Çukurca bir acı çukuru!

Çukurca’da PKK’nin önceki akşam gerçekleştirdiği sekiz ayrı saldırıda 24 can toprağa (devletin resmi rakamlarına göre) düştü. Bu yirmi dört can Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu idi… Daha kaç can daha bu çatışmalar esnasında toprağa düştü bilmiyoruz. Bilmiyoruz, çünkü Türk kamuoyu ve medyası PKK’li canlar ile ilgilenmiyorlar. Onları can olarak bile görmüyorlar. Gerillaları rakamlardan ibaret sanıyorlar.
Hamas, İsrailli asker Gilad Şalit’i, Filistinli 1027 tutuklu karşılığında serbest bıraktı. İsrail, insanının değerini biliyor. İsrail kamuoyu esir askerleri ile ilgilendiler, sağ bırakılması için çaba gösterdiler ve özen gösterdiler. Türkiye kamuoyu ise PKK’nin elinde kaç asker olduğunu bilmiyor. Bununla pek ilgili de değiller. Basın ve hükümet hiçbir şey olmamış gibi yaklaşıyor. Türkiye devleti ve hükümeti insanına değer vermiyor. Türkiye basını Başbakan Erdoğan’ın Hamas ile İsrail hükümeti arasında esir takasında gösterdiği çabadan bahsediyorlar. Ancak aynı başbakan PKK’nin 12 Temmuz 2011 tarihinde esir aldığı iki askerin bırakılması için hiç çaba harcamıyor… Başbakan ve devlet Astsubay Abdullah Sökçeler ile Uzman Çavuş Zihni Koç’u unutmuş sanki. Hükümet vatandaşına yabancılaşmış gibi…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; “Saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle alınacaktır” dedi. Bu beyan, tanklarla, uçaklarla, komandolarla, özel harekatçılarla ve helikopterlerle PKK’li canları toprağa düşüreceğiz demek…
Ne hükümet, ne meclis, PKK’li canların acısını duymuyorlar. Acısını duymadıkları için hep öldürüyorlar. Öldürme yeminleri ediyorlar. Bunlar öldürmek ve ölmek aşıkları! Cumhurbaşkanına intikam hamaseti, ölen asker ve gerillaların ailelerine ise göğüslerini bir ömür yumruklamak düşüyor. Acı çukurunda 24 tünel açıldı… 24 aile ve daha bilmediklerimiz göğsünü yumruklayacak…
Toplum olarak ölümler karşısında tepkilerimiz o kadar çok farklı ki… Bir tarafta asker ölümlerine üzülenler ve gerilla ölümlerine sevinenler, öbür tarafta gerilla ölümlerine üzülenler ve asker ölümlerine sevinenler… Gerilla ölümlerine sevinmek faşizanlıktır, asker ölümlerine sevinmek faşizanlıktır. Üzülüyorum, yüreğim kanıyor asker ve gerilla ölümleri karşısında…
“Bu toprakları kanla aldık kanla koruyacağız” deniliyor. Gerilla ölümleri Türklere karşı öfke yaratıyor! Asker-polis ölümleri Kürtlere nefrete yol açıyor. Nefret, nefreti besliyor. Faşist slogan ve söylemlerle bu topraklar kurulamadığı gibi korunamaz da… Hamaseti terk etmedikçe Türkiye kalıcı barışını sağlayamaz.
Çukurca saldırısı sonrasında bir işletme sahibi, Twitter da yaydığı tvitinde yazmış: “Yanımda çalışan 6 Kürt işçiyi işten çıkardım, yüreğim soğudu.” İşletme sahibi içindeki kor ateşi Kürt işçileri ekmeğinden ederek soğutuyor. Cumhurbaşkanı intikam yeminleriyle, ordu ise operasyonlarla…
Kimi gazeteler ve TV’ler PKK’ye karşı Kürtleri ve Türkleri yürümeye davet ediyorlar. TRT habere katılan kimi profesör unvanlı ırkçılar ise PKK’nin bir Kürt örgütü değil Ermeni örgütü olduğunu söyleyerek, Kürtleri kazanmaya çalışıyor. Ermenilere karşı nefret tohumları ekiyor. Yürümek “kahrolsun PKK!” diyerek olmaz. Yürümek “KAHROLSUN MİLLİYETÇİLİK, KAHROLSUN SAVAŞ VE SAVAŞ AŞIKLARI!” diyerek olur…
Kırk yıldır savaş var. Savaş hamaset ile barışa evrilmiyor. Hükümet ve devletin akla çöp muamelesi yaparak ve silaha kutsallık atfederek yürüttüğü politika, Kürt sorununu çözmüyor.
Şimdi gün, şahinlerin günüdür. Yaşamdan soğuyanların, küsenlerin, kızanların meydanı… “Barış“ diyenlerin ise linç edilme günüdür.
Yine de barış hala güzel. Hep birlikte BARIŞ’ı büyütelim!