Çığlık

Bir fotoğraf düşüyor basına. Sosyal medya hesaplarında dolaşıyor bu fotoğraf. Bombardıman altında kaçmaya çalışan kadınlı, erkekli çocuklu bir kafile. Kaçmaya çalışan kafilenin gerisinde kalmış bir çocuk, fotoğrafın çekildiği yöne doğru dönmüş bütün bedenini kullanarak nefesine doldurduğu öfkeyi bir çığlığın sırtına yükleyip fırlatıyor ağzından. Bütün bedeni, bütün yüz hatları bir yay gibi gerilmiş. Gözlerinde binlerce öfke oku biriktirmiş. Öfkesinin sadece şu ana, şu andaki bombardımana, yıkıma, ölüme, ölümden kaçışa, evini, oyuncaklarını terk edişe ait olmadığı çok belli. Kısacık ömrüne kim bilir kaç tane böyle kaçış sığdırdı.

İdlib’deki savaşa dair bir fotoğraf olarak paylaşılmış. Fotoğraf gerçekten İdlib’e mi ait yoksa başka bir yerde başka bir zamanda mı çekilmiş, bu kadar yalan ve manipülatif haber üretilen ortamda çok emin olunacak bir durum değil. Ama kimse fotoğrafın sahte olduğunu iddia edemez. Ya da kurmaca üretilmiş bir fotoğraf olduğu asla iddia edilemez. Hiçbir yönetmen, hiçbir ajitasyon ve propaganda birimi böyle bu çocuğun bütün bedenine yüklenmiş olan bu öfkeyi üretemez. O yüzden de bu fotoğrafın hangi zamana ve hangi mekana ait olduğunun bir önemi yok. Ortadoğu’da süren cehennem üreten savaşların çok sarih bir özeti. Bu fotoğraf üstüne savaşa dair başka ne kadar laf edilebilir bilmiyorum. Erdoğan ile Esad’ın, Putin ile Trump’ın ateşkesi bitene kadar bir yerde yeniden kendine barınacak bir yer inşa edecek, bir yerinden hayata yeniden tutunacak ve titanlar yeni bir savaşa karar verdiğinde eğer küçücük bedeni bombalar, şarapnel parçalarıyla paramparça edilmemişse yeniden kaçacak, yeniden kaçacak belki de artık bu fotoğraftaki gibi artık çığlık atacak dermanı da kalmayacak. Bu çığlık bir isyan olduğu kadar bir yaşama tutunma eylemi de zira.

Norveçli ressam Edvard Munch’ın varoluşsal ızdırabını anlattığı “Çığlık” tablosunda sarı, turuncu, kırmızıya bürünmüş bir gökyüzünün altında, köprünün ortasında durmuş hem kadına hem erkeğe benzeyen bir insan figürü gözleri faltaşı gibi açılmış, bakanı yerine mıhlayan bir çığlık atıyor. İki elinin arasına aldığı daha çok bir kafatasını andıran kafadaki ağızdan çıkan bu çığlığa ait beden ise son derece sakin duruyor bu fotoğrafta, çığlık atan çocuğun bedeninin aksine. Munch’ın resminde arka planda duran iki insan ve suda duran gemi de son derece sakin ve normal duruyorlar. Bu amorf kafadan çıkan çığlığı hiç duymuyor gibiler sanki. Çığlık atan insanın kafasının ve çığlığının anormalliği dışındaki her şey çok normal olsa da büyük bir korku havası saklı bütün resme.

Munch’ın resminde izleyeni korkutan şey bu çığlığa rağmen etrafta yaşanan normallik. Kafası bu şekli almış ve böylesi canhıraş bir çığlık atan birisi orta yerde duruyorken herkesin hiçbir şey olmuyormuş gibi normal davranmasının anormalliğini çok dehşetengiz bir şekilde gözler önüne seren bir resim bu. Savaş alanına ait bu fotoğraf arasındaki tek benzerlik çığlık atan birer insanı göstermesi olsa da insana neredeyse bu fotoğrafın da bu resmin de aynı elden, aynı fikirden, aynı kafadan çıktığını hissettiriyor. Çocukla aynı fotoğrafta yer alan ve bombardımandan kaçan kalabalık her ne kadar Munch’ın tablosundaki insanlar gibi sakin değillerse de tümünün bedeninde savaştan, bombardımandan kaçmaya dair bir alışılmışlık, bir normallik var.

Hepsinin sırtı fotoğrafa bakanlara dönükken ileriye doğru koşarken çocuk geride duruyor, bedeni ve yüzü fotoğrafı çekene yahut fotoğrafa bakanlara dönük. Kaçmak yerine öfkelenmeyi, yani savaş ve yıkımı normal kabul edip bundan kaçmak refleksi yerine buna isyan ve itiraz etmeyi seçmiş tıpkı Munch’ın tablosundaki insan gibi. Munch’ın resmindeki insanın etrafındaki diğer insanlar gibi kendilerini çevreleyen korkuya teslim olup normalleştirmek yerine itiraz etmeyi, çığlık atmayı, anormalliği tercih etmesi gibi. Eğer çığlık atmazsa bedenine dolanan normalliğin kafasına da sineceğini ve etrafındaki insanlar gibi olacağının farkında. Fotoğraftaki çocuğun ise normallik, hala bedeninin hiçbir yerine sirayet etmemiş. Bütün bedenini bir çığlığa dönüştürmüş fotoğrafı çekenin, ya da fotoğrafı izleyenlerin yüzüne fırlatıyor kendini. Munch’ın tablosundaki insanın kurtuluşa dair çok bir şansı yok büyük ihtimalle, hastalık bedene sirayet etmiş. Eğer vahşetin normalleştirilmesinin bizi teslim alacağı felaketten kurtulmak istiyorsak, eğer bir kurtuluştan söz edeceksek bütün bedeni, bütün ruhu baştan sona bir öfkeye ve bir çığlığa dönüştürmek lazım gelmez mi?