Christian Drosten: Farklı bir yaşama hazır olun

Almanya’da yayılan Korona salgınında hükümete danışmanlık yapan Berlin Charite Viroloji Enstitüsü Başkanı Virolog Christian Drosten, sokağa çıkma yasakları, kriz sürecinin nasıl atlatılacağı ve ülkede değişecek yaşam biçimine ilişkin ZEIT gazetesinden Florian Schumann’ın sorularını yanıtladı.

Bir hafta önce imkansız görünen, bugün realite: Korona salgını Almanya’daki yaşamı kökten değiştiriyor. Federal Almanya tarihinde ilk kez dünya çapında bir seyahat uyarısı yapıldı.

Halk evde kalmalı. Sinemalar, barlar, dükkanlar, anaokulları ve bütün okullar kapatıldı. Ne kadar süreceği belirsiz zor bir zamanın başlangıcı. Böylesi belirsiz bir dönemde, tutunacak gerçeklere ve bizi bilgilendirecek bilim insanlarına ihtiyacımız var. Her gün NDR’de onbinlerin dinlediği bir Podcast ile salgını anlatan Christian Drosten, ZEIT gazetesine konuştu.

Hayatımız değişiyor. Endişeleniyor musunuz?

Aslında ben de diğerleri gibi durumu kısmen bastırıyorum. Umarım ailemin ve benim başıma gelmez. Yine birileri gerçekleri saklıyor.

Ülkenin insanları sizin ağzınızdan çıkan bir söze bakıyor; sözünüzün bir ağırlığı var. Taşıdığınız bu rol için ne hissediyorsunuz?

Kendimi bir anda bu durumun içinde buldum ve bu biraz fazla gelmeye başladı. Basının talepleri, siyasi tavsiyeler… Ben siyasetçi değilim, bilim insanıyım. Bildiklerimi aktarmayı seviyorum. Herkesin durum hakkında fikir sahibi olabilmesi için bilimsel bilgileri bilgim dahilinde şeffaf bir şekilde aktarmam gerekiyor. Bilgim dışında olanlarda ise susarım. Sınırlarımı bilirim ve bunu her zaman böyle yapmışımdır.

Ülke sınırlamalara geçti; okullar haftalarca kapalı kalacak. Sizce politikacılar şu durumda doğru kararlar veriyor mu?

Son günlerde verilen kararların çok azı kanıta dayılıydı; çoğu siyasi ve haklı kararlardı. Bazı kararlar komşu ülkelerdeki katı önlemlerle ortaya çıkmıştır. Her neyse… Bence tüm eyaletlerde yeni başlangıçlar; değişiklikler yapıldı ve okullar kapatıldı, eylem ve etkinlikler tüm ülkede yasaklandı.

Duyumlarımıza göre okulların kapatılmasında katkınız çok. Sizce bu doğru ve zamanında verilmiş bir karar mıydı?

Bilmiyorum. Zamanlamanın doğru olup olmadığı ileride netleşecektir. Çok kez diğer bilim dalından da bilim insanlarının fikirlerinin dinlenmesi gerektiği konusunda uyardım. Ve böylesi kararların, benim gibi epidemiyolojik alanda eğitim görmüş bir viroloğun yetkinlik alanı dışında olduğunu belirttim. Benim işim gerçeği belirtmek değil; gerçeğin boyutlarını açıklamak. Yeri geldiğinde belirsizliğe de izin vermek. Bazen bilmediğini belirtip, işi siyasete bırakmak gerekir. Bunun üzerine verilen kararların siyasi olduğu bildirildiği sürece, doğrudur.

Alınan önlemler işe yarayacak mı?

Umarım alınan önlemler, bulaştırıcı dinamikleri büyük ölçüde değiştirir. Paskalya dönemine kadar netleşir. Katlanarak artan virüsün daha az bulaşıp bulaşmadığını belki o zaman daha iyi kesinleştirebiliriz. Ancak ölüm sayısında net bir değerlendirme yapamayız. Paskalya dönemine kadar hayatını kaybedenler, bugünlerde virüs bulaşmış kişilerdir ve etkisi günler sonra ortaya çıkıyor. Bazı şeyler artık kabullenildi. Alışması zor da olsa, çocukların okula gitmeden de bakımının sağlanması ve grup halinde görüşülmemesi gerektiği anlaşılıyor.

