Çözüm dili

Kürt Halk Önderi Öcalan’ın 21 Mart Newroz mesajıyla başlayan süreç, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın 25 Nisan 2013 tarihli basın toplantısıyla yeni bir aşamaya girmiştir. Daha önce ateşkes ve eylemsizik kararını açıklayan Karayılan, şimdi de geri çekilme sürecini açıklamıştır. Geri çekilmenin gerekçelerini ve şartlarını açıklayan Karayılan bu sürecin doğru değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle sadece devlete değil tüm halklara, tüm ezilenlere düşen görevleri dile getirmiştir.

Karayılan’ın açıklaması Kürdistan, Türkiye ve tüm dünyada olumlu karşılanırken, bazı ulusalcı-milliyetçi odakların, savaş rantçılarının sürece karşı kör direnişi de sürüyor. Kürdistan halkının kırk yıllık savaşını anlamayan-anlamak istemeyenler, bugün de barış sürecini anlamıyor-anlamak istemiyor. Hala daha şehit-gazi kışkırtmalarıyla süreci sabote etmeye teşebbüs ediyorlar. Bunlar savaşın kırk sene daha sürmesi, kan dökülmesi sayesinde rantçılıklarını sürdürebileceklerini, barışçı çözüm karşısında tezgahı toplayıp kaçmak zorunda olduklarını görüyorlar. Bunun korkusu ve paniği içinde ne yapacakları belli olmaz. Bunlar “PKK çekilmiyor” diyorlar. Herkes bilir ki PKK verdiği sözü tutabilecek güçtedir ve tutmaktadır. 20 senedir çözüm için her türlü sorumluluk ve yükün altına girmiştir. Çözüm girişimlerini boşa çıkaran devlet içindeki savaş rantçısı odaklar ve onların uzantıları olmuştur. Bu nedenle bugün de süreci bozmak ve tersine çevirmek için saldırmaktadırlar.
Bu nedenlerle çözüm dili çok önem kazanıyor. Özellikle hükümet sözcüleri ve hükümete yakın ağızlar-kalemler başta olmak üzere bazıları bir çelişki içindedir. Kürt sorununu hala terör-terörist gibi kelimelerle çözmeye kalkışmak, son kırk senelik savaştan da başlayan çözüm sürecinden de hiçbir şey anlamamak demektir. 1925’ten beri devletin eşkıya-şaki-kaçakçı-hain-anarşist-bölücü terörist söylemiyle yaptığı katliamlar sorunu çözmemiş ve büyütmüştür. Sorun kangrenleşme noktasına getirilmiştir. Eski inkarcı dilin hala kullanılması Kürt halkı ve tüm ezilenlerin hafızalarındaki katliam dolu acı günleri çağrıştırmaktadır. Bugün bu dönem geride bırakılıp çözüm sürecinin hızla ilerlemesi isteniyorsa eski dönemin dili de bırakılmalı ve çözüm dili egemen olmalıdır.
Çözüm dili ve çabası ezilen tüm halklara, dinlere, mezheplere, cinslere de egemen olmalıdır. Bazılarının iddia ettiği gibi perde arkasında bir pazarlık-al-ver ilişkisi yoktur. Bunun belirtisi de yoktur. Ateşkes ve barışçı çözüm ortamında yeni bir mücadele süreci başlamıştır. Devlet bugüne kadar, savaş nedeniyle ülkenin gündemini büyük ölçüde kilitlemiştir. Ezilenlerin her türlü muhalefetini düşman ilan ederek susturmuştur. Yeni dönemde savaş gündemden düşeceğine göre sivil kitle mücadelesi ağırlık ve belirleyicilik kazanacaktır. Bu nedenle belli başlı siyasal akımların, işçi örgütlerinin, ezilen ulus-din-mezhep örgütlerinin süreci umutla karşılaması olumludur. Ancak bu olumlu yaklaşımların sahipleri hızla ortak bir mücadele içinde birleşmelidir.
Barış ve demokratik çözümden yana olanlar, kendi aralarındaki farklılıklar ne olursa olsun ezilenlerin temel hedefleri etrafında birleşmek ve mücadeleyi yükseltmek zorundadır. Farklılıkları ayrışmanın ve çatışmanın nedeni olarak değil, mücadelemizin zenginliği olarak görmek ve mücadelemizi bütünleştirmek zorundayız. Böyle bir mücadele vermeyen-veremeyenler hiçbir şey kazanamaz. Oysa ezilenlerin bugüne kadar verdikleri mücadeleyi yükselterek kazanma aşamasına ulaşmaları gerekiyor. Bunun şartları oluşmuştur. Bu olumlu zemini görmek ve doğru değerlendirmek şarttır. “Aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerler” temelinde yeni bir yaşam kurmak istiyorsak bu amaçla hep birlikte mücadele etmek zorundayız. “Bizi tüm kurtaracak olan kendi kollarımız” ise elele omuz omuza vermek zorundayız.
21 Mart Newroz mesajıyla Amed’de ilan edilen ve halkın desteğini kazanan çözüm süreci, 1 Mayıs alanlarında da yankılanacaktır. Türkiye işçi sınıfı ve tüm ezilenler barışçı çözüm sürecini enternasyonalist dayanışma bilinci ve ruhuyla selamlayacaktır. Newroz ve 1 Mayıs bütün milliyetlerden işçilerin-emekçilerin dilinde, gönlünde, bilincinde ve meydanlarda birleşecektir.
1 Mayıs bütün işçilerin ve ezilen halkların “Birlik-Dayanışma ve Mücadele günü”dür.
Meydanlarda barışa, kardeşliğe olan özlemlerini haykıracak olan kadınlara-gençlere- işçilere-emekçilere selam olsun.
İşçi sınıfının ve tüm ezilen halkların 1 Mayıs bayramı kutlu olsun.
BİJÎ 1 GULAN!