bir şirket. Gerçekte ise bir kontrgerilla merkezi. Polis ‘Rambo’lar Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde ilk olarak Ilgaz Dağı’nda açılan iki kampla eğitimlere başlatıldı. Ilgaz Dağı’nın coğrafik konumu ve gözden uzak olması vede Özel Harp Polislerinin en büyük kamplarından birinin burada olması nedeniyle bu timlerin eğitimi için uygun olduğu yapılan çalışmalar sonucu MİT tarafından önerilmiş. Bu eğitimlere zaman zaman, AKP’ye destek veren suç örgütü liderleri de giderek motivasyon konuşmaları yapıyor.

Tıpkı Ülkücü kamplarını ziyaret eden ve parasal destek sağlayan mafyanın önde gelen isimleriyle Abuzer Uğurlu, “Oflu” İsmail, Osman İmamoğlu, Bekir Çelenk, Murat Bayraktar vb gibi. Bu mafya babaları MHP’ye hatırı sayılır para yardımında bulunuyor, silah ve cephane tedarik ediyor, yurtdışına çıkışlarını örgütlüyor, boşta kalan ülkücüleri besliyorlardı. Tıpkı şimdi AKP’nin yaptığı gibi.

Bu eğitim kamplarına daha sonra ve çiftlikler de dahil ediliyor ve sağa sola tehditler savuran köşe yazarları da zaman zaman ziyaret ederek motivasyon konuşmaları yapıyor. Bu eğitimlere alınan gençler, Türkiye genelindeki değişik illerden özenle seçiliyor. Osmanlı Ocakları’na kayıtlı kişilerden oluşuyor. Yine kamplarda eğitim gören bazı gençlerin ise AKP Gençlik Kolları üyelerinden seçilmesi dikkat çekiyor.

7 bin 200 yasadışı askeri eğitim!

Hem Suriye’de hemde ülke içinde Ocak gençliğini ve yabancı eylemcileri eğitmek ve silahlandırmak üzere kurulan SADAT adlı merkez, 28 Şubat sürecinde ordudan atılan veya çıkarılan AKP çizgisindeki emekli askerler tarafından kuruldu. İlk olarak ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği) adlı bir derneğin çatısı altında faaliyet yürütmekte. Her ikisinin de başında AKP ideolojisine uygun dini bütün bir emekli Tuğgeneral var.

İslamcı Kontrgerilla olarak adlandırılan SADAT’in verdiği eğitim hizmetlerinin tümü, hem Türk yasalarına göre, hem de uluslararası hukukta ağır suç kapsamına giriyor.

Ulaştığımız bilgilere göre, SADAT “para aktarma, silah tedariki ve sevki ile askeri eğitim” alanında faaliyet yürütüyor. SADAT’ın çeşitli yerlerde açtığı 8 eğitim kampında bugüne kadar yaklaşık 7 bin 200 kişi gayri nizami savaş eğitimini tamamlamış. Bilindiği gibi askeri literatürde gayri nizami savaş, düzenli ordular dışında yürütülen, yasalara bağlı olmayan, gerilla tipi, sokak savaşı gibi yürütülür.  Mevcut kamplarda 700-800 kişilik 4 gruba birden eğitim veriliyor. Hedeflerinin, bu sayıyı 12500’ün üzerine taşımak olduğu belirtiliyor.

İslam coğrafyası seçildi

SADAT’ın kuruluşu 28 Şubat 2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandı. Yönetim Kurulu Başkanı emekli Özel Harpçı Adnan Tanrıverdi. AKP’nin paramiliter gücü olarak faaliyetlerini sürdürdüğü ve 15 Temmuz akşamı askerle çatışan silahlı sivillerin SADAT elemanları oldukları, sivillere yargı muafiyeti getiren KHK’nin SADAT için çıkarıldığı, Suriye’deki çete grupları eğittiği ve 30’un üzerinde elemanının orada çatıştığı artık sır değil. SADAT’ın faaliyet alanları, İslam coğrafyası faaliyet alanı olarak seçilmiş. Buna Balkanlar’daki Arnavutluk ve Bosna ile Güneydoğu Asya’daki Endonezya gibi Müslüman ülkeler eklenmiş.