Tam anlaşılmamış olacak ki Almanya’da sokağa çıkma yasağı tartışılıyor. Herkesi korumak için sosyal temasın azalması hedefleniyor.

Önlemler daha yeni yeni alınıyor. Sanırım bugünlerde herkes artık durumun ciddiyetinin farkına varacaktır. Tabii ki her toplumda olduğu gibi anlamayan, değiştirilemeyen insanlar olacaktır. Çin’de mesela bu yok- Çin’de insanlar “düzelttiriliyor”. Bana göre buna gerek duymamak gerekir. Bu yüzden bu toplumda yaşadığım için mutluyum.

Yani Korona partisi yapıldığı için sokağa çıkma yasağının getirilmesine karşı mısınız?

Ben kimim ki bunu söyleyeyim? Bir virolog olarak sadece kendi alanıma dair bir şeyler söyleyebilirim. Bu benim alanım değil. Bu konuda bir şey söylersem bilim insanı olarak değil, şahsi fikirlerimi söylemiş olurum. Bir seçmenin vekili de değilim. Kapatılan restoranlar, okullar, yasaklanan eylem ve etkinliklerle bir şeylerin geliştiğine inanıyorum. Önemli olan, insanların temasını en aza indirgemektir.

Almanya’nın bu salgın ile mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya çok erken teşhis koydu. Komşu ülkelere kıyasla 2-3 hafta öndeyiz. Bunu başardık, çünkü çok fazla teşhis yapıyoruz, çok test ediyoruz. Belki ilk aşamadaki vakaları kaçırdık ancak bu zaten kaçınılmazdır. Ama bunun büyük bir oran olduğunu sanmıyorum. Yükselen vaka sayısı da öngörülerimiz ile uygun; beklendiği gibi. Yine ölü sayısının diğer ülkelerden daha az olduğunu görüyoruz. Yani geneline bakıldığında çok da uzak, geride olmadığımızı görebilirsiniz. Her ne kadar her vakayı göremesek de daha az test yapan ülkelere oranla iyi durumdayız.

Örneğin İtalya gibi mi?

İtalya’da hastaneye gidenler test ediliyor. Genelde hastanede yeterince test olmadığını bildikleri için de birçoğu semptomlara rağmen evde kalıyor. Ancak daha da kötüleştiklerinde doğrudan hastaneye gidiyorlar. Gittiklerinde nefes darlığı çektikleri için de direkt yoğun bakıma alınıyorlar. Orada ilk kez test ediliyorlar. İtalya’da kaydedilen vakaların ortalama yaşı bizimkinden çok daha yüksektir. Çok sayıda kayıt edilmemiş genç İtalya‘nın olduğunu veya enfekte olup iyileştiğini düşünüyorum. Bu da oradaki virüsten ölenlerin sayısının neden yüksek olduğunu açıklıyor.

Almanya’da yapılan testler yeterli mi? Başa çıkabiliyorlar mı?

Bir noktada bu artık mümkün olmayacak. Test sayısını vaka sayısı artışı hızında gerçekleştiremeyiz. Zaten hasta olanlardan bazıları Covid-19’dan ölecek. Ve artık herkesi test edemediğimiz için, istatistiklerde herkes olmayacak; ölüm vakaları artacaktır. Virüs daha tehlikeli hale gelmiş gibi görünecek, ancak bu bir çarpıtma. Giderek daha fazla vakayı gözden kaçırıyoruz.

Buna karşı ne yapılabilir?

Kısa yollar denemeliyiz; yani bir ailede bir kişinin testi pozitif çıkarsa diğer aile bireylerini test etmeden de pozitif değerlendirmeliyiz. Çünkü eğer bir aile üyesine virüs bulaşmışsa diğer herkese bulaşır. Böylece testten tasarruf edersiniz. Enfekte olduğunuzu düşünün ve ertesi gün eşinizin test için sıraya girmesi gerekir ancak erken olduğu için bir süre sonra tekrar test edilmeli. Bu hiç mantıklı değil. Tüm ailenin doğrudan ev izolasyonunda/karantinada kalması daha iyidir. Bu yol Hollanda’da zaten izleniyor; bunu Almanya’daki sağlık makamlarına önereceğim.

Başka hangi seçenekler var?

Bir süre sonra insanlar kendilerinde gördükleri semptomlar ve istatistiklerden yola çıkarak test edilmek için bilgi verecek. Aynı zamanda testler sadece riskli kişiler odaklı yapılacaktır. Bir ev doktoru olarak, bir sağlıklı üniversite öğrencisi karantinada kalıp Netflix’te dizisini izliyorsa onun sağlık durumunu öğrenmem gerekmiyor. Kalsın evinde iyileşmeyi beklesin. Ancak 70 yaşında birinin hastalanmasına daha farklı yaklaşırım. Evinde izole yaşıyorsa her iki günde bir arayıp nefes darlığının nasıl olduğunu sorarım ki vaktinde hastaneye kaldırılsın, daha sonra akciğerleri birbirine yapışmış halde yoğun bakıma alınmasın.

Yakında daha hızlı testlerimiz olabilecek mi?

Antikorları tespit eden testler ticari olarak satışa sunuldu. Muhtemelen değişken kalitede ve ancak on gün sonra etkisini gösterir, çünkü ancak o zaman hastalarda antikor geliştirir. Tabiri caizse bu testler, ilk on gün kördür. Bir anti gen testinin geliştirilmesini beklemeliyiz. Bu testler format olarak  -hamilelik testi gibi- hızlı değerlendiriyor. Söz konusu testler iyi çalışıyorsa mevcut testlerle değiştirebilir. Böylece bekleme sırası da kalkar. Umarım Mayıs’ta bu testler geliştirilir.

Mayıs’a kadar milyonlarca insana bulaşmış olabilir. Alman klinikleri buna ne kadar iyi hazırlandı?

Nasıl hesaplandığına ve kiminle konuşulduğuna bakılmaksızın, vaka sayısını düşürmemiz gerekiyor. Aksi takdirde başaramayız ve birkaç hafta içinde İtalya ile aynı sorunları yaşarız. Belki daha fazla yatağımız var, belki biraz daha iyi eğitildik ama hala yoğun bakım alanımız yetersiz. Mevcut rakamları varsayarak, kapasiteyi iki katına çıkarmanız gerekir.

Federal ve eyalet hükümetleri hafif vakalar için acil durum planı geliştirdi; ek kapasiteler oluşturulacak ve yatak sayısı iki katına çıkarılacak.

İyi bir plan… Mevcut tedbir almak için zamana ihtiyacımız var. Daha fazla hastane aletleri sipariş ediliyor. Boşaltılan hastane alanları ofis olarak kullanılıyor, yeni yataklar yerleştiriliyor. Bu süreçte önceliğimiz aşı üretmek değil, daha fazla zaman kazanmaktır.

Virüse geri dönecek olursak; uzun yıllardır koronavirüsleri araştırıyorsunuz. Sars-CoV-2 virüsünde sizi en çok ne şaşırttı?

Virüsün gırtlakta artması. 2002/2003 yıllarında salgına neden olan Sars virüsü boğazdan ayrılmazdı. Sars hastalarında virüs vücuda daha az yayılırdı ve patojen çok daha az bulaşıcıydı. Yeni korona virüsünde de şaşırtıcı bir biyolojik yenilik daha var: virüsün protein yüzeyindeki proteaz ayrılma bölünümü var. Kuş gribi arasındaki fark, patojenin kümes hayvanlarını daha çok hasta yapıp yapmadığıdır.

Bu proteaz ayrılma bölümü biraz daha açar mısınız?

Virüsün olgunlaşıp bir sonraki hücreye geçiş yapabilmesi için protein yüzeyi ayrılmalı. Ve bu bölüm, son enfekte hücreden çıkarıldığında kesilmesini sağlayacaktır. Tıpkı not defterinde daha iyi yırtabilmeniz için önceden delinmiş kağıtlar gibi düşünebilirsiniz. Sars-CoV-2’de bu delinmeler var.

Bu hastalık için ne anlama geliyor?

Bu henüz bilinmiyor. Virüsün diğer hücreye geçiş yapması bir önceki hücreden olgunlaşmış vaziyette ayrılmasını sağlayabilir. Bu da, Sars-CoV-2’nin boğazda çoğalmasının ve çok kolay bulaşmasının bir nedeni olabilir. Her şeyi açıklığa kavuşturmak zorundayız.

Tıpkı ölüm vakaları sorunu gibi…

Şu anda bir başka boyutu daha önemli: Enfeksiyon ölüm oranı. Enfekte kişilerden kaçı öldü? Kaçının semptomu azdı veya hiç semptomu yoktu ve bu nedenle vaka olarak kaydedilmemişti. Dolayısıyla, açıklanmayan rakamın ne kadar yüksek olduğu bilinmeli. Kaç kişi tamamen semptomsuz veya kaçında sadece hafif boğaz ağrısı vardı? Almanya’da yapılan incelemelere göre, ilk vakalar arasında bu tür kişiler çoktu. Duyumlarıma göre, vakaların yüzde 80’i hafif rahatsızlık sonrası ortaya çıktı. Benim izlenimime göre bu rakam daha fazla. Bunu öğrenmek gerekir.

Covid-19’da özellikle yaşlı ve hasta insanların risk altında olduğu söyleniyor. Ancak 30’lu yaşlarda yoğun bakımda olan, hatta hayatını kaybedenler var. Bu nasıl oluyor?

Solunum yolu hastalıklarında gençler de ciddi şekilde hastalanabiliyor. Basında yoğun bakımında 35 yaşında bir gencin haberini duyuyoruz ancak onlar hakkında çok az şey biliyoruz; o yaşta birinin ciddi hastalıkları olabilir. VKİ’si (Vücut Kitle İndeksi) yüksek olanlar ve kronik kalp hastalarının Covid-19 için önemli bir risk faktörü olduğunu biliyoruz; bu, vasküler kalsifikasyon nedeniyle koroner arterlerin daralması demektir.

Akciğer iltihabı, kardiyovasküler sistemini zorluyor. Önceden hasar görmüşse daha da ağırlaşabilir ve 35-50 yaşları arasında bu tür risk faktörleriyle yaşayan birçok kişi var. Başka bir var sayım ise birisinin büyük miktarda virüsü doğrudan akciğerlere solumasıdır; bu virüs daha sonra boğazda  bir bağışıklık tepkisi tetiklemeden derin hava yollarında çoğalır. O zaman insanlar gerçekten hastalanabilir ve vücut buna karşı çare bulamaz. Dediğim gibi bu bir varsayım.

Vakalara baktığımızda erkeklerin daha fazla hastalandığını görebiliyoruz? Buna dair bir bilgi var mı?

Bunu henüz bilmiyoruz. Risk faktörleri daha çok erkeklerde ortaya çıktığı için bu şekilde yorumlanmış olabilir. Bazı araştırmalara göre, virüsün hücrelere girmek için kullandığı bağlanma bölgesi özellikle erkekler ve Asyalıların hücrelerinde görülüyor. Ama dürüst olmak gerekirse bence bu durum resme çok iyi uyduğu için bu şekilde yorumlandı. Halbuki salgın, Çin dışında da görüldü. Dolayısıyla bu argümanın çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Bununla ilgili elimizde henüz iyi bir veri yok.

Salgın için ne ilaçların ne de aşıların zamanında yetişemeyeceğini defalarca söylediniz. Hiç umut yok mu?

Bu durum, düzenlemelerin yetersiz olacağı bir hale gelebilir. Bu kriz için aşı onayının bazı boyutları gözden kaçırıldığını ve iyi denenmemiş aşıların kullanıldığını düşünebiliriz. Bunlar maceracı fikirler ve bu sadece bir spekülasyon. Ama durum çok kötüleşirse – ki bu çok uzak bir durum değil – böyle bir şey mantıklı olurdu. Bazı biyotek firmaları her halükarda uzun zamandan beri gönüllü aşı adayları listesine sahip.

ABD’de ilk kez bir gönüllü üzerinde, biyoteknoloji şirketi tarafından üretilen aşı denendi. Mesajcı RNA; yani genetik parçacıklara dayalı bir aşı. Size göre bu doğru bir adım mı?

Bunu değerlendiremem; sanırım daha hızlı bir adım. Ancak kitlenin buna ihtiyacı olup olmadığından pek emin değilim. Şu anda bu, virüsü seri olarak üretilebilen ve bağışıklık sisteminin büyük miktarlarda antikorlar oluşturduğu bir yüzeysel protein olabilir. Bazı şirketler bu yolu izliyor. Bu aşı daha sonra risk gruplarına yapılacaktır. Gerçekten kötüleşirse böyle bir şey düşünebilir.

Ne zaman bu adımı atacak kadar kötü bir duruma gelinecek?

Şu anda bunu hayal edemiyorum; etmek de istemiyorum.

İlacın ümit verici olduğunu düşünüyor musunuz?

Başlangıçta Ebola’ya karşı geliştirilen Remdesivir ilacını iyi bir seçenek olarak görüyorum. Araştırmalar devam ediyor. Ancak şu anda üretici, çok ciddi hasta olan ve sadece kısa bir süreliğine kullanılmasına izin veriyor. Aslında bu insanlara daha erken verilmek isteniyor ama bunun için daha geniş verilere ihtiyaç var. Ancak ilk sonuçları beklemek zorundayız.

Peki ya diğer ilaçlar?

Diğer ilaçları bir seçenek görmüyorum. Ne antimalaryal sıtma ilacı klorokin ne de HIV ilaçları ritonavir/lopinavir. Her ikisi de klinik çalışmalarda inceleniyor, ancak sonuçlar pek inandırıcı değil.

Görünüşe göre İtalya enfeksiyondan kurtulanları plazmasıyla tedavilere başlamak üzere.

Bu konuda henüz yayınlanmış veri olmasa da yakın bir ihtimal. Ancak çok sayıda genç ve sağlıklı plazma donörleri var. Hastalandıklarında şimdiye kadarki en iyi antikorları üreteceklerdir. Hastaya doğru zamanda uygulanırsa bu mantıklı bir seçenek olacaktır. Almanya’da iki ay sonra ilk vaka raporlarının açıklanacağını düşünüyorum. Ancak önlemlere rağmen, hızlı bir başarı beklenemez.

Artan sıcaklıkların da etkisi olmayacak mı?

Muhtemelen bu etkili olmayacak. Salgını durduramayacaksa da yardımcı olacak. İzolasyon önlemleriyle birlikte, bir ay içinde bir etki göreceğimize inanıyorum.

Peki sonra? Sırada ne var?

Alınan önlemler aynı şekilde sürdürülmese de, toplum olarak bir yıl boyunca olağanüstü halde kalabileceğimizi varsaymamız gerekir. Yeniden düzenlemelere gidilecektir. Ancak Paskalya’dan sonraki haftaya kadar, vaka gelişimini takip ederek gerçekten tutarlı bir şekilde hareket etmeliyiz.

Bir yıl olağanüstü hal? Bizi nasıl bir yaşam bekliyor?

Bunu kimse bilemez. Benim de nasıl olacağına dair bir fikrim yok. En önemlisi; özellikle okullara bir çare bulunmalı. Üniversite öğrencilerin bir-iki sömester kaybetmesinden çok bir yıl okul kaybı/sınıf tekrarı çok daha zor olmalı. Çünkü bu durumdan ekonomi de etkilenecek. Buna bir çözüm bulmalıyız. Tabii risk gruplarına da.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Özellikle risk grupları için bazı önlemler geliştirebilir. Örneğin; yaşlılar ve riskli hastalar sürekli olarak erken test edilebilir ve hastaneye daha erken alınabilir. Ve risk grubu üyeleri için, evden çalışma (homeoffice) kurulabilir. Yaşlıları evde nasıl izole edebileceğimiz konusunda çözümler bulabiliriz. Onlara ulaştırma ve gıda hizmeti yapılmalı. Bunun için gönüllüler; belki askeriye de (Bundeswehr) yardımcı olabilir. Özellikle çocukların, mümkün olduğu kadar risk gruplarından uzak durması gerekir.

O zaman okullar tekrar açılabilir mi?

Şöyle düşünebiliriz: Okula ve sınıflara geçişler ikiye ayrılabilir, böylece kalabalığı azaltabiliriz, teneffüs ve molalar kaldırılabilir. Sosyal alanlar kullanıma kapalı kalacak. Böylece risk azaltabilir. Bunun için bir planlama gerekir ki zaten okullar Paskalya sonrasına kadar kadar kapalı olduğu için zamanımız var. En önemlisi, okulun durumu hakkında bilimsel verilere ihtiyacımız var.

Peki ya anneanne, babaanne ve dedeler torunlarını tekrar görmek isterse?

Sanırım torunların, anneanne, büyükanne ve dedeye bulaştırmadıklarından emin olmak için, ziyaret etmek istediklerinde test yapmaları gerekecek. İşte şimdi bu ayrıntıları açıklığa kavuşturmak gerekir. Siyasi kararlarla şimdilik sadece sosyal yaşam durduruldu. Umarım bilimsel bilgiler ve model hesaplamalarla Almanya’ya özel yeni düzenlemeler yapılabilir.

İnsanlar işlerine ne zaman geri dönebilecek?

Tıpta, işe gidebilmeniz için serbestçe test edilme fikri zaten var. Anti gen testi mevcut olsaydı, diğer meslek gruplarda da genişletilebilirdi. Almanya’da enfeksiyon dalgasıyla 10-15 milyon insana bulaştığını varsayacak olursak, yakında çok sayıda antikorlu insanlarımız olacak, bağışıklık kazanmış. Maske olmadan da çalışabilecek hemşire ve doktorlar olabilecek. Diğer mesleklerde de hastalığı atlatan olacak.

Bu insanlar ne kadar sürede bağışıklık kazanır?

Enfekte olan kişi, salgın boyunca bir daha enfekte kapmayacak yani bağışıklık kazanması muhtemeldir. Bu süreç birkaç yıl da sürebilir. İleriki zamanda tekrar virüse yakalansa bile, zararsız bir soğuk algınlığı ile geçirebilir. Bir sonraki enfeksiyon artık zor geçmeyecektir. En azından ben öyle tahmin ediyorum.

Daha önce enfekte olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?

Toplumda kesitsel araştırma yaparak. Bir yazın bir de Ekim’de. Bunu yapmanın en iyi yolu, zaten kan bağışının yapıldığı ve depolandığı kan bankalarında yapmaktır. Amaç, her yaş grubu için kaç kişinin enfeksiyondan kurtulduğunu ve antikorları olduğunu öğrenmek. Bu şekilde enfekte olma ihtimali olan yüzde 60 ila 70’in ulaşılıp ulaşılmadığını öğrenebilirsiniz.

Ve bir buçuk yıldan sonra virüsten kurtuluyoruz?

Hayır, muhtemelen diğer korona virüsleri gibi sadece soğuk algınlığına neden olacaktır. Onlarla yaşamak zorundayız, ancak şimdi salgından kurtulursak onlar bizim için çok tehlikeli olmayacak.

Kulağa zorlu bir süreç gibi geliyor. Toplum olarak bunu başarabilir miyiz?

Zor bir süreç olacak ve büyük ekonomik kayıplar yaşanacak ama evet: Elbette başaracağız. Başarmalıyız.

* Çeviri: Dîlan Karacadağ